Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Mart 2022

Roman

Filistin’den ABD’ye Uzanan Sessizlik

Ali Bulunmaz

Paylaş

1

0


Tarih boyunca erkekler kadınlara belli roller biçti. Ataerkil kültürün ısrarla nesneleştirmeye çalıştığı kadınlardan bazıları düzene boyun eğmek zorunda kalırken bazıları da isyan etti. Erkek egemen kültürde üretilen şiddetin bir çeşidi de kadınların sessizleştirilme çabası kuşkusuz. Şiddetin kaynağı erkeğin sesinin yüksek çıkması kadını sessizleştiriyor. Böylece kadınlar isimsiz, güçsüz ve yersiz-yurtsuz kılınmaya çalışılıyor. Fakat yükselen tepkiler görmezden gelinemeyecek boyutta. Bunlardan biri de 1989’da Filistinli göçmen bir ailenin evladı olarak New York’ta doğan Etaf Rum’un 2019’da yayımlanan Kadının Sesi Yok başlıklı romanı.

Genç yaşta görücü usulü evlendirilen Rum’un otobiyografik romanı, kendisiyle benzer “kader”i paylaşan iki kadının farklı kişiliğini getiriyor karşımıza. Diğer bir ifadeyle tepkisizlik izleğine, cinsiyetçilik ve buna başkaldırı arasındaki gerilimi ekliyor yazar.

Sevgi boşlukları

etaf rum1990’da Filistin’de başlayan hikâyenin iki ana karakteri var: Batı Şeria kırsalında doğup büyüyen, kendisinden on iki yaş büyük ve Brooklyn’de oturan Âdem’le görücü usulü evlendirilip “Amerikan Rüyası” hayalleriyle ABD’ye gitmeye zorlanan İsra bunlardan biri. Diğeri ise İsra’nın ABD’de dünyaya getirdiği kızı Deya; İslami eğitim-öğretim yapılan ve sadece kızların alındığı bir okula gidiyor, hem oradaki hem de evdeki baskıya başkaldırıyor. Rum, bu iki karakter üzerinden ataerkilliği, erkek şiddetini ve kültürel gerilimleri çözümlerken kadınların alındığı cendereyi resmediyor.

“Kadının yeri evidir” mottosuyla büyüyen İsra, aynı zamanda erkek şiddetine ve ataerkil baskıya uğrayan, bu doğrultuda oluşturulan rollere örnek gösterilebilecek bir karakter; annesinin gözetimi altında, ev işlerini ve “erkeklere saygıyı” öğrenen bir kadın. Bu çemberden kurtulabilmesinin yolu ise baba evinden çıkıp koca evine gitmesi; İsra, kendisine çizilmiş bu “kader”e istemese de boyun eğiyor: Âdem’in görücü heyeti İsra’yı alıp ABD’ye götürmek üzere baba evine gelince mesele ciddileşiyor. Böyle bir durumda “hayır” yanıtını kendisine saklamak zorunda kalıyor, “terbiyeli bir kız asla bir erkeğe bakmaz” öğüdü, önünü kesen bir engele dönüşüyor. Bakacağı erkeğin ise ailenin uygun gördüğü kişi olacağını gayet iyi biliyor ve kendisine biçilen sessiz kadın rolüne geri dönüyor, aşk yerine sabrı salık veren annesi bu noktada İsra’nın önündeki tüm kapıları kapatıyor.

ABD’de mutlu ve özgür yaşama hayalleriyle yola çıkan İsra’dan sonra, yedi yaşından itibaren babaannesi ve dedesi tarafından “kadınlar için en önemli şey evliliktir” şiarıyla büyütülen Deya’yla tanıştırıyor bizi Rum. Başka bir hikâyenin ve hayatın peşine düşen, ailesinin ve yakın çevresinin buyruklarına isyan eden, babası Âdem’in annesi İsra’ya uyguladığı şiddetin yakın tanığı olan Deya, hiç tanımadığı bir adamla evlenmenin mutluluğun formülü diye kendisine sunulmasını kabullenmiyor.

