Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Eylül 2026

Kültür Sanat

Homeros'un Androidleri

David Lloyd Dusenbury

Paylaş

0

0


İlyada Destanı’nda gördüğümüz irade sahibi otonom makineler ve akıllı androidler, antik dünyanın insani arzularını ve üstün zekâya ilişkin hayallerini gözler önüne seriyor. 

 

Başlangıçta tanrıların akıllı makineleri vardı. Peki Homeros bu izlenimi nereden edinmiş olabilir? Muhtemelen ya karanlık çağlardan onun yaşadığı döneme kadar anlatılagelen söylencelerden ya da gördüğü kehanet niteliği taşıyan bir rüyadan. Homeros’un bu malumatı nereden edindiği bilinmez ama onun anlatısında bizi büyüleyen Olimpos Dağı’nın, tanrılarla birlikte akıllı makineleri de barındırdığı bir gerçek. 

Homeros’un antik dönem okurları, modern okurların pek farkında olmadığı bu gerçekten haberdardı. Mesela Aristoteles, Politika’nın daha ilk sayfalarında bu tür mitolojik aygıtların nasıl bir potansiyeli olduğundan bahsediyor. Hatta konuya spekülatif açıdan yaklaşırsak Aristoteles’in, Homeros’un ilahi makinelerini fazlasıyla ciddiye aldığını ve bu makineleri, antik çağın kölelik temelinde yükselen ekonomisini dönüştürecek bir aygıt olarak tasavvur ettiğini söyleyebiliriz: 

 

 “Oysa her araç Daidalos’un heykelleri gibi olsaydı ya da Hephaistos’un tekerlekli arabaları gibi ‘kendiliğinden tanrıların toplantılarına girseydi’ yani biz ne desek onlar yapsa, dokuma tezgahı kendi kendine dokusa ya da lir kendi kendini çalsaydı, o zaman zanaatkarlara ya da kölelere gerek olmazdı.” (Aristoteles, Politika, Çev. Furkan Akderin, Say Yayınları, s. 29)

 

Burada Aristoteles’in bizzat Homeros’un dizelerinden alıntılayarak kullandığı “kendiliğinden” kelimesine dikkat edelim. Bahse konu kelimenin eski Yunancadaki aslı, yani “automaton” kelimesi, şu an içinde bulunduğumuz durumu kadersel olarak belirleyen bir kelime. Modern dillerde kullandığımız “otomatik” kelimesinin kökenini oluşturan ve aynı zamanda söz konusu kelimenin farklı bir biçimi olan “otomaton”, önce Yunanlar ardından Romalılar ve nihayetinde Avrupalılar için canlıymış gibi görünen ya da insanda canlılık hissi bırakan makineleri ifade ediyordu. Ancak 20. yüzyılda Çekçe kökenli yeni bir kelime ortaya çıktı ve böylece “robot” kelimesi “otomaton” kelimesinin yerini aldı. 

Batı kaynaklarında otonom bir mekanizmadan ilk kez İlyada’nın beşinci bölümünde bahsedilir. Burada cennetin kapılarının kendi kendine açıldığını okuruz. Sahne şöyledir: Hera, Zeus ile görüşmek için Olimpos’a gelir. Ve ulu tanrıların yekpare dağdan yapılmış olan görkemli kalesine yaklaştıkça kapıların kendiliğinden açıldığını görür. Yani Homeros’un zihninde kapılar adeta canlı birer varlık gibi davranır.

Aradan yüz yıllar geçer ve Yeni Ahit bize benzer bir tasavvur sunar. Elçilerin İşleri’nde Aziz Petrus, hapsedildiği yerden mucizevi koşullar altında kaçarken Kudüs’teki demir bir kapının önünde durur ve kapı, sanki ardında biri varmış gibi kendiliğinden açılır. Tıpkı Homeros gibi Elçilerin İşleri’nde de yazar, kendi kendine işleyen bir mekanizmayı anlatmak için “automaton” kelimesini kullanır.

Homeros’un bu kelimeyi kullandığı yerlerden biriyse oldukça dikkat çekici: İlyada’nın on sekizinci bölümünde demirci tanrı Hephaistos, Olimpos salonlarında kendi kendine hareket edebilen üç ayaklı tunç kazanlar icat eder. Aristoteles de Politika’da bu paragraftan alıntı yapar ve Hephaistos’un üç ayaklı aygıtları olduğunu söyler.  Burada Aristoteles’in Homeros dolayısıyla kast ettiği şey, Hephaistos’un yaptığı üç ayaklı tunç kazanların Zeus’un sarayının dört bir yanında dolaşabildiği ve tanrıların istediği her şeyi onlara getirebildiğidir. 

Öyleyse duyan ve hareket eden yalnızca cennetin kapıları değil. Olimposluların üç ayaklı kazanları cennetin koridorlarında yol alabiliyor. Homeros bize bunların “tanrıların toplandığı salonlarda yuvarlandığını” ve ardından “kendi başlarına” Hephaistos’un görkemli atölyesine döndüğünü söyler. 

