Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Nisan 2020

Söyleşi

Mehmet Fatih Özbey: “Hikâyenin kaynağının hayatın, insanın kendisi olduğunu düşünüyorum.”

Sibel Yılmaz

Paylaş

8

0


Gerçeküstü öğeler barındıran metinleri okumayı seviyorum. Çoğunlukla yazdığım öykülerde de bu öğelerden yararlanmaya çalışıyorum. Bunun öyküde bir hareket alanı, derinlik yaratabilmek için imkân verdiğine inanıyorum. 

İlk öykü kitabı Buraya Bakarlar’ı 2019 yılında yayımlayan Mehmet Fatih Özbey’le konuştuk. 

Sibel Yılmaz: Fatih Bey öncelikle tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi nedeniyle evlere kapanmak zorunda kaldığımız bugünleri nasıl geçirdiğinizi sorarak başlamak istiyorum. Malum, hepimizin gündeminde bu konu var. Okuma-yazma faaliyetlerinize devam edebiliyor musunuz? Nasıl geçiyor vaktiniz?

Mehmet Fatih Özbey: İşim gereği bu süreci dönüşümlü çalışarak geçiriyorum. Evde kaldığım günleri değerlendirebilmek adına birtakım planlar yapmıştım. Okumayı ertelediğim kitapları okumak, izlemeye fırsat bulamadığım filmleri izlemek gibi. Ancak pek başarılı olamadım. Dikkatimi toplamak konusunda gerçekten zorlanıyorum. Yine de elim boş kaldı diyemem. Sıklıkla farklı farklı konular hakkında hazırlanmış podcastler dinledim. İnternet üzerinden erişim imkânı sağlanan tiyatro oyunlarına bakma fırsatım oldu. Güzel kitaplar, filmler, dizilerle tanıştım. Bir tane de öykü yazmaya başladım. 

SY: İlk öykü kitabınız Buraya Bakarlar ikinci baskıyı yapacak. Biraz sessiz ama derinden bir ilerlemeyle kendi okurunu buldu kitap. Sanırım bu kötü günlerde sizi sevindiren bir gelişme olmuştur bu. 

MFÖ: Evet, kitap karantina günlerinden önce matbaaya gitmişti. Ben, ikinci baskının malum sürecin sonunda satışa çıkmasını bekliyordum ama geçenlerde yayınevinden gelen bir telefonla online kitap satış sitelerinde yeni baskının bulunabileceğini öğrendim. Kitabın kendi okurunu bulmasını önemsiyorum. Sanırım, beni en çok da bu sevindiriyor. İnsanların kitabı okuyup bir başkasına tavsiye ederek çoğaltması beni mutlu ediyor.

SY: İlk kitabınız basılmadan önce çeşitli edebiyat dergileriyle sanal yayıncılık yapan internet sitelerinde okumuştuk öykülerinizi. Bu mecralarda bir hayli zaman geçirmiş olmak Buraya Bakarlar’ın yayın sürecini etkiledi mi?

MFÖ: Etkiledi elbette. Bahsettiğiniz mecralarda zaman geçirmiş olmak başlı başına bir öğrencilik esasında. Hâlâ da devam eden bir öğrencilikten bahsediyorum. Öncelikle, yazdıklarınızın yayımlanması için o dergilerde/internet sitelerinde nelerin yazıldığını okuyor, biliyor olmanız lazım. Bu, bir okur olarak emek vermek demek. Sonra, yazdıklarınızla okurun önüne çıkıyorsunuz. Bu da bir yazar olarak eleştirilere açık olmak zorundasınız demek. Özellikle, yazdıklarımın ilk yayınlanmaya başladığı dönemde ubormetenga.org ve futuristika.org sitelerinin bana büyük katkısı olmuştur. Hem oradaki editörler hem de o siteleri takip edenler yazdığım öyküleri okuyup eleştiriyorlardı. Sanki, yazılan her öykünün üzerine birlikte çalışıyorduk. Her halükârda, bir metni yazmayı bitirdikten sonra onun gerçekten bittiğine önce kendinizi inandırmanız gerekiyor. Bunu da öğrenebileceğiniz yerler edebiyat dergileri.  

SY: Buraya Bakarlar Koç Üniversitesi Yayınları’nın Tuhaf Etki dizisinden çıktı. Kitaptaki öyküleriniz gerçekten “tuhaf etkiler” bırakıyor okurun üzerinde. Bu tarz öykülerin dışında klasik öykü anlayışına bağlı öyküler de yazıyorsunuz. Dolayısıyla kitap dosyanızı oluştururken buna uygun seçimler yapmışsınızdır. Neden öncelikle gerçeküstü öğeler içeren bu öyküleri yayımlamayı tercih ettiniz?

MFÖ: Gerçeküstü öğeler barındıran metinleri okumayı seviyorum. Çoğunlukla yazdığım öykülerde de bu öğelerden yararlanmaya çalışıyorum. Bunun öyküde bir hareket alanı, derinlik yaratabilmek için imkân verdiğine inanıyorum. Klasik öykü anlayışına bağlı öyküler de yazıyorum, okuyorum ama gönlüm hep diğer tarafa kayıyor. O nedenle, ilk kitabımın içime sinen, dönüp baktığımda beni heyecanlandıran öykülerden oluşmasını istedim.

SY: Öykülerinizde gerçeküstü öğelere ve absürd durumlara dayanan olay örgüleri var. Rüyalar, hayaletler ve mucizeler de sıkça yer alıyor. Kahve masasına musallat olan ruhlarla, buzdolabına konan bir cesetle, kendisini fıstık ezmesi sanan insanlarla karşılaşıyoruz. Hikâye yaratırken nelerden besleniyorsunuz? 