Doğduğu ABD’de, kendisini ne Arap ne de Amerikalı hisseden Deya, babaannesi ve dedesi tarafından katı kurallarla kısıtlanıyor, eve sürekli görücü geliyor. O da kitap okuyarak nefes alıyor. Annesi İsra ve babası Âdem hakkında konuşup soru sorması engellenen Deya, annesiyle benzer yollardan geçip ondan daha cesur tepkiler veriyor.

Rum, romanı kurgularken zaman atlamalarıyla ve geri dönüşlerle İsra ve Deya için önemli dönüm noktalarını gözler önüne seriyor: Evlenip ABD’ye gelince İsra’nın, annesi ve babası ölünce ise Deya’nın yaşamı geri döndürülemez biçimde değişiyor.

Kendisinden bir erkek evlat beklenen ve dört kız çocuğu doğurunca Âdem’le evliliği günden güne bozulan İsra’nın içine düştüğü mutsuzluk, benliğinde büyük bir sevgi boşluğu oluştururken ebeveynleri ölünce üç kız kardeşiyle beraber aile özlemi çeken Deya’nın hissettiği boşluk hemen hemen aynı. Bununla birlikte, anne ve kızın üzerindeki kültürel ve ataerkil baskı da birbirine hayli benziyor. Rum, İsra ve Deya’nın zamansal olarak farklı, kültürel babta benzer hikâyesini, kadın olma ve baskılara tepki verme-vermeme ikilemi bağlamında getiriyor karşımıza.

etaf rum

‘Mutsuzluk, bir kadının hayatının ayrılmaz parçasıdır’

İsra ve Deya için gerek Filistin’deki gerek ABD’deki yaşam âdeta bir savaş demek: Her ikisi de ailelerine ve sosyal çevrelerine karşı bir mücadele yürütüyor. İsra’nın evliliği, kocası Âdem’le ve onun ailesiyle ilişkisi gerilimler üzerine kurulu. Deya ise küçük yaşlardan itibaren babasının ailesi tarafından büyütülüyor, annesinin ve babasının ilişkisine dair eksik parçaları tamamlamaya uğraşıyor.

Bu uğraşı sırasında dedesinin ve babaannesinin Deya’yı evlendirme isteği ise onu annesinin geçmişiyle buluşturuyor. Rum, böylece İsra ve Deya’nın mustarip olduğu ortak geçmişi, kültürü ve baskıyı aynı anda okura sunuyor. Uzun zaman önce ayrı düşen ikili bu anlamda bir araya geliyor. Vakti zamanında İsra’nın içine attıklarını, geçmişini ve annesini unutmasını salık verenlere inat Deya yüksek sesle ve isyana varacak şekilde dillendiriyor. Hatta annesinin ve babasının ölümüyle ilgili gerçeği öğrendiğinde “annemin hayatını yaşamayacağım” haykırışı, bu isyanın bayrağı hâline geliyor Deya için. Çocukluğundan beri karşılaştığı ve âdeta bir kural gibi kabullenilen “mutsuzluk, bir kadının hayatının ayrılmaz parçasıdır” sözüne ve anlayışına, “aile şerefi” adı altında kadını kimliksiz ve kişiliksiz bir nesneye dönüştüren nobranlığa da bir başkaldırıya evriliyor bu haykırış.

Kadının Sesi Yok engeller, hayaller, utançlar, yüzeydeki gerçekler ve saklı hakikatlere dair bir roman. Rum, İsra ve Deya üzerine kurduğu, 1990’lar ve 2000’ler arasında salınan hikâyede ikilinin başından geçenleri, kültürel ve cinsiyetçi kısıtlamalara maruz kalışının yanı sıra özlemlerini tarihsel gerçeklerle beraber sunarken boşluklarla, noksanlıklarla ya da geçip giden zaman zarfında artık yerine konamayacak şeylerle yüzleştiriyor hepimizi.

Yazar, İsra ve Deya’nın hikâyesini farklı zamanlardan süzüp getiriyor; benzer muamele ve güçlüklerle karşılaşan anne-kız bağlamında kadının sessizliğine gizlenen çığlığı ve fırtınayı anlatıyor. Bu sessizliğin bazen bir kabullenme ve sevdiklerini koruma bazen de şiddet dalgalarına ve baskılara yol açacak bir eyleme dönüşebileceğini göstererek iki hikâyeyi birleştiriyor.

Kadınlardan cesaret alıp kadınlara cesaret veren yazar

Ataerkilliğin çemberinden kurtulamamış ya da bunu kabullenmiş, kendisine öğretileni veya belletileni kızlarına aktaran annesinin “kadın evlenmek ve çocuk doğurmaktan başka bir işe yaramaz” öğüdünün bir şekilde peşinden giden İsra ve önüne konan engellere karşı çıkan, erginleştiğinde ailesinin yanı sıra çevresindeki erkek şiddetine isyan eden, cinsiyetçi kanona başkaldıran Deya’nın hikâyesiyle kendisininkini birleştiren Rum; küçük yaşlardan itibaren benliğine zerk edilen ve bir kurala dönüştürülen sükûnetin duvarlarını kırma aşamalarını anlatıyor Kadının Sesi Yok’ta.

Yazar, bir zamanlar kendisine öğretilen “sessizlik seni kurtarır”ın, kuşatıcı ve kadın kimliğini örseleyen bir şiar olduğunu ortaya koyuyor Kadının Sesi Yok’ta. Başka bir deyişle yaşamını sekteye uğratan bu gerçeğe isyanını kendisine saklamadan okurlarla ve dünyayla paylaşarak benzer durumda olanlar için bir umut ışığı yakıyor.

Rum; korkulara hapsolmaya, aile içi şiddete, erkek nobranlığına, ataerkil kültüre, inanç kisvesi altında kadınların maruz kaldığı baskıya ve sevgisizliğe meydan okuyor romanıyla. Kitabın sonundaki notuyla bu tavrını pekiştiriyor: “Bu hikâyeyi yazarken yaşadığım tereddüt ve korku dolu anların pek çoğunda Maya Angelou, Malala Yusufzay ve Audre Lorde gibi cesur kadınlardan ilham almaya çalıştım. Lorde’nin söylediği, ‘Sessizliğin seni korumayacak’ sözünü özümseyene kadar yazmaya devam ettim. Kadının Sesi Yok’u bu kadınlardan aldığım cesaretle yazdım. Kadınların toplum içinde yapabileceklerinin sınırları olduğu öğretilerek büyüdüm ben. Her ne zaman ki önceden planlanmış evlilik ve annelik yolunun dışına çıkma arzumu dile getirdim, tekrar tekrar bir kadının bir erkek olmadığı hatırlatıldı bana. Yine de daha sonra bunun, aynı zamanda benim güçlü yanım olduğunu, çevremdeki kadınların erkeklerden farklı oldukları şeyleri; kültürün, ailelerin, ilişkilerin ve ebeveynliğin taleplerini bir arada karşılama becerilerini öğrendim. Her ne kadar son derece karmaşık ve zaman zaman karanlık yanlara sahip geleneksel Arap kültüründen tamamen uzaklaşmayı reddetsem de bu kitabı okuduğunda hem cemaatin içinden hem de dışından insanların görmesini umduğum şey, kadınlarımızın gücü ve dayanıklılığıdır.” 

Etaf Rum, Kadının Sesi Yok, Çeviren: Arzu Altınanıt, İthaki Yayınları, 336 s.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sony Dünya Fotoğraf Ödülleri 2017’nin ..Yaprak Sayın
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nedim Dertli

15 Mart 2026

Jafar Panahi ve Görünmez Kaza

Görünmez Kaza izlenimciliği duyguları telkin etmeden perdeye taşıyan sosyo-politik bir filmdir.Panahi’nin 2025 yapımı Yek Tasadof-e Sadeh (Görünmez Kaza) yirmi yıllık sistematik kuşatılmışlık ve diri tutan bir metanetin deyim yerindeyse estetik bir infilakıdır. Yönetmen ..

Devamı..

Ona İyi Bak Üstüne

İsmet Balkaya

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024