Tekdüze ve ürkek darbeler hem göze hem kulaklara hitap ederken camlar tarihe şahitlik eder.
Fuat Yalçın
Boğaz’a rüzgârsız inen
Yağmur, Aşiyan yokuşunu tırmananlara dingin bir hava sunarak yolculuklarına eşlik ediyor. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında ülkemizin aydınlanma tarihinde önemli bir kilometre taşı yerini alır. Büyük savaşın ilk yıllarında Eyüp’te defnedilen Fikret, 1961 yılında törenle Aşiyan’a nakledilir. Yıllarını geçirdiği Aşiyan’daki evinin bahçesinden bir yandan tepeden Boğaz’ın hem Marmara’ya hem Karadeniz’e bakan yüzlerini izlerken öte yandan da kendisinden sonra ebedi aleme göç eden şair dostlarına gözcülük yapar. Evini ziyarete gelenlere pencereden dışarı bakarken seslenir şair:
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz
Olur dembedem nevha-ger, nagme-saz
Kafeslerde, camlarda pür ihtizaz
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler...
Tekdüze ve ürkek darbeler hem göze hem kulaklara hitap ederken camlar tarihe şahitlik eder. Kulağımızda "Sis" şiiri, Abdülmecit’in şiirsel tablosu "Sis"e, Abülhak Hamit’e ve Şair Nigâr Hanıma veda edip ölümle ilgili söyleyeceklerini söyleyip ebedi kalmayı başaran şairlere doğru yol alınır.
Yahya Kemal, mezarlığın girişinin hemen solunda, ilerde, zeminden iki metre yukarıdan seslenir.
Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.
Ondan önce girişin solunda hem Tevfik Fikret hem Yahya Kemal’i özümsemiş, hem şiir hem öykü hem de roman yazan 20. yüzyıl Türk edebiyatının öncüsü (bence bir-incisi) Ahmet Hamdi Tanpınar’ın saat ve zamana olan büyük ilgisini mezar taşında da görürüz:
Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Dilediği gibi
masmavi bir ışık ortasında yüzmektedir umuyorum, şair.
Onları
huzur içinde bırakıp tepeye doğru tırmanırken sağda Orhan Veli ile buluşuruz.
Boğaziçi’nde, Rumelihisarı’nda oturmuştur,
denize hasret değildir artık.
Yapraklar onu sisten korumaktadır.
Ölünce kirlerimizden temizlenir, / Ölünce biz de iyi adam olur muyuz ülkemize şiiri sevdiren şair?
Tırmanmaya devam eder, dar mezarlık yolunun sağında ölümünün
kimseye dert olmasını istemeyen ve
Merkez Efendi’ye gömüleceğini düşünen,
bir garip ölmüş desinler diyen Turgut Uyar’a rastlarız. Biraz daha yukarıda solda ise
Niye ölmemeli öyleyse,
Yaşamak mutlu bir devinimse
diyen Edip Cansever el sallamaktadır hayata. Sonra uzaktan bir bakış atıp aşağıya, denize doğru geri dönüp Özdemir Asaf’la buluşuruz.
İkilemi sürmektedir şairin.
Sevgi ise sevişeceğiz seninle
Kavga ise dövüşeceğiz seninle
Ölümü de paylaştığımız yaşamda
Ortaklaşa bölüşeceğiz seninle
Nuran’la Mümtaz’ın Emirgân’dan yönlendirdikleri
Mahur Beste’in ezgileri rüzgarla denize doğru ulaşmakta, Atilla İlhan’a kavuşmaktadır. "Sisler Bulvarı"
nda ölmemiştir, ama onunla birlikte tüm şairleri görenler, hissedenler onun uyarısına uyamazlar.
Ağlamayacaksın, Ağlamayacaksın
Dikine duran çakıl taşları,
batan güneşe karşı sevgiliyle baş başa bırakmaktadır onu.
Lodos’tan bir satır, yağmurdan iki
Ve Atila İlhan ‘dan yine iki satırla veda edilir şairlere:
Sanki ölüm yoktur, zulüm yoktur dünyada.Yoksa
yaşamak için mi ölmüştür usta şair? Marianne ne der bu işe?