Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Mart 2017

Öykü

Ercan y Yılmaz • Sadece

Ercan Y. Yılmaz

Paylaş

37

0


Mehmet Günsür için

“Bu hikâyeyi yazmalıyım,” dedi, çalan kapıyı açtı. Kısaca şöyle: İçyazar uzun zamandır başlayamadığı hikâyesi için güzel bir giriş cümlesi aramaktadır. Gergindir. Kızgındır. Bunalım gibi bir karanlığın içindedir. Üzerine altı Bergman filmi de eklenince onulmaz kasvetin ağırlığı altında ezilmektedir. Gözleri siyah beyaz ve aradaki gri tonlardan başka renk görememektedir. Liv Ullmann’ın açık mavi gözlerini yüzde on beş black derecesinde gri olarak görmektedir. Kendini hem şansız hem ihmal edilmiş hem de lahana gibi hissetmektedir. Seyahat fikrinden midesi bulanmaktadır. Penceresinin baktığı boş arazide yeni yapılacak apartmanın boşluğu öldüreceği düşüncesine katlanamamaktadır. Saksıda kuruyan orospuçiçeği, akvaryuma yapışan hareketsiz vatoz ve birinci hamur kâğıttan kitaplar sinirini bozmaktadır. İçyazar aşağı yukarı kendini bok gibi hissetmektedir. Buldukça şarap içmektedir. Çabuk soyulmayan fıstıktan asabı bozulmaktadır. Soyunmaya çoraptan başlamaktadır. Onu şekilden şekle sokan Yazar’a küfredememektedir ve buna canı çok sıkılmaktadır. Bu hikâyeyi yazarsa rahatlayacağına inanmaktadır. Batıl inançları da vardır. Masaya oturmadan önce kalemini havaya atıp tutmaya çalışmaktadır. Tutamadığı zaman, yazamamaktadır. Tuttu. Günlerden salı olduğunu söyledi, adam. Söylemeseydi değişen bir şey olmazdı. Saate baktı. Kaç gündür kendinde değildi. Dışarıya çıktığı da yoktu. Odaya kadar adama eşlik etti. Yazar, İçyazar’ın yazdığı cümleyi beğenmedi, belki sonra değiştirecekti ama kısaca şöyleydi: Yazar, kafayı yeniyle bozmaktadır. Kendisine çarpacak arabanın modelini önemsemektedir. Mümkünse test sürüşünde bir araba olsundu, onun için. Önüne “yeni” yazılı olan her şeyi sevmektedir ve en kötü gazeteleri okumaktadır. Antika birinci baskılarla ilgilenmemektedir. Modayı yakından takip etmektedir. Alfabeye yeni harfler, dağarcığa yeni kelimeler, gramere yeni kurallar kazandırmak emelindedir. Edebiyatta yeniyi yakalayacağım diye yırtınmaktadır. Vizyon filmlerini kaçırmamaktadır. Taze şarap, taze kaşar ve bakire sevmektedir. Hele yılbaşı pazartesiye denk gelirse mutluluktan uçmaktadır. Eski banknotlardan nefret etmektedir. Arkeolojiyi gereksiz bulmaktadır. Güneş eskidi diye şikâyet etmektedir. Sadece yeniyi bulunca kalıcı olacağına inandığı için kalıcılığın eski bir arzu olduğunu kabul etmemektedir. Cesedinin yakılmasını istemekte ama vasiyetinde, çakmağın daha önce kullanılmamış olmasının, altını çizmektedir. Yalnız bir adaya düşmesi durumunda yeni tanışacağı yamyamları teselli kaynağı olarak görmektedir. Yeni bir canlı türü keşfedilse bunda kendinin de payı olduğuna inanmaktadır. Yazar kendini bu dünyaya ait hissetmemektedir. En son keşfedilecek yeni gezegene ait olmak gibi bir inanışı bulunmaktadır. Eliot’ın, yeni olan her şey otomatik olarak gelenekseldir, sözünü demode bulmaktadır. Böyle böyle eskimektedir. Ev sahibi, otur geliyorum, dedi. Adam oturdu. Dikkati kitaplıktaydı. Ümmiydi ve “sadece” kelimesini kullanmayı seviyordu. İçyazar, Yazar’ın telafisi değildi. Aradaki benzerlik ve farklılıklar kısaca şöyleydi: Aynı kitapları okumalarına rağmen farklı etkilenmektedirler. İçyazar’ın izlediği Bergmanlar, Yazar’ın fikriydi. Yazar entelektüel bir girişim için izlediyse de İçyazar’ın umurunda değildi, o daha çok Jim Jarmucsh ve Emir