Modern Filistin edebiyatının en önemli isimlerinden İbrahim Nasrallah’ın yazdığı Gazze Düğünleri, dramatize etmeye, manipülasyona hayli açık ve hayati bir meseleyi, acındırma tufasına düşmeden umudun her daim diri tutulabileceğinin bir göstergesi olarak hayatı ölüme kalkan yapmak yerine, bunu göğsünde yumuşatarak “oyuna” devam etmenin öneminden bahseden, çağımızın en önemli eserlerinden biridir.
İbrahim Nasrallah sadece Filistin edebiyatını dünyaya tanıtmakla kalmamış, bunu aynı zamanda ülkenin üzerine yağan bombalarken halkının, vatanının içinde bulunduğu durumu da eserlerinde yer vererek yapmıştır. Modern Filistin edebiyatının en güçlü kalemi Nasrallah, şimdiye kadar yazdığı 11 şiir ve 26 romanla, direnişin inatçı umudu olmuş, Filistin’in sessiz çığlığını cümle âleme göstermiştir. İbrahim Nasrallah’ın kaleme aldığı, Ketebe Yayınları’ndan Cengiz Tomar çevirisiyle yayımlanan Gazze Düğünleri de bunlara bir örnektir. Dört bir yanı tanklarla, keskin nişancılarla çevrili olan, hava saldırılarının kuşatması altındaki Gazze’de, ölüm ve yaşamın nasıl hemhal olduğunu anlatan kitap, trajik bir ortamda evlerden yükselen düğün zılgıtları vesilesiyle hayatın inatla devam ettiğini anlatan bir romandır.
Nasrallah, ikiz kardeşler Rande ve Lemis üzerinden aidiyet, kimlik, benlik, hafıza gibi konulara değinen Gazze Düğünleri, tepelerinden eksik olmayan savaş uçaklarından, havada çarpışan mermilerden, tank seslerinden başka hiçbir şeyin olmadığı topraklarda “düğün” metaforuyla, işgale karşı direnişi sembolize eder. Hayatın pamuk ipliğine bağlı olduğu Filistin’de Nasrallah, yaşamla ölümün kol kol gezdiği Gazze’de, hayattan yana tavır almanın önemini bu düğünler sayesinde ele alır. Rande ve Lemis’in ikiz olması da elbette tesadüf değildir. Zira artık birer rakama dönüşen Gazze’de, Rande ve Lemis, “birimiz giderse, bir başkamız” mesajını iletir okura.
Gazzeli kadınların birinci ağız tanıklığından ve perspektifinden anlatılan kitapta, bu kadınlar yalnızca acıyı, gözyaşını temsil etmez. Aynı zamanda savaşın getirdiği tüm yıkıma rağmen, gündelik hayatlarındaki yası, doğal bir akış içerisinde sevince dönüştürür. Topyekûn bir trajediyi göğüsleyen Filistinli kadınlar, mücadelenin sadece silahla yapılmayacağının da bir ispatıdır.
Tarihe kazınan bir hikâye de olan Gazze Düğünleri, Nasrallah’ın deyimiyle, “Hikâyelerimizi yazmazsak düşmanlarımızın malı olur,” şiarından yola çıkarak, işgalin sadece fiziksel bir eylem olmadığını, sömürünün, bütün bir toplumu oluşturan her şeyi silip süpürdüğünü de dikkat çeker ve bunun gerçekliği için de hikâyesini Filistinli halkların bizzat kendisine anlattırır.
Gazze Düğünleri, dramatize etmeye, manipülasyona hayli açık ve hayati bir meseleyi, acındırma tufasına düşmeden umudun her daim diri tutulabileceğinin bir göstergesi olarak hayatı ölüme kalkan yapmak yerine, bunu göğsünde yumuşatarak “oyuna” devam etmenin öneminden bahseden, çağımızın en önemli eserlerinden biridir.






