Netflix’in izlenme rekorları kıran animasyonu K-Pop İblis Avcıları günümüz hikâyelerinin ve okurların eğilimlerine dair bazı ipuçları sunuyor.
Her ne kadar bir çocuk filmi olsa da K-Pop İblis Avcıları gösterime girdikten sonra üç ay içinde, Netflix’te şu âna kadar en çok izlenmiş içerik oldu. Müzikleri uzun süre en çok dinlenen listelerinin başında kaldı. Bir başka deyişle K-Pop İblis Avcıları’nın hikâyesi dünyada milyonlarca insana hitap etmeyi başardı. Şöhretini göz önüne alırsak filmin günümüz hikâyelerinin ve okurların eğilimlerine dair de bazı ipuçları sunduğunu düşünüyorum.
Ana karakterler dünyayı müzikleriyle koruyan üç genç kadın. Hayranlarının ilgi ve sevgisiyle müzik gruplarının koruyucu gücü artıyor, dünyayı saran ruh emici iblislerin insanlara saldırmasını önleyen kalkan da güçleniyor. Ancak bu üç kadının başarısından feyz alan bir grup erkek iblis insan kılığında müzik grubu kurup kendi hayran kitlelerini oluşturmaya başladığında sorunlar baş gösteriyor. Büyük bir felaketten ancak üç kadın karakter kırılganlıklarını itiraf ve kabul ettikleri bir şarkı söylediğinde dönülüyor. Hikâyenin temelinde iyiler ve kötülerin çatışması var, ancak iyi ve kötü ayrımı bariz değil. Örneğin iblislerden birinin fedakârlığı ruhlarını kaptırmak üzere olan binlerce insanı kurtarıyor. Tanıdık iyi ve kötü çatışmasının karmaşıklaşması filmin hem çocuklara hem yetişkinlere hitap etmesini sağlamış olabilir.

K-Pop severler filme ilgi göstereceğinden bu da yüksek izlenme oranlarını beraberinde getirmiş olsa gerek. Ancak bunun yanı sıra üç kadın karakterden birinin babasının iblis olması, çocukken bunu saklaması gerektiğini öğrenmesi, sırrının onu öteki kadın karakterlerden uzaklaştırması ırkçılık eleştirisi ve kimlik sorunu olarak okunabilir. İblislerin müziklerine kapılıp giden insanların zihinlerinde duyduğu utanç ve suçluluk dolu sesler iblisleri ruhsal hastalıkların sembolü olarak gösteriyor. Üç kadın şarkıcının binlerce insanı kurtaran şarkısına bakılırsa filmin anafikri kişinin kendisini ve başkalarını kabul etmesi, yakın ilişkilere ve başka insanlarda uyandırdığı hayranlığa da açık olması gerektiği. Kadın karakterlerin güçleri, kusurları, yemekle olan ilişkileri ve mizah anlayışları filmin cinsiyet rolleri çerçevesinde değerlendirilmesine olanak sağlıyor ve belki de artık yeni kadın kahramanlara ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. Kısacası hikâyenin ve karakterlerin birçok farklı perspektiften okunabilecek kadar zengin olması filmin şöhretini beslemiş gibi görünüyor.
K-Pop İblis Avcıları’nın klasik giriş-gelişme-sonuç yapısından yola çıkarak birçok filmden oluşacak bir seri olmak üzere tasarlanmadığını varsayıyorum. Ancak kısa bir süre önce devam filminin geleceği duyuruldu ve gözler hikâyedeki boşluklara, daha ayrıntılı işlenebilecek konulara çevrildi. Bu şaşırtıcı bir gelişme değil ama sonuçlanmış bir filmin seriye dönüşeceğini öğrenmek bana ilgi görmüş hikâyelerin artık bitemediklerini bir kez daha hatırlattı. Hikâyenin zenginliği kadar anlatıdaki merak uyandırıcı stratejik boşlukların da filmin popülerliğine katkısı olabileceğini düşündürdü. Dahası özellikle devam filmi duyurusundan sonra yapılan röportajlarda yönetmenlerin ve seslendirme sanatçılarının göçmenlik deneyimlerinin ön plana çıkmasıyla film kurmacadan çok gerçekçiliğe yaklaşıyor. Başka bir deyişle K-Pop İblis Avcıları’nın genel anlamda seri formatının ve gerçekçiliğin edebiyatta da izi sürülebilecek gücünü görünür kıldığını söyleyebiliriz.