Kustarica’yı sevmektedir. Yazar bunlara karşılık, Tarkovsky, Godard, Kurusowa’ların tamamını izletti ama kendisi Hollywood’un peşindeydi. İkisi de fasulye sevmekte soğan alışkanlığı olan ise Yazar’dı. İçyazar ozon tabakasını, azot ve su döngüsünü seviyordu, parfüm ve sprey kullanan Yazar’ı her sabah içinde mahkûm etmekteydi. İçyazar’ın da içi olduğuna dair bulgular vardı. Mahkeme tutanakları bunlardan değildi ve sadece Yazar’ın bankada vadeli döviz hesabı vardı. Yazar cesurdu, kaybedecek bir şeyi yoktu. İçyazar da cesurdu onun zaten hiçbir şeyi yoktu. Onun için İçyazar bir hikâye yazmak istese İçiçyazar’a yaptırmazdı. Yazar liberal bir siyaset izlemekte, İçyazar ise tek başına anarşist bir parti kurmuş ve bireysel eylemler sürdürmektedir. Yazar’ın iç organlarına yazdığı sloganlarda, mutlak monarşiye, oligarşik düzene, teolojik sisteme ve 657 sayılı devlet memurları yasasına karşı olduğu görülmektedir. Kitaplıktan bir kitap nedensiz düştü. Yerden aldığı kitabın kapağına baktı. Kayık güzeldi. Denizde olma hâlini özledi. Kitabın tozunu sildi. Odaya giren ev sahibine, düştü sadece yerden aldım, dedi. Ev sahibi kitaptan bir cümle göstererek okumasını istedi. Adamın ümmi olduğunu öğrenmiş oldu. Yazar, çoğu zaman İçyazar olmadan dolaşıyordu. Ender günlerin birinde, İçyazar’ın ilkel özlemleriyle alay etti. İçyazar ise iç cebinden not defterini çıkardı, sadece Yazar’ın duyabileceği şekilde okudu: “Dünya turu yapan bir gezgin için, beş bin kilometreden sonra yenilik biter: Yeniliğe boğulur neredeyse; yenilik, her seferinde yenilik, evet, şu ebediyen yeni olma masalı – ama soyut yenilik kavramı, yolda karşılaştığı ikinci yenilikle birlikte, deniz dibini boylamıştır.” Yazar, “Pessoa” dedi, “o da artık eskidi…” Kısacası diyaloglardan çıkan sonuç şöyleydi; Yazar, Messier104 gibi devasa gezegenlerden bahsederken İçyazar, Nuh’un gemisini merak etmekteydi. En gelişmiş bilgisayarlar vardı, bir de döneminin en önemli buluşu mancınık olduğu yıllar. Newton’un yerçekimi ile internet kıyaslandı. Gılgameş Destanı ve Kötülük Çiçekleri’nden pasajlar okundu. Hammurabi mi İnsan Hakları Evrensel Bildirisi mi? Çin Seddi ve Füze Savunma Kalkanı. Don Quixote ya da Süperman. Bakire Meryem, Marilyn Monroe’ya karşı. Yazar, ışınlamanın yakın tarihte olabileceğini ama bunu göremeyecekleri için bu kuşağın şansız olduğunu düşünmekteydi. İçyazar ise posta güvercinlerini beklemenin hazzını yaşayamadığı için bu kuşağı şanssız olarak görmekteydi. Evet, uzlaşı vardı. Şansız kuşak. Her şeyden haberli ama hiçbir şeye ulaşamayacak bir kuşak. Ya Ortaçağ’da olmalı ya da uzay çağında… Arası ise berbattı. Bu berbat dönemde iki kere ikinin dört ettiği hâlâ gerçekti. İkinci bir uzlaşı: Evet, bu hikâye sorunsuz bitmeliydi. "Bana öyle bir cümle söyle ki, peşine bir metin kurabileyim," dedi adam.* *Mehmet Günsür, "Coğrafya"

 *Ercan y Yılmaz’ın On Üç Sıfır Sıfır adlı kitabından.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Stieg Larsson'un yayıncısı Quercus alı..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Faruk Bal

18 Mart 2025

Ferit Sürmeli: "Minimal öykü bana göre..

Bence elli kuşağının çizdiği yol haritası günümüzde de önemini koruyor. Faruk Bal: Sevgili Ferit, kitabın adından başlayalım. La Minim Rumence en azından anlamına geliyor. Bu adı verirken kastettiğin başka bir ..

Devamı..

Özge Lokmanhekim ile Hayat Apartmanı Ü..

Melih Günaydın

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024