Hayvan Hakları ve Aydınlanma
26 Kasım 2015 Hayat Doğa

Hayvan Hakları ve Aydınlanma


Twitter'da Paylaş
0

İnsanlığın ahlaki evriminde bir sonraki adım, hayvan haklarını benimsemek ve bunun kapsamlı sonuçlarını kabul etmektir. Hayvan hakları, insanlığın son iki yüzyıl içinde gerçekleştirmiş olduğu en ilerici ahlaki ve siyasi adımların temeli üzerine oturur. Sözün özü, hayvan hakları argümanı, insan hakları diye bir şey varsa, aynı nedenden dolayı hayvanların da hakkı olduğunu savlar. Yazar, tanınmış konuşmacı, entelektüel ve deneyimli bir aktivist olan Steven Best, hayvan hakları, ekolojik kriz, biyoteknoloji, özgürleşme siyaseti, terörizm, kitlesel basın, küreselleşme ve kapitalist hâkimiyet gibi günümüzün sorunlarıyla ilgileniyor. Best, bugüne dek 10 kitap ve 100’den fazla yazı yazdı, onlarca ülkede konuşma yaptı, birçok belgeselde yer aldı ve VegNews tarafından, ülkenin “En Etkileyici 25 Vejetaryeni” arasında gösterildi. “Tam özgürlük” (insanlar, hayvanlar ve yeryüzü için) şiarına olan tavizsiz bağlılığı nedeniyle sert biçimde eleştirildi ve düşüncelerinin etkisi yüzünden İngiltere’ye girişi yasaklandı. Atalarımız bundan beş milyon yıl önce insansı maymunlardan ayrıldı ve evrimin hominid kolu sonraki iki milyon yıl içinde de, yalnızca iki ayak üzerinde durabilen değil, aynı zamanda büyük beyinli olan, dil ve teknolojiyi kullanabilen bir türe evrilme sürecinde inanılmaz bir değişim geçirdi. Son yüz bin yıl içindeyse, insanların biyolojik yapısı çok az değişti, ancak sosyal ve teknolojik kapasiteleri çok hızlı bir evrim geçirdi. Ne yazık ki, teknolojik evrimimiz, ahlaki evrimimizi alt etti. Dr. Martin Luther King’in sözleriyle aktarırsak: “Hedefini şaşırmış insanların, hedefe kilitlenen füzeleri kullandıkları bir dünyada yaşıyoruz.” İnsanlar, ahlaki evrim de geçirdiler, ancak bu biraz yavaş oldu. İnsanın doğasına ya da şeylerin doğal düzenine bir şekilde içkin olan eşitsizlik, hiyerarşi ve bayağılık kavramlarını meşrulaştıran mitleri besleyen cahillikten, önyargıdan ve temayüllerden kurtulmak, Batı kültürünün iki bin yıldan fazla zamanını aldı. Batı toplumu, 1960’lardan bu yana ahlaki açıdan çok hızlı bir gelişim gösterdi. Öğrenci, siyah, esmer, feminist ve eşcinsel hareketler; hakların evrenselleşme sürecini hızlandırdı, önyargının aşılmaz engellerinin üstesinden geldi ve insan özgürlüğünün anlamını derinleştirdi. Sosyal çatışmaların, isyanların, ABD’nin Vietnam’daki savaşına karşı yapılan kitlesel gösterilerin ve fakirlik, evsizlik ve sınıf eşitsizliği gibi sorunların çığrından çıktığı bu çalkantılı dönemde, Martin Luther King bir “dünya evi” vizyonu sundu. Maddi ve manevi tüm ihtiyaçlarının, modern dünyanın verimliliği ile karşılandığı bu kozmopolit ütopyada, dünyadaki tüm insanlar, barış ve uyum içinde yaşayacaktı. Ancak bu rüyanın ne ölçüde gerçekleşebileceğinden söz edersek, King’in dünya evinin, hâlâ lanet olası bir mezbaha olduğunu söylememiz gerekir, çünkü insanlık, milyarlarca hayvanın gereksiz yere hapsedilmesine, işkence edilmesine ve öldürülmesine bir çare bulamıyor.