Corona Virüsü, Ebola ya da Diğer Salgınlara Kıyasla Ne Kadar Tehlikeli?

Corona Virüsü, Ebola ya da Diğer Salgınlara Kıyasla Ne Kadar Tehlikeli?


Twitter'da Paylaş
0

Hastalıkları birbirleriyle kıyaslamak zor iş. Vaka ve ölüm sayıları, bunun nedenlerini gözler önüne seriyor.

Wuhan şehrini kırıp geçiren corona virüsü Çin’in dışına çıkarak dünya üzerinde (medya kaynaklarına göre) 40 bini aşkın kişiye bulaştı. Ancak son zamanlarda şu soru akıllara geliyor: Bu yeni tehdit, diğer bulaşıcı hastalıklardan daha mı az yoksa daha mı çok tehlikeli?

  • 7 Şubat 2020 tarihinde toplam hasta sayısı 31 bin 528, ölen sayısı ise 638. 
  • SARS 2002 ve 2003 yılları arasında 8 bin 98 kişiyi etkiledi, hastalık bulaşanların yüzde 10’u öldü.
  • MERS 2012 yılından bu yana 2 bin 494 kişiye bulaştı, yüzde 34’ü öldü.
  • Ebola 2014-2016 yılları arasında 28 bin 616 kişiyi etkilemekle beraber yüzde 40’ının ölümüne yol açtı. 
  •  Zika hastalığı 2015 yılında zirve yaptı, 2016’nın sonuna kadar 175 bin 63 vaka tespit edildi. 500 binden insanın hasta olmasından şüpheleniliyor. 
  • 2009 yılında on milyonlarca insan H1N1 influenza virüsüne yakalanmasına rağmen sadece 18 bin 500 vaka doğrulandı. Retrospektif bir çalışmada CDC 284 binden fazla insanın öldüğünü ortaya çıkardı. 

Sağlık örgütleri ve salgının başladığı yerdeki insanlar önceliklerini kamuya yönelik genel riske göre belirler. Dünya Sağlık Örgütü daha corona virüsünün ortaya çıkışından bir ay geçmeden 675 milyon dolar bağışlamayı planladığını duyurdu. Bu miktarın üçte birini Ağustos 2018'den bu yana sürmekte olan Orta Afrika'daki Ebola salgınıyla mücadele etmek için uluslararası ortaklardan toplamıştı.

Bu tehlikeleri birbiriyle kıyaslamak (bir hastalığın ölümcül ve ciddi sonuçlara karşı ne kadar bulaşıcı olduğu gibi faktörler, bir bölgeyi karantina altına almanın sosyoekonomik sonuçları) karmaşık bir hesabı gerektirir. Ölüm oranlarının basit bir karşılaştırması bile en kötü bulaşıcı hastalığın ne olduğuna dair bir karar vermemizde sıkıntı yaratabilir. Örneğin, grip – ister mevsimsel ister H1N1 gibi sıkıntı yaratan bir salgın olsun – milyonlarca insanı hasta edebilir, ancak hasta olanların yalnızca yüzde 0,1’ini öldürür. SARS, MERS ve Çin’in yeni salgın türü gibi corona virüsleri bundan çok daha kötü sonuçlar doğurur. SARS vakalarının yaklaşık yüzde 10’u öldü, ancak ortada yalnızca 8 bin doğrulanmış vaka bulunuyordu. 

Şu anda yeni corona virüsü bilinen enfeksiyonlar arasında en ölümcülü: SARS’ı çok geride bıraktı ve bildiğimiz gripten 20 kat daha ölümcül. Bazı bilim adamları yeni virüsün hızlı bir şekilde yanacağını savunuyor, ancak MERS’te bu olmadı. Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus konuyla ilgili, “Son iki gündür Çin’de daha az rapor edilen vaka sayısı azalıyor. Bu iyi bir haber, ancak çok fazla anlam çıkarmaya gerek yok. Rakamlar tekrar yükselebilir,” dedi.

Yeni corona virüsünün milyonlarca insana ulaşılırsa son derece zararlı olabileceğinden korkuluyor. Bu endişeler, gribin aksine coronanın aşısının bulunmaması gerçeğiyle birleşiyor. Brifinavir-ritonavir adı verilen bir antiviral ilacın denemeleri bir ay içinde tamamlanacak. Bu ilaç kombinasyonu geçmişte HIV ile savaşmak için kullanıldı. Bu esnada, corona virüsünün ne kadar uzağa gidebileceğini söylemek için henüz erken. Bu nedenle karantinalara ve enfekte olmuş kişilerin hareketlerini kısıtlamaya çok fazla önem veriliyor. Acımasız ve eskide kalmış bir yöntem gibi görünen karantina, salgınları kontrol etmenin en önemli yollarından biri olmaya devam ediyor ve DSÖ tarafından destekleniyor. Corona virüsü de tıpkı grip gibi yakın mesafede ve temasla kolayca yayıldığından bu mantıklı bir karar. 

Karantinanın türü aynı zamanda değerinin de belirleyicisidir. Araştırmalara göre, hastane karantinaları uygun maliyetliyken ev karantinası bir o kadar maliyetli: Seyahat kısıtlamaları gibi nedenlerle düşük ve orta gelirli ülkelerde ticareti kesintiye uğratıyor. Wall Street Journal'a göre Çin, 2009 H1N1 salgını sırasında 55 milyar dolar, SARS salgını sırasında ise 40 milyar dolar kaybetti. Corona virüsü için öncelikleri listeleyen Van Kerkhove, insandan insana bulaşmanın önlenmesinin ve hastaların erken teşhis edilip izole edilmesinin gerektiğini vurguladı. Mevcut bakım standardının bireysel vakaların ciddiyetine bağlı olduğunu, ancak en kötü vakaların oksijen tedavisi, mekanik ventilasyon ve resüsitasyon gibi hastanenin gerçekleştirebileceği tedaviler gerektirdiğini ekledi.

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(National Geographic)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR