Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Mart 2022

Öykü

Hikâye Damlası

Fazlı Can

Paylaş

1

0


Saraçoğlu Mahallesi’nde çocuk parkına yakın olan köşesinde bir bekçi kulübesi olan ağaçlıklı yaya yolundan geçerek Namık Kemal İlk ve Orta Okulu’na inen Arnavut kaldırımlı yokuşa açılan merdivenlere doğru giderdim. O bekçi kulübesinin üstünde, beyaz boyası taşla kazınarak muhtemelen bir ortaokul yeniyetmesinin yakalanırım korkusuyla telaşla acemice çizdiği ve paslandığı için silinmemekte ısrar eden, heyecanlanmış bir fallus resmi ayan beyan bir şekilde yıllarca kaldı. Resim bir mektep yoluna yakışmıyordu ama mektep yolumdu bu benim. Zaten ilk bir iki tebessüm sonrasında ben ve bütün arkadaşlarım o resmi görmez olmuştuk. Yabancı bir şey değildi bizim için o.

Okul yolumda ne zaman biteceğini merak ederek Kızılay’da yükselmekte olan, hemen bütün ilkokul ve ortaokul yıllarımda yapımı sürecek olan, Gökdelen’e bakar, Doris Day filmlerinde gördüğümüz gibi bizim de bir gökdelenimiz olacağı için sevinirdim.

Yürüme yolunun Ankara taşlarıyla yapılmış yüksek duvarının bitimiyle ve daha aşağıdaki evlerin alçak taş bahçe duvarıyla çevrelenmiş rüzgâr almayan bayırda, evlere yakın en kuytu köşesinde, çiçeklerini benim dikkatimi çekmek için her bahar ilk açan o vişne ağacı vardı. Onu ilk gördüğüm günden itibaren bana ısrarla baktığını biliyordum. Okula gidiş gelişlerimi dört gözle beklerdi. Çocuk bahçesinin arkasındaki küçük tepeye ulaşan önündeki patikadan geçeyim diye en körpe dallarını adak adayan ağaçtı o. Sınıfa ateş gibi kalaylı güğümlerin içinde gelen süt tozundan yapılmış sütten en çok içen, o yüzden de öğretmenimizin en çok sevdiği, sınıfın en güzel çocuğu Cüneytlerin birinci kattaki evlerinin arkasındaydı yeri. Cüneyt’le evlerinde ders çalıştığımız o tek günde benim orda olduğumu çift camlı pencerelere rağmen hissetmişti, “Saklanma bak seni görüyorum,” demişti bana. Cüneyt duymamıştı ama ben duymuştum onun sesini.

Evet seviyordum ben de onu. Beğensin beni istiyordum. Eve dönerken teneffüslerde okul bahçesinde oynarken tozlanıp grileşen kısa pantolonumun kapatmadığı bacaklarımı, onun önünden geçen patikaya sapmadan önce Arnavut kaldırımlı yokuşta durur, ellerimi tükürükleyerek silerdim; onları tozlu olarak görsün istemezdim. Bacaklarımın kuruyunca yeniden yol yol grileşeceğini de bilirdim. Onun önünden geçerken bacaklarımın kurumuş olmasını istemezdim. Anlardı bu korkumu. “Ben onları tozlu halleriyle daha da çok seviyorum,” derdi.

Okul tatil olurdu. Yazın mahalle arkadaşlarımla hep sokaktaydım. Saraçoğlu’na bir tek palamutlar olunca, palamutla pipo yapmaya veya oradaki çocuklarla palamut savaşı çıkarmaya giderdik. Palamutlarla birlikte sonbahar yaklaşmış olurdu. Ona uğramak aklıma gelmezdi, oyun oynamak, savaşmak daha zevkliydi; o zaman da bencildim: Sevdiğimi incitmekten o zaman da çekinmezdim.

Okul açılınca ona ilk gün uğrar, “Merhaba,” derdim. “Seni çok özledim, tatilde bana da arada uğrasaydın ya,” derdi. Sitem ederdi ama uzatmazdı. Sitemiyle üzmezdi beni. Ve yıl boyunca önünden geçerdim. Konuşurduk şakalaşırdık, kimse duymazdı bizi. Bildiği o kadar çok şey vardı ki, şaşırırdım. Bu sırrımı hiçbir arkadaşımla paylaşmamıştım: Yanımda başka çocuklar olursa birbirimizi görmemezlikten gelirdik.

Büyüyordum. Büyüdükçe çocukça oyunlarımdan uzaklaşıyordum. Onu da ihmal ediyordum, aklımda bambaşka hayaller vardı. Çok meşguldü zihnim. Onların içinden çıkmam neden bu kadar zordu anlayamıyordum...

 O ben büyüdükçe de seviniyordu. “Hafta sonunda boyun atmış, sesin kalınlaşmaya başlayınca bak o sesin de çok güzel olacak!” derdi. Düşündüklerini bana hissettiren, ben büyüdükçe beni kaybedeceği günün yaklaştığını da hissederek üzülen hallerini de anlıyordum. Biliyordu ortaokulu bitirince artık başka bir okula gidecektim. Önceden başka çocuk sevgilileri olmuş muydu, benden sonra başkası başkaları olacak mıydı?

Ortaokul çantamın astarına saklayıp, bulunur korkusuyla hemen yırtıp attığım kitapları onun narin gövdesine çelimsiz vücudumu yaslayarak ve artık Cüneytlerin oturmadığı arkasındaki evden gizlenerek sadece onun duyabileceği bir sesle okuyarak benden ümidini kesmesini isterdim. “Bunları, burada  okuduklarımı seninle yapamam ki!” derdim ona.

Dediklerim, okuduklarım hüzün verirdi ona. Benim bir gün kaybolacağımı anlardı. Boyum hiç durmamacasına uzuyordu, giydiğim kısa pantolonlar geçmişimde kalmıştı. Önündeki patikadan geçerken artık gözlerimi ondan kaçırıyor, onu daha sonra daha çok üzeceğini bildiğim yeni ümitler vermiyordum ona. Onu benden soğutmaya çalışıyordum: Çocuk değildim artık çocukça şeyler yapamazdım.

Aradan yıllar geçti. O çocuk kayboldu ama içimdeki hep durdu: Sevdiğim Vişne Ağacı’nı hep uzaktan seyrettim. Her bahar mutlaka Saraçoğlu’na gittim. Artık bekçi kulübesinin olmadığı yukarıdaki yoldan artık boyu iyicene kısalmış olan Gökdelen’e ona bakan çocuğu arayarak baktım; her bahar çiçeği ilk onun açtığını hep gördüm ama kendimi ona hiç göstermedim.

Ve diyorum ki, bu bahar gitsem ona, yanımda oğlum da olsa... oğlum ona yaklaşsa, Merhaba, bak sana kimi getirdim, dese. Ve ben de ona yaklaşsam: İçimdeki çocuk ona, Merhaba, dese. Ve o da bana dese ki, Geleceğini biliyordum.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İhap Hulusi Görey: Cumhuriyet'in Görse..Derya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Daniel Treisman

2 Temmuz 2025

Manipülasyonun Gücü

Günümüz diktatörleri biraz farklı çünkü onların yönetim biçiminin temelinde şiddet değil, manipülasyon var. Donald Trump genellikle sahip olduğu otoriter arzular sebebiyle eleştirilir, hatta otoriter eğilimlerin önünü açmakla suçlanır. Trump’ın liderlik tarzını ülke dışındaki emsa..

Devamı..

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024