İnsanlar sözümona “aydınlanmış” ve “ilerici”; eşitliği, hakları ve şiddet içermeyen yaklaşımı, bu gezegeni paylaştıkları hayvanlara da tanımadığı müddetçe, bu insancıl ve şiddet içermeyen ütopya, ikiyüzlü bir yalan olarak kalacaktır. İnsanlığın ahlaki evriminde bir sonraki adım, hayvan haklarını benimsemek ve bunun kapsamlı sonuçlarını kabul etmektir. Hayvan hakları, insanlığın son iki yüzyıl içinde gerçekleştirmiş olduğu en ilerici ahlaki ve siyasi adımların temeli üzerine oturur. Sözün özü, hayvan hakları argümanı, insan hakları diye bir şey varsa, aynı nedenden dolayı hayvanların da hakkı olduğunu savlar. Ahlaki değerler, tür olarak farklılıklarımızda değil, aksine, bir hayatın özneleri olarak paylaştığımız ortaklıklarda yatmaktadır. Hayvan haklarının yumuşak karnı şudur: İnsanlar, tam olarak aydınlanacak ve demokratik yasa sistemlerinde saygın bir yere yerleştirdikleri bu son önyargının da üstesinden gelebilecek mi? Ekonomik sistemlerini yeniden düzenleyebilecek, teknolojilerini yeniden yapılandıracak ve kültürel geleneklerini dönüştürebilecekler mi? Her şeyin ötesinde, yeni hassasiyetler, yeni değerler, yeni dünya görüşleri ve yeni kimlikler oluşturabilecekler mi? Hayvan hakları hareketi, sosyal dünyada ve doğada var olan şiddetli krizlerin tam ortasında, insanlık için ciddi bir evrimsel güçlük oluşturmaktadır. Peki, hayvan sorununun, insan sorununun özü olduğunu kavrayabilecek miyiz? Hayvanların suiistimal edilmesinin, birbirimizle ve doğayla olan ilişkilerimizde başgösteren krizin her ayrıntısına nasıl sinmiş olduğunun farkına varabilecek miyiz? Hayvan hakları, insan türü kimliğine karşı yapılan bir saldırıdır. Türcülük kumpasını yerle bir eder ve insanların dünya üzerindeki konumlarını tanımladıkları kozmolojik planların doğruluğunu sorgular. Hayvan hakları, insanların, öbür hayvanlardan üstün oldukları algısını terk etmesini talep eder. Gücün sorumluluk gerektirdiğini, kudretin doğru bir şey olmadığını ve neokorteksin gelişmiş olmasının, doğanın tecavüzünü ve talanını meşrulaştırmadığını fark ettirmek için insanlara meydan okur. Dünya görüşündeki bu kapsamlı değişiklikler, kişinin günlük yaşamının devrimsel bir değişime uğramasını ve siyasetin ne kadar kişisel bir şey olduğunun farkına varılmasını talep eder. Radikal felsefeler öğretiyorum, ancak bunların içinde yalnızca hayvan hakları, günlük ritüelleri ve sosyal ilişkileri yıkma ve dönüştürme gücüne sahiptir. Anarşizm veya Marksizm gibi “radikal” felsefeler, türcülük kavramını eleştiriye tutmadan yeniden üretir. Marksist bir seminerin sonunda, öğrenciler, öldürülmüş bir çiftlik hayvanının bedenini yedikleri bir akşam yemeği masasında devrimden söz edebilir. Bir hayvan hakları seminerinin sonunda ise, önündeki tabaklara bakarak, en temel davranışlarını sorgularlar ve kendilerini, her şeyde bir kusur arayan ailelerine ve arkadaşlarına yabancılaşmış hissederler. Verilen mesaj doğrudur ve ruhu harekete geçirir.

Hayvanic2

Dürüst olalım: Reform değil, devrim peşindeyiz; köle sahiplerinin insancıllaşması için değil, köleliğin sona ermesi için. Hayvan hakları, insanların duyup duyacağı en radikal düşünceyi ileri sürer: Hayvanlar birer yiyecek, giyecek, kaynak veya eğlence aracı değildir. Hedefimiz; derine yerleşmiş davranış kalıplarını, dibe çökmüş uygulamaları ve hayvanların suiistimalinden çıkarları olan güçlü kurumları değiştirmekten başka bir şey değildir. Dahası, devlet aygıtı de bizleri “eko-terörist” olarak öcüye dönüştürmüştür ve verdiğimiz haklı savaşımızı da yasadışı kılmaktadır. Görevimiz oldukça zorludur, çünkü insanlığın konformist sınırlarını aşmamız ve ahlaki algıda nitelikli bir adım atmamız gerekiyor. İnsanların, aynı türün içindeki bireylere karşı bakış açılarını değiştirmeleri gerektiğini değil, aksine, tür sınıflandırmalarının, ırk ve cinsiyet ayrımı gibi rastlantısal olduğunu fark etmeleri gerektiğinde ısrar ediyoruz. Amacımız, ahlaki çıtanın, mantık ve dilden ayrılıp, duyarlılık ve öznelliğe taşınması yönünde insanlığı kışkırtmaktır. Yalnızca eğitmekle kalmamalı, sosyal bir hareket haline de gelmeliyiz. Hayvan hakları mücadelesi bizim için de zorlu bir mücadeledir, çünkü hayvan hakları, sadece bir fikir olarak kalmamalı, aynı zamanda, hem nicel olarak hem de çektikleri acının katmerliği bakımından dünyanın en çok baskı altına alınmış varlıklarının özgürlüğü adına başlatılan sosyal bir hareket haline dönüşmelidir. Tüm devrimlerde olduğu gibi, hayvanlar da haklarını, baskıcıların aniden gerçeği görmeleriyle elde etmeyecek; aksine bu savaş, bu konuda çok fazla sayıda insanın aydınlanması ve yeni bir sosyal düzenlemenin oluşturulması için iktidar yapısını nasıl sarsacaklarını öğrenmesiyle sonuca ulaşacaktır. Çok şey mi istiyoruz? Adalet, yalnızca doğru olanı ister ve hiçbir zaman aşırı değildir. Az da olsa bir devrim olasılığı var mı? Devrim, binlerce farklı yolla güç kazanmaya devam ediyor. Horoz dövüşlerinin tüm ülkede yasaklanmasıyla hayvan suiistimalinin 37 eyalette bir cürüm haline gelmesinden, ABD’deki tıp fakültelerinin üçte ikisinde, doktorları eğitmek için hayvanların kullanılmasının yasaklanmasından, otuza yakın üniversitede hayvan haklarının ve hukuk seminerlerinin müfredata girmesine; hayvan refahı/hakları konusunda basında çıkan haberlerin artmasından, Amerikalıların yüzde 96’sının, hayvanların, suiistimale karşı korumayı hak ettiklerine ve yüzde 25’inin de hayvanların, “zarar görmemesi ve suiistimal edilmemesi için insanlarla aynı hakka sahip olması gerektiğine” inandıkları sonucuna ulaşan 2003 tarihli Gallup Anketi’ne baktığımızda, insanların, öteki türlerle ilgili algılarını değiştirmeye başladığını rahatlıkla söyleyebiliyoruz. İnsanlar mecburen kimliklerini yeniden icat etmek ve insanlık ile kültürü, zalimlikten ayıracak çeşitli yollar bulmak zorunda kalacak. Farkına varsınlar veya varmasınlar, bu, insanların omuzlarına yüklenen bir sıkıntı değil, aksine bir özgürleşmedir. Artık insanlar, ayrımcılık yalanını yaşamak zorunda kalmayacak ve kalplerin bu gerçeği kabul etmesinin de ciddi bir iyileştirici etkisi olacaktır. Hayvan hakları, modern insanlığın üretmiş olduğu eşitlik, demokrasi ve haklar gibi en yüksek değerdeki gelişimler içindeki bir sonraki adımdır. Gezegene hükmeden birer yarı tanrı olduğumuza dair sahip olduğumuz çarpık algımız; tüm canlıların meydana getirdiği devasa topluma ait ve bağımlı olduğumuzun altını çizen çok daha alçakgönüllü ve bütüncü bir nosyonla yer değiştirmelidir. Egemenlik ve türcü kimlikler, bizi felakete sürüklemektedir. İnsanlık ve bir bütün olarak canlıların bir geleceği olacaksa, bu, insanların, tüm canlılara saygı duyan evrensel bir ahlak anlayışını benimsemeleriyle mümkün olacaktır. Gelişim, zorlu ve acılıdır; ve insanlar, ahlaki olarak gelişmemiş ve psikolojik olarak sakattırlar. İnsanların, işgalci olmadığını, aksine biyotoplum içinde sadece birer vatandaş olduklarını öğrenmeleri gerekiyor; vatandaş olarak da, tüm biyotopluma karşı belirli sorumlulukları olduğunu fark etmeliler. Aydınlanmanın anlamı değişiyor. On sekizinci yüzyılda, dinsel dogmaları ve tiranlığı alt etme anlamına geliyordu. Yirminci yüzyılın sonlarında ise, ırkçılık, cinsiyetçilik, homofobi ve öbür önyargıların defedilmesini talep etti. Ve şimdi, yirmi birinci yüzyılda da, türcülüğün yok edilmesini ve tüm canlılara saygı duyan evrensel bir ahlak anlayışının benimsenmesini istiyor. Değişebiliriz ve değişmeliyiz. Doğanın mesajı açık: evrimleş ya da öl.

İngilizceden çeviren Ali Ünal


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR