O Ne–O Gezegeni, hem çocuklara hem anne-babalarına, hayatın içinden fotoğrafları anlatan, gösteren bir harikalar diyarı.
Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan O – Ne – O Gezegeni, Gürsen Özen’in çocuk dünyasının umutlarını, özlemlerini, kırgınlıklarını dillendiren Seke Seke Uçtu Öyküler ve “her çocuk oyunlarının kahramanı, düşlerinin yönetmenidir” cümlesinin ışığı altında şekillenen Lokumlu Masa’dan sonraki üçüncü kitabı. 120 sayfadan mürekkep bu çalışma; öğretmenlik tecrübesini edebi bir üslupla öykülerine taşıyan yazarın hatıralar koleksiyonundan derlediği oldukça samimi dokuz öyküden oluşuyor. Anlatılar; okuru hem bir an evvel büyümek hem de daima çocuk kalmak isteyenlerin kalbine, sofrasına, bahçesine, okul koridorlarına misafir ediyor. Hâliyle patlayan mısırlar gibi sınıftan güle oynaya çıkan, karnını oyunla doyuran öğrenciler, elma veren limon ağaçları, 23 Nisan’da papatya olan çocuklar, kayan-filler, geri geri koşan elektrik direkleri, tekerlekli bavullar, lokumdan tatlı sofralar, kilitli günlükler, ilk kez anahtarlık sahibi olmalar, bahçelerde koşturmacalar gibi hemen herkesin belleğinde bir şekilde dolaşan, dolanan manzaralara şahitlik ediyorsunuz.
Limon Ekşiliğinde, Elma Tadında Hatıralar…

Yusuf Tansu Özel’in resimleri ile seyahate çıktığımız bu dünya; O – Ne – O Gezegeni, Tulumba, Şifreli Mavi Bavul, Çerçi, Papatya Olduk Biz, Anahtarlıktaki Ayıcık, Güller ve Karıncalar, Dedemin Hııı-Parmağı ve MüMüGüÇoVa öyküleri ile ses veriyor. “Zili çalmadan önce, ayağımda kocaman pembe plastik terliklerle kapının önünde biraz bekledim. Sol ayağımın çorabı bir utangaç, bir utangaç… Parmaklarımı gıdıklıyor,” cümleleri ile açılan anlatı sıcak bir kurgunun etrafında sürüyor ve hangi öykünün nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile. Yazar; sadece çocuklara değil, pişi kokan babaanne sabahlarının özlemini duyan anne-babalara da sesleniyor: “Eh ama olsun, o yazlardan, çocuk ruhlarını bana armağan eden arkadaşlarımdan ne çok anı kaldı bana. Yaşıtlarıma anlatacağım ne çok hikâye… O ilkel hâliyle onca ürüne hayat veren tulumbam, çıtır çıtır pişiler nasıl çıkar aklımdan artık? Ve sevgili Fatma Teyzem ve onun limon çekirdeğinden bir yılda elma veren ağacı. Limon ekşiliğinde, elma tadında bir yalana çocuk olup inanmak da güzeldir aslında. Niye olmasın? Masal bu ya, hep üç elma düşer gökten, tüm çocuklar paylaşsın diye.”
“Anlattıklarım Bana Hiç Yabancı Gelmiyor”
Bu arada bir röportajında, “Neden çocuklar için yazıyorsunuz?” sorusuna Gürsen Özen, şu cevabı vermişti ki bence bu yanıt öykülerin arka planını anlatması açısından mühim: “Çocuklar için yazmak bir eğitimci olarak onlara kendimi borçlu hissetmemden kaynaklanıyor öncelikle. Onların güzel dünyalarından ödünç aldıklarımı geri veriyorum bir şekilde. Onlar her yaşta her şeyin samimi alıcısı oluyorlar. Bir edebiyat ve Türkçe öğretmeni olarak onların bu alıcı iştahlarına ben güzelliklerle karşılık vermek istedim. Emeklilik yaşamımda onlardan kopmak istemedim. Onların arasında sözcüklerle dolaştım. Öykülerimin sayfalarına dokunsunlar, satırlarımda kendilerini arasınlar bulsunlar istedim. Onları, onlara anlattım. Çok iyi biliyorum çocuklar kendilerine seven, onlara iyi ve güzel şeyler sunanların değerini bilirler. Çocukları anlatırken aslında biraz da kendimi anlatıyorum. Anlattıklarım bana hiç yabancı gelmiyor. Onlardan biriymişim gibi arkadaşlık kuruyorum, aralarına karışıyor, oynuyor, eğleniyor, üzülüyor, seviniyorum.”
Özetle O Ne–O Gezegeni, hem çocuklara hem anne-babalarına, hayatın içinden fotoğrafları anlatan, gösteren bir harikalar diyarı. Her şeyin masum kaldığı, kirletilmediği bir dünyadan bugüne uzanan mektuplar aslında. Bundan sebep posta kutunuza bakın Gürsen Özen, size zarf bırakmış olabilir.






