Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Kasım 2022

Öykü

Güz ve Memet

Tuğba Eren

Paylaş

1

0


Sonra güz başladı. Babam öleli bir yıl oldu.

Bir gün ben de bu dağın başında öleceğim biliyorum. Hem de babam gibi koyun güderken. Beni de onun gibi, Dağlı Köpek başımda cesedimi beklerken bulacaklar. İlçeye geldiğimde önüme halı sereceklerini sanmıştım. Gazeteciliğimi alkışlayacaklar, onca savaşın içinden çıkmış gelmiş de köyüne dönmüş diyecekler. Davul zurna çalacaklar, konfetiler atacaklar. Ben ölünce köydeki evimi müze yapacaklar. Öyle olmadı. Trenden indiğimde istasyonda kimsecikler yoktu. İlçeden köye otobüsle giderken yol boyu uzayan buğdaylığa uzun uzun baktım. En çok da köyün içinden geçmek canımı sıktı. Düşünsene Berrin, köye bir girdim ki kıraathane önündekiler derdime düşmüş. Fisler, koslar, kaşının altından bakmalar. Şu valizi bunca doldurmasaydım da çabucak geçseydim buranın önünden diye düşündüm.

Sen böyle şeyleri takmazdın Güzün. Ele başı olurdun, çocukken izci başı, gençken üniversitenin halay başı… Aklım almıyor.

Nasıl desem Berrin, taşranın boğan sokakları değişmiyor ki. Üç beş memur gelip gidiyor, geri kalanı hep aynı insanlar. Ait olamadığın yere dönünce böyle oluyormuş demek.  Gitmeden önce neysen ona dönüşüyormuşsun yeniden. Sokaklar neyse, evler neyse sen de onlar kadar aynı kalıyormuşsun.

Seninkini gördün mü?

Onu hiç sorma. Kıraathaneyi geçerken bir göz Memet’i görsem dedim. Saatine denk geldi işte, Gâvur Memet de kiliseden çıktı. Kilise dediysem harabe… Düzlüğe inince göstereceğim sana da. Taş yığınının ortasında kendince derviş benimki. Memet desem, beni desem, eve bırakıversen desem bırakırdı. İkiletmezdi de işte, diyemedim. Bir gurur vermiş yaradan bana, büyük büyük dedemden kalmış. Valizin altında kalsam kaplumbağa gibi evim sırtımda sürünürüm, sürünürüm ama al beni götür demem kimseye biliyorsun. Memetle benim toprağımı bir yapmış adını sevdiğim tanrı. İkimizi bir çamurdan yapmış, sonra ikiye bölüp dünyaya atmış. Ona da demiştim ya buradan giderken, ölsem de geri gelmem bir daha diye. Göz göze gelince öldüm sandım Berrin. Hep o büyük dedemin gururu işte, hortlasın diyeceğim de olmayacak…

Bunlar ne otu Güzün?

Dağ kekiği. Helen’in acısı bizim tadımız olmuş. Ne hikayeler barındırıyor şuncacık şey. Ama ne tat değil mi? Onsuz yemek düşünemiyorum. Murat çok güzel kekikli tavuk yapıyordu. Ne iyiydi ilk yıllarımız. Yoğunluktan arada bir evde buluşabiliyorduk ama iyi geliyordu. Özlemek güzel şeymiş. Babama demiştim ki; okuyup büyük kadın olacağım. Oldum da. Sonra küçüldüm. Gazetenin büyük ağababası hepimizi toplayıp performansımızın düştüğünü söyledi.  Önce müdürü çıkardılar işten, sonra teknisyenler, sonra birkaç muhabir. En son ben ve Murat… Böylesi ancak savaşta olur. Yerimize karın tokluğuna elemanlar aldılar. Sonra birkaç iş denemesi... Her yer aynı. Murat beni suçladı. Çok konuşmasaymışım, milleti savunmasaymışım bunlar gelmeyecekmiş başımıza. Böyle küçük küçük tartışmalarımız kavgaya dönüştü. Sonra eve döndüğümüzde birbirimize sarılmaz olduk. Ben bir markette çalışmaya başladım. Murat matbaada iş buldu. Önce konuşmalarımız bitti, sonra sevişmelerimiz. Kocaman yatakta bir başta o, bir başta ben yatmaya başladık. Aman boş ver nereden çıktı şimdi Murat. Eve dönelim mi Berrin? Hava kararmaya başladı. Dağlı Köpek yaşlandı artık gözleri iyi görmüyor. Ben bu sürüyü toparlayamam yoksa. 

Tamam dönelim Güzocuğum, dönelim.

