Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Şubat 2023

Öykü

Gecenin İçinde

Alkan Altaş

Paylaş

2

0


Islak sokaklarda elleri cebinde ıslık çalarak yürüyordu. Yere bakan gözlerinde bu akşam arkadaşlarıyla vakit geçirip biraz önce kalktığı mekândan kalan düşünceler çarpışıyordu. Burak da amma övdü kendini, Selin bu akşam çok güzeldi, yanındaki dallama ona hâlâ hiç yakışmıyor… Bir ara çok mu düştü çenem, milletin kafasını çok mu şişirdim? Birayı fazla mı yazdılar, ya da ben dört yerine beş bira mı içtim? Bu sorular, cevaplar ve topyekûn değerlendirmeler gitmekte olduğu son bara yaklaşınca azaldı. Çevredeki müdavimlerinin gözünde son duraktı orası. Neredeyse sabah saatlerine kadar açık olduğu için günü, daha doğrusu geceyi orada kapatırdı genelde insanlar. Atilla da arkadaşlarından ayrıldıktan sonra burada bir iki birayla kapanışı yapmayı tercih etmişti. Bu barı ayrı bir seviyordu. Özellikle soğuk kış günlerinde orada kendini daha sıcak hissediyordu, bir grup insanın ufak, köhne sayılabilir bir mekânda bir araya gelmesi, her biri ayrı telden çalsa da, çoğu birbiriyle tanışık olmasa da, her biri çeşit çeşit dert ve tasaya sahip olsa da bir bütünleşme hissiyatı veriyordu muhtemelen. Modern insan gereğinden fazla mı bireyseldi acaba? Bu bireysellik Atilla’ya yaramış mıydı yoksa kötü mü gelmişti? Onurlu bir yalnızlık mı kalabalık bir aile mi şifaydı içindeki boşluğa, pek emin olamıyordu. Şu an vücudundaki alkol seviyesi de bunun çok sağlıklı bir değerlendirmesini yapmasına cevaz vermiyordu belli ki. Belki de Atilla içindeki soğuk ve kocaman ıssızlıktan oraya sığınıyordu. Hatta bazen istiyordu ki orada kaybolsun, barda sabaha kadar o insanlarla bütünleşsin; alkol, insanlar, mekân bir bütün olsun, birbiriyle kaynasın, Atilla’nın zihni, ruhu ve kalbi erisin içlerinde. Gecenin ta içinde, o barın loş ve leş evreninde kaybolmak istiyordu.

Soğukta üşümüş ellerini kapının önünde cebinden çıkardıktan sonra barın neon ışıklar altındaki cafcaflı kapısını açıp içeri girdiğinde hızlıca taradığı yüzlerin bir kısmı tanıdıktı. Paltosunun önünü açtı ve tanıdıklarına gülerek selam vermeye başladı. Selam verdiği kişilerin de bazıları çeşitli şakalarla selamını alıp hal hatır soruyorlardı. Kimin ne derece güler yüzlü olduğundan o kişinin kaçıncı içkisinde olduğunu aşağı yukarı tahmin ediyor, gelen şakayı biraz taşkın da bulsa usta bir müdavime yakışır biçimde topu göğsünde yumuşatıyor, güler yüzle karşılık veriyordu. Masaya davet edenler olsa da öncelikle bar kısmına oturmayı tercih etti. Paltosunu çıkarıp barmen Tolga’ya selam verdi:

– Kolay gelsin

– Sağ ol abi, ne alırsın?

– Bir fıçı alayım.

– Hemen.

Sigarasını çıkarmak için paltosunun cebine uzandığında mekândaki göz yakan sigara dumanını da eş zamanlı olarak fark etti. Her ne kadar kapalı alanda sigara içmek yasak da olsa, bu saatlerde çok da sorun olmuyordu. Alkol oranı arttıkça kurallara uygun davranma oranı azalıyor, bar işletmesi de bu duruma genelde göz yumuyordu.

Sigarasını içine çekerken etraftaki yüzleri süzdü. Birkaç boşluk dışında tüm masalar doluydu. Yüzler çeşitlilik arz ediyordu; yetişkin, orta yaşlı, biraz daha yaşlı. Sönük, durgun, biraz daha hareketli. Mutsuz, idare eder ve mutlu. Tüm bu çeşitlilik içinde bir ortak payda sezinliyordu, o da herkesin bir şeylerden kaçtığıydı. Bazıları dertlerden, bazıları gündelik problemlerden, bazıları ayrılıklardan, acılardan, kimileri de kendisiyle baş başa kalmaktan... Konuşulanlar da kulağına çarpıyordu illaki. Birbirine girmiş sesler, alkollü ve bulanık bir kakofoni. Kahkahalar, heyecanlı çıkışlar, böbürlenmeli geçmiş anlatıları, dert yanmalar…

Gelen birasından uzunca bir yudum aldıktan sonra önüne baktı bir süre. Aklına üç yıl önce ayrıldığı eşi geldi. Şimdi ne yapıyordu acaba. O da bir şeylerden bir yerlere kaçmış mıydı, birilerine ağlıyor muydu, eğleniyor muydu, ya da evinde hayatına aldığı yeni erkeğiyle mi vakit geçiriyordu. Uyuyor muydu ya da. Muhtemelen mışıl mışıl uyuyordu. Ya da Atilla böyle var saymayı tercih etti.

