Elektriğin Edebi Hikâyesi
11 Haziran 2019 Bilim Teknoloji Edebiyat

Elektriğin Edebi Hikâyesi


Twitter'da Paylaş
0

Birçok yazar hikâyelerini yaratırken elektrikten ilham aldı. Aynı zamanda hikâyeleri elektriğin tarihi hakkında çok fazla şey anlatıyor.

Mark Twain eserlerinde elektriği sürprizlerle ilişkilendirdi. D.H. Lawrence ise çocuk-ebeveyn ilişkisinden âşıklar arasındaki bağa, her türlü insan ilişkisini açıklamaya yardım ettiğini düşündü. Amerikalı romantik yazar Margaret Fuller elektriğin “kadınların özel dehâsının bir parçası” olduğunu savunuyordu. James Joyce’a göre beyaz şarabın zevk veren etkilerini yansıtıyordu. 

18. yüzyıldan beri elektrik zengin bir metafor, analoji ve konu kaynağı olarak yazarlara hizmet etti. Revaçta olduğu dönemler insanları şaşırttığı kadar eğiten bir niteliğe sahipti. Teknolojik gelişmelerle fabrikalar, ofisler ve evlere taşınınca yaygınlaşan elektrik hem bedene ait mülk hem de makineleri çalıştıran güç olarak görülmeye başlandı.

Elektrik depolayabilen ilk cihaz Leyden kavanozu 1745 ve 1746 yıllarında iki farklı kişi tarafından icat edildi. Bu cihaz Herman Melville’in Moby Dick (1851) romanında Ahab’ın yorumuyla karşımıza çıkıyor. Romanın başka bir kısmında Melville, Leyden kavanozunun el ele tutuşan insanlar boyunca elektrik akımı iletmesi için kullanıldığına değiniyor.

Luigi Galvani’nin elektriğin, parçalara ayrılmış kurbağanın uzuvlarını harekete geçirebildiğini keşfetmesinin etkileri 19. yüzyıl edebiyatında görülebiliyor. Marry Shelley’nin Frankenstein’ı (1818) bu örneklerden en ünlüsü. Aslında romanda elektriğe yapılan atıflar apaçık değil ancak Galvani’nin araştırmaları ve onunkine benzer diğer çalışmalar şüphesiz romanın en büyük esin kaynaklarıydı. 

Elektriğin cinsellikle ilişkisi 19. yüzyıl hayal dünyasının ürünlerindendi. D. H Lawrence’ın Gökkuşağı (1915) romanındaki aşk üzerine düşünceleri bu ilişkiye atıfta bulunarak 19. yüzyılda üretilen bir düşünceyi çağının ötesine taşıyor. Kahramanları kendilerini “elektrikli bir aşkın kollarında" buluyorlar. Başka bir romanda bireyin çekici bulunması  “elektriğe benzeyen bir gücü yaymasından" kaynaklanıyor.

Sansürlenir ya da fazla ilgi toplar diye yayımlamadığı, o zamanlar eşcinselliğinin olduğu neredeyse herkes tarafından bilinen Walt Whitman ile ilgili bir yazısında Lawrence erkekler arasındaki cinselliğin heteroseksüel ilişkilerden daha az “doğal” kabul edilemeyeceğini, her ilişki gibi onlarınkinin de “elektriklenmeden doğan aynı ansız bağlantıya” sahip olduğunu belirtiyor. 

Bahsi geçen konular dışında edebi eserleri en çok etkileyen teknolojik aygıtlar, 1840’ta icat edilen elektrikli telgraf gibi iletişim araçlarıydı. Henry James’in eseri Bostonlılar (1886) New York’ta oradan oraya “elektrik hisler” gönderen telgrafları barındırıyor. Romandaki karakterlerden biri insanların yegâne amacının telgrafları geliştirmek olduğuna inanıyor. 

Lewis Carroll’un Aynanın İçinden (1871) romanında Alice’in telgraftan gelebilecek olan tehlikeden ötürü etekleri tutuşur. Bu endişe mesajların gönderilmesini ve alınmasını sürekli hâle getiren iletişim araçlarına bağımlı toplumun eleştirisini üstü kapalı olarak yapıyor. Bu dönemin yazarları elektrikle çalışan türlü aygıtı eserlerinde ele aldılar. Eserleri de bir çeşit iletişim aracıydı. Bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğunu düşündüğümüz bir çağda yaşıyor olabiliriz, ancak James as Carroll da yaşadıkları dönemde böyle düşünüyorlardı. Her geçen gün karşılaştığımız teknolojik yenilikler edebiyata ilham vermeye devam ediyor.

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Independent)

 

 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR