Körfezde Sıkıyönetim sadece politik baskı anlatısı olarak değil, varoluşsal suskunluk metni olarak karşımıza çıkar.
Sıkıyönetim, Türkiye'nin toplumsal hafızasında derin izler bırakan bir kırılma anıdır. Ancak bu hafızanın anlatımı genellikle büyük kentler ve simgesel olaylar etrafında şekillenir. Oysa darbenin etkileri yalnızca metropollerde değil, taşranın görece sessiz bölgelerinde de hissedilmiştir. Atilla Birkiye’nin Körfezde Sıkıyönetim adlı eseri, işte bu sessiz bölgelerden biri olan bir körfezi ve özelde bir siteyi merkeze alarak, sıkıyönetimin toplumsal ve bireysel etkilerini edebi bir bakışla anlatır. Birkiye, eserinde sıkıyönetimin sadece somut yansımasından ziyade bireye olan etkisini gözler önüne sermiştir. Eserde yönetilen beden değil, askıya alınan varlıktır.
Birkiye'nin Körfez’i, yalnızca bir coğrafi alan değil, aynı zamanda sessizliğin, bastırılmışlığın ve hatırlamanın sahnesidir. Michel Foucault’nun “iktidar her yerdedir” önermesi bu bağlamda kitaba uygulanabilir: Körfezde iktidar, resmî kurumlardan çok gündelik yaşam pratiklerinde, konuşulmayanlarda, kısıtlanmışlıklarda ve korku dolu bakışlarda kendini göstermektedir. Karakterler kaygılarıyla, suskunluklarıyla, hafızalarıyla baş başa kalır.
Edward Said’in “coğrafya nötr değildir” düşüncesinden yola çıkıldığında, Körfezde Sıkıyönetim, bize Körfez’in aynı zamanda bir hafıza mekânı olduğunu gösterir. Bu coğrafya, sadece bir arka plan değil; olayların taşıyıcısı, belleğin taşıyıcısıdır. Site bir tanıklığın izini taşımaktadır.
Atilla Birkiye’nin Körfezde Sıkıyönetim adlı eseri, dışarıdan sakin ve doğal görünen bir mekânın, içeriden bastırılmış toplumsal ve psikolojik gerginliklerle dolu bir laboratuvara dönüştüğü bir kurgu inşa etmiştir. Roman boyunca fiziksel olarak sunulmuş sıkıyönetim, bireyin iç dünyasında da “sıkıyönetim” ilan ederek zihin-mekân kapanı oluşturmuş, birey sisteme entegre edilmiş ve belli kurallar çerçevesinde davranılması istenmiştir. Böylece kamusal alanlarla birlikte bireyin zihni de kuşatma altına alınmıştır. Birkiye, tam da bu noktada sıkıyönetim gerçeğini fiziksel kıyafetlerinden sıyırarak zihinsel bir düzlemde işlemiştir.
Bu yönden romana bakıldığında mekân, bireyin askıya alınmış halini temsil etmektedir. Birkiye’nin diğer romanlarında da karşımıza çıkan bireyin iç dünyasını ortaya koyma durumu, Körfezde Sıkıyönetim romanının da temasını taşıyan eksenlerden biri haline gelmiştir. Romanda yer alan kişiler yaşanan sıkıyönetimin ekseninde içsel yolculuklarına uğurlanmıştır. Kişilerin; mekânın sınırları, izinleri ve yasaklarıyla ilişkileri çerçevesinden içsel sıkıyönetim ortaya konulmuştur.

Romanda site, içine kapanmış ve dış dünyayla bağı kopmuş bir unsur haline gelmiştir. Denize bakılır ama girilmez, parka yürünür ama oturulmaz, konuşulur ama anlam kurulamaz. İnsanların varlığı, kendilikleri, arzuları sansürlenmiştir. Tam da bu noktada iktidarın uyguladığı baskının roman karakterlerindeki durumu ortaya çıkmıştır. Yani roman bir tür “benlik yasağı” ile ilgilidir. Karakterler ne olmak istediklerini değil ne olamayacaklarını hisseder. Bu, sadece politik bir distopya değil, ontolojik bir hapishanedir.
Roman boyunca karakterlerin adları ya yoktur ya da geçici sıfatlarla tanımlanır: “Canavar, Yüzbaşı, Komşular, Şef, Reis… Bu durum, anlatının kimliksizleşme sürecini gösterir. İsim, bireysel varoluşun işaretidir; isimsizlik ise yok oluşun ve kimliksizliğin göstergesidir. Bu adlandırma eksikliği, faşizmin ilk semptomudur: Adlar silinir, insanlar numaraya veya unvana dönüşür. Karakterler adlarını değil, yasaklarını taşır. Kişiler birer birey değil aynı zamanda rolleriyle, toplumdaki yerleriyle, politik veya kültürel temsilleriyle tanımlanmaktadır.
Romanın biçimsel olarak kapalı bir yapısının olması onu adeta “dört duvar arasında yazılmış” bir duruma sokmaktadır. Biçim ve üslup olarak ortaya konan bu yapı, aktarılmak istenen “kimliksizleşme”yi somut bir duruma getirmiştir. Romanda; site dışına çıkılamaz, yeni kişi giremez, zaman akmaz ve sadece olduğu yerde döner. Bu kuşatma hali sadece sıkıyönetime maruz kalan roman kişilerini değil okuru da etkisi altına alır. Birkiye, anlatının kendisini bizzat hapsetmiştir. Okur bile çıkamaz o siteden.
Körfezde Sıkıyönetim sadece politik baskı anlatısı olarak değil, varoluşsal suskunluk metni olarak karşımıza çıkar. Körfez bir yer değil, bir hâl; sıkıyönetim bir karar değil, bir varlık biçimidir. Romandaki sıkıyönetim bireye fiziksel olarak bir şey yapmasa bile bireyin kelimelerini, yönünü ve adını silmeye başlamıştır. Birkiye roman boyunca eksiltili cümleler kurarak, roman kişilerini isimsiz bırakarak bu yapıyı vermiştir.
Atilla Birkiye’nin Körfezde Sıkıyönetim adlı romanı, yüzeyde bir sahil sitesinde uygulanan ani bir sıkıyönetimi konu alıyor gibi görünür. Ancak daha yakından bakıldığında, metin salt politik baskının değil, bireysel hafızanın bastırılmasının, kimliğin silinmesinin ve anlatının çözülmesinin öyküsüne dönüşür. Roman, Susan Sontag’ın ifadesiyle “felaketin estetize edilmiş hali” değil tam tersine felaketin sıradanlaştığı, seslerin kaybolduğu ve bireyin içe kapandığı bir sessizlik dokusudur. Roman boyunca mekân, yalnızca bir fon değil, anlatının ana karakteridir. Körfezdeki site; dışarıyla bağlantısı koparılmış, kendi içinde dönen ama hiçbir yere varamayan bir labirenttir.
Sitenin parkı, yolu, sahili fiziksel olarak mevcuttur ama işlevsizdir. Bu, mekânın “yapısal bozguna” uğradığını gösterir: Görevini yerine getirmeyen ama orada olmaya devam eden bir hayalettir o. Romanın merkezindeki sıkıyönetim, yalnızca siyasal değil ontolojik bir felçtir. Karakterler yalnızca hareket edemez hale gelmez, düşünemez, duyamaz, hissedemez hâle gelir. Çünkü herkes birbirine bakar ama hiçbir göz temasında anlam kalmaz. Site kolektif bir yalnızlığa dönüşür. Göz göze gelenler, birbirinin sessizliğini büyütür.
Kaynaklar
Birkiye, Atilla, Körfezde Sıkıyönetim. SRC Kitap, 2025.
“Gençlerin isyanı doğal”, söyleşi, Demet Çaltepe, BirGün Kitap, 7 Mayıs 2025.
Akın, Korkut “Körfezde Sıkıyönetim: Küçük bir Türkiye Portresi,” Sonhaber, 13 Mayıs 2025.
Foucault, Michel. Disiplin ve Ceza: Hapishanenin Doğuşu. İmge Kitabevi, 2000.
Said, Edward. Oryantalizm. Metis Yayınları, 1999.
Ahmet İnsel (der.). 12 Eylül: Türkiye'nin Militarist Rejimi. İletişim Yayınları, 2003
Tanıtım Metni SRC Kitap