MFÖ: Hikâyenin kaynağının hayatın, insanın kendisi olduğunu düşünüyorum. Yarattığım karakterler çevremizdeki insanlar aslında. Sıradan insanlar. Ben onları biraz yoldan çıkarmaya, farklılaştırmaya çalışıyorum. Burada da iş hayal gücüne ve dolayısıyla da okuduklarım, izlediklerim, dinlediklerim, gözlediklerime kalıyor.

SY: Kitabınızın ismi Ankara’daki metro duraklarına asılan bir reklam panosundan geliyor. Aynı isimli öykünüz de Ankara’da geçiyor. Şu anda İstanbul’da yaşayan bir Ankaralı olarak Ankara’da yaşamayı nasıl değerlendirirsiniz? Ankara sizin yaratıcılığınızı hangi yönde etkiledi?

MFÖ: Çocukluğum Ankara’nın bir kasabasında geçti. Daha sonra, ben ortaokula giderken şehir merkezine yerleştik. Çocukluğum Miyazaki filmlerine benziyordu. Tarlalar, gökyüzü ve alabildiğine hayal gücü. Sonrası, şehir merkezine yerleştikten sonrası yani, biraz daha kasvetli, rutindi. Bunlar da ister istemez yazdıklarıma yansıyor sanırım. Ancak, insan Ankara’da soluklanabiliyor. Dönüp kendine, çevresindekilere uzun uzun bakabiliyor. En azından ben orada yaşarken böyleydi. Bu bile Ankara’yı canımız ciğerimiz yapmaya yeterli.

SY: Öykü karakterleriniz en sıkıntılı durumların içinden çıkmayı, yaşadıklarına iyi tarafından bakmayı ve hayatı olduğu gibi kabullenmeyi başarıyorlar. Tevekkül sahibi ve bilgeler de aynı zamanda. Ne olursa olsun iyimser bir bakış açısıyla yaklaşıyorlar olaylara. Sizin de hayata bu yanından baktığınızı söyleyebilir miyiz?

MFÖ: Bilmiyorum. Kişisel olarak bunu test edebileceğim bir şey yaşamadım açıkçası. Başıma gelen ufak tefek sıkıntılı durumlardan kurtulmak, bunlara iyi tarafından bakmak, hayatın olağan akışı diyebilmek kolay. Büyük sıkıntılarla karşılaşıldığında aynı tepkileri vermek pek mümkün olmayacaktır diye düşünüyorum. Gerçi bizlere çaresizlik öğretiliyor. Bir süre sonra aksini düşünemiyoruz.

SY: “Rüyalarda Buluşuruz” öyküsünde, “Dünyayı kendi elimizle mahvettik. İnsanlara bunu gösterebilsek yeterli. Rüyalarımızı yaşanabilir kılmalıyız. Çünkü bizi taşıyacak başka bir yer kalmadı,” diyor öykü kişisi. Öykü yazarken rüyalardan ilham alan biri olarak rüyalarımızı nerede kaybettiğimizi düşünüyorsunuz? 

MFÖ: Bizler sloganları ve marşları zihnimizde tutmayı tercih ettik. Maalesef rüyalarımızı unuttuk.

SY: “Zaman Çizelgesi” ve “Sayeban” öykülerindeki anlatım şekli bana sözlü anlatı geleneğimizi hatırlattı. Hâlk hikâyeleri, masallar ve efsaneler de gerçeküstü öğeler barındıran eserler. Bunlardan esinlendiğinizi söyleyebilir miyiz?

MFÖ: Kesinlikle söyleyebiliriz. Elimden geldiğince masalları, efsaneleri, destanları ve bunlarla ilgili çalışmaları okumaya gayret ediyorum. Biraz da kişisel merak benimkisi. 

SY: Son sorum biraz klasik olacak ama röportaj yaptığım öykü yazarlarının hepsine sormak istediğim bir soru bu. Kendi kuşağınızdan hangi öykücüleri ve şairleri seviyorsunuz? Güncel yayınları yeteri kadar takip edebiliyor musunuz? 

MFÖ: İyi bir dergi okuru olduğumu söyleyebilirim. Yayımlanan dergileri mümkün olduğunca takip ediyorum. Bunun yanında özellikle kendi kuşağımdan öykücülerin kitaplarını bulup okumaya çalışıyorum. 

Sevdiğim şair ve öykücülere gelecek olursak. Atladığım birçok isim olacaktır. Aklıma ilk gelenleri, bir sıralama yapmadan söylemeye çalışayım.

Şairler: Beşir Sevim, İnanç Avadit, Ali Özgür Özkarcı, Aslı Serin, Alper Gencer, Gonca Özmen, Murat Çelik, Serkan Türk, Mehmet Said Aydın.

Öykücüler: Abdullah Ataşçı, Ömer Arslan, Engin Türkgeldi, Gamze Arslan, Önder Şit, Aykut Ertuğrul, Orçun Ünal, Akın Çetin, Onur Çalı. 

SY: Teşekkür ederim. Daha iyi günlerde daha güzel şeyler konuşabilmek dileğiyle. 

MFÖ: Ben teşekkür ederim. Umarım, daha iyi günlere kavuşabiliriz.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

DuaY. S. Esen
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Çetin Gemici

12 Aralık 2025

Güvenli Yuvaya Dönüş

Güvenli Bağlanma yalnızca ilişkilerde iyi hissetmek isteyenler için değil; geçmiş yaralarını anlamak, kendisiyle barışmak ve daha sağlıklı bağlar kurmak isteyen herkes için güçlü bir rehber.İnsan kalbinin en derin arzusu bir başkasının yanında kendini güvende hissedebilmek. Jessi..

Devamı..

Yazmak Üzerine Düşünceler

E. Gilbert

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024