Günümüzde Paris Salon sergileri yok ancak sanat piyasası içerisinde kendine yer edinmek isteyen yetenekler Degas kadar cesur olduklarında yada olamadıklarında akıbetleri ne oluyor?
Hilaire-Germain-Edgar Degas, Fransız ressam, heykeltıraş ve çizer. İzlenimcilik akımının öncülerinden biri olarak kabul edilmesine karşın aslında kendisini tam olarak izlenimci olarak tanımlamaz. İzlenimleri aktarmayı sever ancak onu izlenimcilerden ayıran en önemli özellik renk blokları halindeki uygulamayı kullanmıyor olmasıdır. Paris hayatından manzaraları sıkça aktarır eserlerinde, renk ve şekillerle birleştirir bu tecrübeleri, Mary Cassatt ve Manet gibi izlenimcilerle olan dostluğu onu izlenimci hareketle anmaktadır.
Degas'nın sanat hayatı boyunca çalışmaları takdir ile küçük görme arasında gidip geldi. 1860'larda geleneksel tarzda bir ressamken Paris Salonu'na kabul edilen birkaç çalışması oldu. Bu eserler Pierre Puvis de Chavannes'den ve eleştirmen Castagnary'den övgüler aldı. O dönem için oldukça önemli gelişmelerdi ama Degas bunlarla ne kadar ilgilenmişti?
Degas ilerleyen süreçte giderek izlenimcilerle yakınlaştı. Salon'un ve genel olarak halkın sert kurallarını, değer yargılarını özellikle seçkinciliklerini reddetti. Bu da halkın ve Salon'un izlenimcilerin deneyselciliğini reddetmesine yol açtı.
1886'da izlenimcilerin sekizinci sergisinde sergilediği “çıplaklar” övgü dolu eleştireler almıştır. Ama asıl sansasyonu 14 Yaşındaki Küçük Dansçı isimli heykeli ile yaptı. Bazı eleştirmenler heykeli dehşet verici şekilde çirkin bulurken diğerleri onu güzel buldular. Degas balerinleri sık sık resmetmişti, provalarına katılıp gözlemler yapmış, onlarca eskiz çizmişti.
Heykele, Marie Genevieve van Goethem (ya da Goetham) adlı bale öğrencisi modellik yapmıştır. Heykelin malzemesi balmumudur. Helkede gerçek bir balerin tütüsü ve bale pabuçları vardır. Saçları ise at kılından yapılmış bir peruktur. Saçına kurdela iliştirmeyi de ihmal etmemiştir. Degas’nın ölümünden sonra orijinal balmumu heykelin, bronz kopyaları yapılarak dünyanın çeşitli yerlerindeki müzelerde sergilenmiştir. 14 Yaşındaki Küçük Dansçı heykeli Degas’nın tek heykelidir. Daha sonra pek çok küçük heykel yapmıştır, ancak bu heykeller ölümünden sonra sergilenmiştir.

14 Yaşındaki Küçük Dansçı ise 1880’de sergilenmek üzere planlanmış bir eserdir. Ancak o tarihte heykelin sergilenmeye hazır olmadığını düşünen Degas, boş bir camekânı sergilemiş, ertesi sene bu camekânın içine artık hazır olan heykelini yerleştirmiştir. Eseri, dönemin eleştirmenlerinden ve izleyen herkesten farklı tepkiler almıştır. Çoğu kişi heykelin çirkin olduğunu, maymuna benzediğini belirtmiştir. Heykelin bu denli tepki çekmesinin nedenlerinden biri, o dönemde sanatseverlerin koyu renk bronz ya da beyaz mermer heykelleri sevmesi, bu tarz çalışmalara alışık olmasıdır. Küçük Dansçı’nın o dönem için ikinci sınıf insanları tanımlamada kullanılan dar alın ve çıkık çene yapısına sahip olması Degas’nın bir dansçıyı değil, bir fahişeyi anlattığının düşünülmesine yol açmış bu da daha çok sansasyona neden olmuştur.
Bu nedenler heykelin tepki çekmesi için yeterli miydi? Yoksa insanlar sadece “güzel” olanın sergilenmeye değer olduğuna mı inanıyordu. 14 yaşındaki bu dansçı kızın klasik güzel algısında olmaması onu bir sanat eserine dönüştüremedi. Yoksa insanlar bastırılmış ilkel duygularından mı rahatsız oldular. İlk bakışta çirkin gibi görünen bu kız aslında büyüleyici bir çekime sahipti. Çirkinliğin güzelliği olabilir miydi? Degas dönemin “Eleştirmenlerine” ben neyi arzu edersem o sanat eseri olur mu diyordu?
Günümüzde Paris Salon sergileri yok ancak sanat piyasası içerisinde kendine yer edinmek isteyen yetenekler Degas kadar cesur olduklarında yada olamadıklarında akıbetleri ne oluyor? Bu seyirciye bile bakmayan vakur küçük kız yüzyıllardır sansasyon yirmi birinci yüzyıl beyaz küplerine inat ortaya çıkacak yeni sansasyonlara daha çok ihtiyacımız olduğu kesin.
Heykel, 1999’da Fransız iş adamı Francois Pinault’ya satılmıştır. Şu an Washington’daki Ulusal Sanat Galerisi’nde sergileniyor.


.jpg)