Mekânı izlemeye devam etti. Ellili yaşlarda, göbekli bir adama takıldı gözü. Adam karşısındaki kadına heyecanla bir şeyler anlatıyordu, hararetli el kol hareketleri eşliğinde. Adamın kendini övdüğü ve olduğundan çok daha fazla gösterdiği sadece bu hareketlerden bile anlaşılabiliyordu. Adamın hafif terlemiş yüzü de yabancı değildi, daha önce bir iki kez görmüş gibiydi, ama ismini bilmiyordu. Tek bildiği adamın karşısındaki kadını tavlamaya çalıştığıydı. Adam anlattıkça belki de kadını yatağa daha da çok yaklaştırdığını düşünüyor, beyni ödül hormonları salgılıyor, bunların etkisiyle daha da coşkulu anlatıyor, arada bir kaba ve kalın bir sesle güçlü kahkahalar atıyordu. Kadının arada bir adamdan kaçırdığı gözlerine ve dudaklarındaki zoraki gülümsemeye bakınca acımayla karışık bir üzüntü hissetti içinde.

Birasından bir iki yudum daha aldıktan sonra daha kalabalık bir masaya doğru çevirdi yüzünü. Masada dört beş kişi olmasına rağmen tek bir ses vardı. Otuzlu yaşlarının başlarında görünen genç kadın masayı adeta domine ediyordu. Muhtemeldir ki yeni izlediği bir sanat filminden bahsediyor, “abi çok iyi ya” diye başladığı cümlelerine arada bir süslü entel kelimeler sıkıştırıyordu. Atilla bu kelimelerin bazılarını tanıdı, bazılarını tanımadı. Kadının motivasyonuna hayran kaldı sadece, keşke kendisinde de bu isteğin, bu enerjinin hiç olmazsa onda biri bulunsaydı.

Yüzü olduğundan daha yaşlı görünen, kırışıklarla dolu, gür ve dağınık sakallarına beyazlar ilişmiş bir adama yöneldi sonra. Tek başına oturan adam haşin bir şekilde sigara içiyor, sigarayla beraber bin tane öfkesini içine atıyor gibiydi. Arada bir kadehini yudumluyor, uzaklara dalan gözlerinden öfkeyle karışık hüzün okunuyordu. Neler düşünüyordu acaba bu adam, kime ya da neye kızgındı? Buradan kalkıp nereye gidecekti? Döneceği evinde bir eşi var mıydı, çocuğu var mıydı, herhangi bir bekleyeni var mıydı kısaca, ya da Atilla gibi yalnızlar yalnızı mıydı? Durduk yere tüm bunları merak eden Atilla eski eşini hatırladı. Kararlar çoktan verilmiş, defter kapanmıştı. Ama yine de böyle anlarda aklına geliyor, acaba bitirmesek de devam mı etseydik diyordu. Onu yeterince sevmediğini, onunla doğru düzgün anlaşamadığını bile bile bir insanla sırf yalnız kalmamak için kader birliği yapmaya devam etmek... Bu ne derece doğruydu ki? Sadece Ebru ile değil, başka herhangi birisiyle de böylesi bir kader birliği yapmanın ne derece zor olduğunu düşünüyordu. O yüzden olması gereken kararı verdiğine olan inancını tazeledi. Şüphe ve pişmanlık bulutları uzaklaştı, zihninde birkaç dakikadır savrulmakta olan bir şeyler tekrar yerine oturdu.

Atilla birasından bir uzun yudum daha aldı. Bir sigara daha yaktı. Barmenin bir sanatçı edasıyla ve seri hareketlerle kadehleri dolduruşuna baktı. Garsonun koşturmacasını izledi bir süre. Dönüp tekrar masalara baktı. Zavallı insanlar dedi içinden, zavallı biz dedi. Kaçışlar, pansumanlar, oyalanmacalar, sanrılar. Küçük küçük mutluluk kıvılcımları, belli belirsiz. Alkolün rahatlattığı zihinler, gevşettiği bedenler. Baktı, bir daha baktı. Hepsine sarılmak istedi bir yandan. O bütünleşme hissi tekrar nüksetti içinde. Sosyalleşme, büyüme, kaynama, erime. Atilla kendinden kaçıyordu, bunun da farkındaydı. O yüzden sadece zavallı insanlar değil, zavallı biz diyordu. Kaybolmak istiyordu bu minik sosyal yığının içinde. İzbe ve sıcak bir barda ısınmak. Bu loş evrende erimek, gecenin tam içinde.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İsveç Akademisi KrizdePınarnaz Eren
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dilan Özdemir

22 Kasım 2025

Gizem Pınar Karaboğa: "Bizim acımız ço..

Edebiyat başka bir açıdan bakıp onu herkese gösterebilme cesareti ve sorumluluğudur çünkü bence.Dilan Özdemir: “Maske” isimli öykünüzde, “Gittikçe genişleyip ağırlaşan söyleme isteğinin baskısıyla iki büklüm olmak. Doğru sözcükleri bulmaya çalışarak ıkınmak s..

Devamı..

Sürüngen Beyni ve Öteki Nöro-mitler

A. Lacroix

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024