Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Ocak 2018

Öykü

Hakan Şenocak • Av

Hakan Şenocak

Paylaş

16

0


Sancak direklerinde bayraklar dalgalanan otuz üç gemi çekiyordu onu. Öylesine büyüktü ki taşıyabilmek için gemiler boğazın dört bir yanını kaplamak zorunda kalmıştı. Karadeniz açıklarından bin bir güçlükle alınıp gemilere bağlanarak çekilmeye başlayalı yirmi günü geçmişti. İnanılmaz bir ağırlığa sahipti; onca gemi tarafından çekilmesine rağmen yerinden bir nebze olsun kıpırdamıyor gibi görünüyordu. Neyse ki rüzgâr gemilerden yanaydı. İstanbullular, Avrupa’nın dört bir yanından gelen meraklılar, televizyonlar, gazeteler, radyolar, ordular, herkes ama herkes onu bekliyordu. İnsanlar iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalıkla doldurmuştu kıyıları. Anadolu ve Avrupa yakasında denizi gören her noktada insan vardı. O, gemiler tarafından herkesin gözünün önünden geçirilerek okyanuslara, onun gibi bir devi ağırlayabilecek en derin sulara götürülüyordu. Nihayet gemiler sabaha karşı boğazda göründüğünde insanlar sevinç ve şaşkınlık çığlıkları atmaya başladı. Gökyüzü helikopterlerle doluydu. Sadece İstanbul’un değil, aslında dünyanın da nabzı onun ölü vücudunda atıyor gibiydi. Devdi. Yüzlerce metre boyundaydı. Kolları ve bacakları hacim daraltabilmek için haftalarca süren çabalarla vücuduna sıkı sıkı bağlanmıştı. Böylece dev vücudunun kıyılara çarpması önlenebiliyordu. Başı, gemilerin arkasından iri bir dağ gibi yükseliyordu. Sırtüstü yatıyordu. Hafif aralık gözleri siyahtı. Esmerdi. Kısa saçlıydı. Yüzünde kirli sakal, üzerinde eprimiş uzun kollu, büyük yakalı, yoksul, beyaz bir gömlek, altında siyah kadife pantolon vardı. Ayaklarındaki mokasen ayakkabılardan birisi yolculuğu sırasında Karadeniz’in derin sularına gömülüp kaybolmuştu; ayakkabısız ayağındaki siyah mı, lacivert mi olduğu anlaşılamayan koyu renk çorabı gevşemiş, dalgaların etkisiyle neredeyse ayağından çıkmak üzereydi. Açık sağ gözüne bir karga konmuştu. Gözbebeğini didikliyordu. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün altından geçerken herkes nefesini tutmuştu; köprünün ayaklarına ya da doğruca köprünün kendisine çarpmasından korkuluyordu. Her iki köprü de trafiğe kapatılmıştı. Deniz trafiği de durdurulmuştu. Bir sandal bile yoktu denizde ondan ve gemilerden başka. Bütün bir gün boyunca süren yolculuktan sonra Boğaziçi Köprüsü’ne kadar getirmeyi başarmışlardı. Köprüyü henüz geçmişlerdi ki haftalarca önce tahmin edilmesine ve önlem alınmasına rağmen ölü de olsa bir devin vücudunun ne denli güçlü olabileceğini öngöremedikleri için, beklenmedik bir olay insanların şaşkın bakışları arasında gerçekleşmeye başlamış, sol kolu birdenbire iplerden kurtuluvermişti. Bacakları ve ayakları henüz köprünün diğer tarafındaydı. Avrupa yakasından seyredenler kendilerine doğru yaklaşan dev kolu gördüklerinde dehşet içinde gerilere, şehrin iç kesimlerine doğru kaçışmaya başlamışlardı. Kol birdenbire boşalmanın etkisiyle, suyu yara yara kıyıya doğru hızla ilerliyordu; muhtemelen sol elinin parmakları kıyıya ulaşacaktı. Nitekim birkaç dakika içinde beklenen gerçekleşmiş, sol elinin parmakları Ortaköy’e hızla çarpmıştı. Kıyıda bulunan Ortaköy Camisi elin hızını biraz olsun kesmeyi başarmış olmasına rağmen kendisi bir kibrit kutusu gibi yıkılmaktan kurtulamamıştı. El birkaç binayı daha yerle bir ettikten sonra kolun peşinden, usulca suya dönmüştü. Kıyıdaki tekneler parmakların dokunuşundan kurtulamayarak parçalanmış, birer ikişer sulara gömülmüşlerdi. Tahmin edilebileceğinden çok daha az bir hasar olmuştu yine de. Buna rağmen devin cesedinin bile, kontrol dışı kaldığında ne büyük zararlar verebileceği hakkında bilgi sahibi olunmuştu. Tepedeki helikopterlerden çekim yapan televizyon kameramanları için görüntü inanılır türden değildi. Sol kolu başının yanından ileriye doğru uzanmış, eli bir hedefi gösteriyor gibi gemilerin önüne geçmişti. Sanki otuz üç gemi onun gösterdiği derinliklere doğru ilerliyor gibiydi. Birden, hiç beklenmedik bir şey oldu; bilinmeyen bir nedenle dev vücudunun dengesi bozulmuş, ileriye uzanan kolu sularda kaybolmuştu. Batıyordu. Başı yana düşmüştü. Ağzına sular doluyordu. Kıyılarda ısrarla bekleyenler ve otuz üç gemidekiler şaşkınlık içindeydi. İrili ufaklı su parçaları çıldırmış bir arı sürüsü gibi ölü bedenine saldırıyordu. Hava kararıyordu. Okyanuslara ulaşacak gücü kalmamıştı. Dev gövdesi her zaman göz önünde olmak için Kız Kulesi açıklarına, boğazın karanlık sularına ağır ağır gömülüyordu. Devin gözbebeğiyle işini bitiremeyen karga, üzerine saldıran dalgalardan hafif bir kanat darbesiyle kurtulmuştu. Ne var ki avı elinden kaçıyordu. Gözü dönmüştü. Avını geri almak için çığlık çığlığa bağırıyordu.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Stieg Larsson'un yayıncısı Quercus alı..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Faruk Bal

18 Mart 2025

Ferit Sürmeli: "Minimal öykü bana göre..

Bence elli kuşağının çizdiği yol haritası günümüzde de önemini koruyor. Faruk Bal: Sevgili Ferit, kitabın adından başlayalım. La Minim Rumence en azından anlamına geliyor. Bu adı verirken kastettiğin başka bir ..

Devamı..

Özge Lokmanhekim ile Hayat Apartmanı Ü..

Melih Günaydın

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024