 Islık çalarak koyunları önüme toparlamaya başladım. Berrin’in uzaktaki dağlara bakışı bir akşam önce annemin sofraya koyduğu yemeğe bakışıyla aynıydı. Ona hazırladığımız odaya girince de böyle baktı. Dağları da sevmedi biliyorum. Berrin hiçbir şeyi sevmez. Buraya gelişi de beni değil yaşantımı görmek, iyiden iyiye irdeleyip kuyunun içinden çıkmak için debelenen ruhumu deşmekti. Yürüdükçe topuklu ayakkabıları toprağa batıp çıkıyordu, çıktıkça daha da yabancı bakıyordu indiğimiz tepeye. Bir yandan da burnunu sıkıyor, koyunların geride bıraktığı dışkılara basmamak için ayaklarını çaprazlayıp duruyordu. Sonunda düştü. Üzerindeki kloş etek kafasına açıldı, bacakları havadaydı. Kendimi gülmekten alamadım. Bozuldu ama toparladı kendini. Neyse ki uzaktaki taş yığınına iyice yaklaştık.

Burası Berrin. Memet’in yıkıntı ibadethanesi var ya, orası burası işte.

Nasıl bir yer burası böyle Güzün. Taş taş üstünde dört duvar, başka da bir şey yok. İçeri girelim mi?

Olur, ben de hiç girmedim daha önce.

Aman tanrım. Ne güzel resimler bunlar böyle. Bu kadar eski şeyin içinde nasıl bozulmamışlar. Seninki yenilemiştir bu resimleri Güzün. Şu mumlara bak. Nasıl da büyük. Yakalım mı?

Yakalım.

Kekik kokusu değil mi bu?  

Bilmem, olabilir.

Bu Memet her şeyden anlıyor Güzün. Kendisi mi yaptı bunları acaba?

Bilmem, belki de…

Şu resimlerdeki kadınların belden aşağıları iyice silinmiş ama.

Oldu olası doğup doğurduğumuz yerden biçimlendirmiyorlar mı bizi Berrin? Silinsin boşver.

Bak burada ne yazıyor?

Ne yazıyor?

Düüzz… Yok. Dur dur, Güü…zün. Güzün yazıyor, aa gerçekten Güzün yazıyor. Baksana yanında da M var. Bunu Mehmet yapmıştır Güzün. Kesin o yapmıştır.

Yapmıştır Memet. Çok önceleri… Hadi çıkalım buradan, gün batmak üzere.  Eve gidip şu sefilleri ahıra atayım. Yemekten sonra da taksi çağırırız, seni otogara bırakır.

Tamam Güzocuğum, tamam.

Koyunları yola koyup eve doğru ilerledik. Babamı buldukları koca taşın önünden geçtik.  Taş babama benziyordu. Sağ yanından kocaman bir çıkıntı uzanıyordu. Babamın merhametsiz eli… Annemi ve beni öldüresiye döven ve bunun için hiçbir sebebe gerek duymayan eli. Berrin’e baktım usulca. O da taşa bakarak ilerliyordu. Bunu ölsem söyleyemem. Söylersem babamı özlediğimi söyleyemem. Özlediğimi söylesem utanırım. Dağlı Köpek duraksadı birden. Taştan ele işedi. Yapmasa iyiydi. Ölüye saygısızlık. Ne bilsin yavru, yaşlandı da aklı başından gitti işte. Yoksa babama tapardı o. Bizi bile yanına yanaştırmazdı.

Memet karşıdan geliyordu o sıra. Gövdesi büyümüştü, gözleri iri simsiyah, saçlarının kıvrımı alnına düşmüş. Bir yeşil pardösü, altında rengi gitmiş siyah pantolon. Keskin çenesi ağzıma değse, gözü gözüme şimdi… Gitmem mi? Giderim. Yanımdan geçerken iki gözünü iki kez kırptı. Ben de ellerimi arkada kavuşturdum. İşaret. Geleceğim demek, ellerini tutacağım, sarılıp yatacağız sararmış çimenlerin üzerine, mumları yakacağız ve güzün yıldızlarını izleyeceğiz demek.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Stieg Larsson'un yayıncısı Quercus alı..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Faruk Bal

18 Mart 2025

Ferit Sürmeli: "Minimal öykü bana göre..

Bence elli kuşağının çizdiği yol haritası günümüzde de önemini koruyor. Faruk Bal: Sevgili Ferit, kitabın adından başlayalım. La Minim Rumence en azından anlamına geliyor. Bu adı verirken kastettiğin başka bir ..

Devamı..

Özge Lokmanhekim ile Hayat Apartmanı Ü..

Melih Günaydın

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024