Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Aralık 2016

Edebiyat

Oturarak Okuduğum Kitaplar ve Ayakta Okuduğum Kitaplar

José Vasconcelos Calderón

Paylaş

39

0


Bir kitap da bir yolculuk gibi kaygıyla başlar ve hüzünle biter. Duyguların derin, kişinin iyimser olmasıyla asla kitap yazılmaz.
José Vasconcelos Calderón
Kitapları birbirlerinden ayırt etmek için okurken bende yarattıkları duygulara göre bir sınıflandırma yapıyorum bir süredir. Onları oturarak okuduğum kitaplar ve ayakta okuduğum kitaplar diye ikiye ayırıyorum. İlk sınıfa dahil olanlar hoş, öğretici, güzel, özel ya da basbayağı saçma ve sıkıcı olabilir; ancak hiçbiri bizi normal davranış kalıplarımızdan, alışkanlıklarımızdan koparıp almaya muktedir değildir. Bir de öyle kitaplar vardır ki, başlar başlamaz bizi yerimizden kaldırır, sanki topraktan bir tür güç alıyordur da bizi topuklarımızdan iterek doğrulmaya zorlarlar. Bu kitapları okumayız, nutuk atar gibi söyleriz; bedenimizle, jestlerimizle, hareketlerimizle doğrulur, gerçek bir dönüşüm yaşarız. Bu türe örnekler Yunan tragedyaları, Platon, Hint felsefesi, Dante, Spinoza, Kant, Schopenhauer, Beethoven’in müziği, daha mütevazı olsalar da daha az etkileyici olmayan başka yazarlar ve eserlerdir. Geri kalanlarsa böyle yerimizden sıçramadan okuduğumuz daha sakin, halim selim kitaplardır, sayıları çoktur; onlarda öğreticilik, tat, estetik haz buluruz ama yaratmanın yeni bir çehresi gözlerimizin önüne serilmiş gibi bilincimiz altüst olmuş halde yerimizden kalkmayız, kitabı tam anlamıyla kavrayabilmek için harekete geçmeyiz. Çoğunluk için kitap yazmak yaşama uyum sağlayamamanın hazin tesellisidir. Düşünmek yaşamanın en yoğun, en verimli işlevidir. Ama düşünceden aşağıya inerek yazmanın kuşkulu eylemine girişmek gururu yontar, manevi yetersizliğe ve fikrin yazıya geçirilmeden yaşayabileceğine olan güvensizliğe işaret eder – biraz da küstahlık ve gelecekteki yolcuların selameti için babacan bir yardım da içerir, yola devam etmek için şart olan ideal suyun bulunacağı yerleri işaretler. Ama bir kitap da bir yolculuk gibi kaygıyla başlar ve hüzünle biter. Duyguların derin, kişinin iyimser olmasıyla asla kitap yazılmaz. Enerji dolu, özgür ve verimli insanlar tarife sığmaz sesi ölü harflerle ifade etmeye uğraşmaz, tüm dürtülerini soğuracak bir sürekli yenilenmeye kendilerini adamazlar. Soylu bir kitap daima hayal kırıklıklarının ürünüdür ve bir protestodur. Bunu kalın ve cesur sayfalar dahilinde yapabileceğini bilse bile, kimse tutkuları ve heyecanları yazmayı yaşamaya yeğlemez. Yapamayanlar, yaptıklarıyla tatmin olmayanlar yazar. Her kitap açıkça ya da satır aralarında, “Hiçbir şey olması gerektiği gibi değil!” der. Dışarıda her şey insan için potansiyel bir güçken, bitmemiş her şey haykırarak ve heyecanla saf ve kusursuz gerçekliğinde sonlanmayı talep ederken vah haline eline kalem alıp yazmaya başlayanın! Ama kendini dışarıda olup bitene kaptırmış olanın, ne düşünenin ne de sıkılanın da vay haline! O, hiçbir şey uğruna uyumsuzun öldüğü gibi ölmeyecektir ve henüz doğmamış olan ancak böyle bulunur, çünkü doğmak yaşamın ve ölümün bir arada olduğu dünyaya gelmek değil, ölümü yenmektir; insanın içinde bulunduğu karanlık kütleden sıyrılabilmek, tüm “insanlığa” karşı isyan edebilmek, uzaklara gitmek