Günümüz ebeveynlerinin bir derdi de çocuklarının çok fazla bireyci olmaları, sağlıklı bir biçimde sosyalleşememeleri.
Söz konusu durumun nedeni kimi uzmanlara göre; ‘tüketilen teknoloji’, bazılarının dediğine göreyse, anne-babaların kızlarına-oğullarına merhameti, şefkati aşılamamaları. İşte, Genç Timaş etiketiyle çıkan Güneşten Sonra, empatiyi, ‘öteki’yle kurulan diyalogun sahiciliğini, çocukların duygularına nasıl ve hangi istikamette yön vermesi gerektiğini anlatıyor.
İtalyan yazar Gabriele Clima, aynı zamanda bir ressam. Dolayısıyla kurguladığı hikâyede, kelime seçişleriyle tuvalini boyuyor hissi veriyor. Her bir bölüm resmettiği manzaranın bir boyası gibi. Konuya gelirsek; henüz on altı yaşında olan Dario, öğretmenlerinin de ittifakıyla başa çıkılması oldukça çok zor biridir. Peki, neden öyledir? Yazar, tam da burada yetişkinlere sesleniyor: Çünkü Dario, kendisiyle kısıtlı iletişim kuran annesiyle yaşıyordur. Çünkü babası o daha çocukken ailesini terk etmiştir. Buraya dikkat edin lütfen: Kahramanımız iki yetişkin insanın ortaklaşa aldığı kararın müsebbibi olarak; o çocuk aklı ve hisleriyle kendini sorumlu tutar.
İki Ayrı Dünyanın İnsanları
İşte böylesi psikolojik yüklerle, belki de bagajlarla hayatını sürdüren Dario, okulda yine bir olaya karışır. Müdür ona örnek bir ceza vermeyi uygun bulur. Kitabın başrolünün disiplin suçu; engelli bir öğrenciye yardım etmektir. Yazının girişinde bahsettiğim gönderme burada kendini gösteriyor. Yani ebeveynlerinin de ses etmemesiyle dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü zanneden çocukların, başka hayatların, farklı insanların, öteki yaştaşlarının farkında olmamaları durumu. Velhasıl Dario, tekerlekli sandalyede hareketsiz ve dış dünyayla iletişim kuramayan Andy ile tanışmış olur. Klişe tabirle iki ayrı dünyanın iki başka insanları... Yazarın kaleminden (paletinden mi deseydim?) o âna gidelim: “Dario, tekerlekli sandalyede iki büklüm oturan tuhaf görünüşlü çocuğa baktı. Hiç kıpırdamıyor, gözlerini devirip başkalarının görmediği bir şeyleri arıyormuş gibi yana bakıyordu. Kırık bir kereviz sapına benziyordu. Tekerlekli sandalyede oturan böyle yarım akıllı birinin neye ihtiyacı olabilirdi ki? Çocuğun arkasında marşmelova benzeyen tombul, pofuduk bir kız vardı. Gülümseyerek tekerlekli sandalyenin kollarını tutuyordu. Delfrati öksürdü. ‘Ee Dario, kendini yeni arkadaşına tanıtmayacak mısın?’ Dario oflayıp bir adım atarak elini uzattı: ‘Merhaba.’ Andy, ona baktı. Başını eğip esniyormuş gibi ağzını açtı. ‘Dario, ne kadar aptalsın.’ dedi Delfrati. ‘Andy hareket edemiyor, görmüyor musun? Elini tutup tokalaşman gerekiyor. Ama nazik davran, Andy çok narin bir çocuktur. Dario eğilip çocuğun elini tuttu. Eli bir kuşun kanadı kadar hafifti.”
“Yaparsın, Ben Yardım Ederim Sana”
İlerleyen sayfalarda, Dario ve Andy birbirlerinin dünyasına dâhil olurlar. Artık onlar iki sahici arkadaştırlar ve engelleri hep beraber aşarlar. Anlatının final cümlesi, iki dostun dünyaya verdiği mesaj aslında: “Yaparsın, ben yardım ederim sana.” Yazıyı bitirirken; bu kurgunun, hayal ürünü olmadığını hatırlatalım. Nereden mi biliyoruz? İtalyan yazar, bu hikâyenin Andrea’nın engelini, sıra dışı iyileşme sürecini ve bu vetirenin cesurca ve zekice adımlarla kat edilen bir yolun meyvesi olduğunu anlatıyor. Aynı zamanda Andrea’nın yaşama sevincinden, engellerin zorluklara rağmen her zaman ve her durumda aşılabileceğini hem kendisine hem de başkalarına göstermek konusundaki sağlam iradesinden bahsediyor.
2017 Andersen Ödülü alan yazarın bu kitabı, İtalya, Almanya, Rusya, Slovenya, Vietnam ve İspanyolca konuşulan Güney Amerika’da yayımlanmış. Esma Fethiye Güçlü’nün Türkçeye çevirdiği Güneşten Sonra, gençlik kitaplığı koleksiyonu için güzel bir eser.