istemek, ayakta okunan, asla boyun eğmeyen kitapların verdiği itici güçle yerinden kalkmaktır. Buda ya da İsa’ya uyup dünyadan vazgeçeceksek neden doğduk anlamıyorum, bu vazgeçişi gerçekleştirememişsek, ölümün son hükmünü öngörürüz ve yaşamın bir anlamı yokmuş gibi gelen bir doygunluğa, bıkkınlığa teslim oluruz; o zaman da dünyaya geri dönme ve Üstinsan, Buda, yarı-tanrıların yapmış olduğu gibi bu vazgeçişi gerçekleştirmeyi deneme tehlikesi vardır. İyi kitaplar kuşku ve hayal kırıklığıyla uzlaşmadan yaşamı mahkûm eder. Bizi ikna etmeleri için onları okumak ve özellikle de güçlüleri nasıl yorumladıklarını gözlemlemek yeter. Çünkü hasta olan sağlık diler ve onunla yetineceğine inanır, zayıf olan bir kurtuluş olarak güce özlem duyar; ama sağlıklı ve neşeli olan, cesur ve cüretkâr olan, eğer iddialı ve kahramansa, asla elde edilemeyecek olanın peşindedir. En derin hazların tadını çıkaran iyimserin ve bir süre konaklamamız gereken gözyaşı vadisini işaret eden kâhinin ne dediğini tam olarak anlamasak da, “Bu doğru,” diyene saygı duyarız, “Ne güzel, ne iyi,” diyeni küçümser ve onunla alay ederiz. Gerçek ancak kâhince bir tonla ve felaketin tekinsiz ortamında tam olarak ifade edilir. Aiskhylos’un sözünün göz kamaştıran kuru kükremesinden Platon’un diyaloglarındaki senfoniye kadar bütün bir yelpazede böyle konuşulur; bunların hepsinde kahramanca sarsılış, ruhun o tipik yükselişi, dirilişi hissedilir. Aynı şekilde bu dünyadan geçenlerin en büyüklerinden ve özgürlerinden biri olan Euripides de insana dair olanı o kadar açıkça anlamıştır ki, tüm duygu ve tutkusuyla görülerini yazarken o derin tavsiyesini tekrarlayıp durmuştur: Sakın hazlarına güvenme, kendini mutlu addetme çünkü kaderin sana nasıl bir yol çizdiğini bilmiyorsun. Neden zafer, güzellik, iktidar peşindesin? Priamos’un hanesine bak, Hekabe’nin ağıtlarını, galibin yatağını paylaşmaya zorlanan Andromakhe’nin ağıtlarını dinle. Hektor’un küçük oğlu öldü ve o şanlı topluluktan geriye sadece sürgüne giderken boşuna yakaran Troyalı kölelerin teorisi kaldı. Neden çocukların var! Gerçeğin fazlası ürkütücüdür ve amansız dürüstlükte ruhların bu ölümsüz öğretilerden çıkarımlarından çoğu insan paniğe kapılır. Mantık insanları, en başta Aristoteles gibi sağduyunun rahipleri tragedyanın evrensel ıstırabı temsil ederken bizi neşelendirdiği ve hayatla uzlaştırdığı gibi yorumlarda bulunmaya adamışlardır kendilerini. Özgürleştirme değil uzlaştırma! Bu temkinli bilgeler sanki bir gün insanların her şeyi anlamasından korkmuş ve bu nedenle bizi sakinleştiren, kaba ifade bir ifadeyle, oturarak okuduğumuz kitaplar yazmışlardır, çünkü böyle kitaplar bizi yaşama bağlar.

İspanyolcadan çeviren Pınar Savaş

Claridad, cilt 3, No. 80, 1922

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Basılı kitap dijital okumaya karşıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Hülya Duman

15 Ocak 2025

Per Petterson ve Kitapları Üzerine 2

Evet, kafamızdaki şüphelerle üçlemenin ilk kitabında kalmıştık.Kahramanımız Arvid, boşanmanın eşiğindedir. Gençliğindeyse okulu bırakıp, fabrika işçisi olarak, zaten mesafeli olan annesinin tepkisini üzerine çekmişliği vardır. Bu arada anne altı yıl önce bir oğlun..

Devamı..

Başroldeki Ortam

Nihat Kopuz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024