Bütün bunların ışığında pekâlâ şöyle bir soru sorabiliriz: Yapay zekânın doğduğu yer Homeros’un zihnindeki bu cennet tasavvuru muydu? Bugün bizler, yüce bir dağın tepesine inşa edilmiş devasa bir sarayın koridorlarında kendi kendine dolaşan makineler görsek o makinelere “akıllı” demez miyiz?

Şimdi biraz da bu üç ayaklı kazanları icat edene, yani Hephaistos’a bakalım. Olimpos tanrıları arasında insani nitelikleri en ağır basan tanrının o olduğunu söylemek mümkün. Ötekilerin aksine dur durak bilmeden çalışıyor, emek veriyor ve bütün bunların yanı sıra hiçbir tanrıda olmayan fiziksel bir kusura sahip. Hephaistos’un emeğe olan bağlılığı ve sahip olduğu bu bedensel kusur onu, tanrıların seçkin çevresi içinde sınırda bir karakter haline getiriyor. 

Hephaistos’un sık sık karısı tarafından aldatıldığını da unutmamak gerek. Bu da onu kıskanç, kıskanç olduğu kadar da kindar bir eş haline getiriyor. İlyada’nın kendiliğinden hareket eden üç ayaklı tunç kazanlarından birkaç sayfa sonra karşımıza öyle bir paragraf çıkıyor ki, Hephaistos’un kötü şöhretli cinsel yaşamını da dikkate alırsak bunun, Homeros destanları içindeki en tekinsiz anlatı olduğu sonucuna varabiliriz. 

Bu paragrafta Hephaistos’un ocağı başında çalıştığını ve etrafının ne insan ne de tanrı denebilecek parlak varlıklarla çevrili olduğunu görürüz. Homeros’a göre bedenleri altından dökülen bu varlıklar, ocağı başında çalışırken Hephaistos’un etrafını sarar ve ona yarenlik ederler. Ama her ne kadar gövdeleri madenden yapılmış olsa da bu güzel ve insansı makineler, adeta “yaşayan ve soluk alıp veren varlıklardır.” Homeros bu varlıkları şöyle tasvir ediyor: “Yüreklerini zekâ, bedenlerini ses ve kudret doldurdu.” Bildiğimiz anlamda Batılı ilk şairin harikalar dünyası öylesine büyülü ki, o bize yalnızca savaşları ve göçü anlatan eşsiz değerde iki büyük destan sunmakla kalmayıp aynı zamanda akıl yürüten makinelere ilişkin arkaik bir vizyon da sundu. 

İşin ilginci, Hephaistos’un eşlikçilerinin zekâsı, onları insan ya da doğal varlıklar haline getirmiyor. (Bu arada belirtmeden geçmeyelim, Homeros, Odysseia’nın en unutulmaz sahnelerinden birinde doğadan -Yunanca physis- bahseden ilk yazardır) Hephaistos eliyle yaratılan bu altın kızlar, doğmamış oldukları için doğal düzene aykırılar. Dolayısıyla onlar tanrı tarafından vücuda getirilen canlı birer varlık değil, tıpkı üç ayaklı tunç kazanlar gibi insan eliyle yapılmış birer nesneden ibaret. (Kim bilir, belki de E.T.A. Hoffmann, gotik öyküsü Kum Adam’da robot kıza bu yüzden Olympia adını vermiştir.) 

Yine de Hephaistos’un etrafını saran bu altın kızlar, kendi kendine hareket eden kazanlardan çok daha akıllı. Bu bir dizi güzel ve insani makine hem duyarlı ve hareketli hem de konuşkan. Homeros onların “sesi” olduğunu söylüyor, yani bu demektir ki, Hephaistos’u dinliyor ve onunla konuşuyorlar. Bizim için inanmak güç olabilir ama şairin buradaki sözleri gayet açık: Hephaistos’un kızları yapay birer zihne sahip – aslında burada karşımıza çıkan görünüm, ilahi bir el tarafından yaratılan androidlerin Yunan karanlık çağındaki yansıması.  

Bizler şimdilerde onlara android diyoruz ama o zamanlar ne Homeros’un ne de Aristoteles’in insansı makineler için özel bir terimi vardı. Android kelimesi ilk kez 17. yüzyılda kullanılmaya başlanan bir kelime. Ve mevcut bilgilerimize göre bu kelimeyi icat eden de modern kütüphaneciliğin öncüsü kabul edilen Fransız bilgin Gabriel Naudé’den başkası değil. Ne zaman ki, Naudé’nin terimi dolaşıma girmeye başladı ancak o zaman android kelimesi özgün bir makine kategorisini belirtmek üzere kullanıldı.

Peki Hephaistos’un kızları gerçekten birer makine miydi? Aslında şairin onları bu şekilde tasvir etme imkânı yok çünkü Homeros’un dünyasında ne androidler ne de makineler var. Yunan ve Latin dillerinin Homeros destanını anlatmak için ihtiyaç duydukları sözcükleri bulması yüzyıllar aldı. Yine de onun “tanrısal makineler” olarak niteleyebileceğimiz nesnelere ilişkin görüşü, bizi makine kelimesinin kökenini sorgulamaya götürebilir. 

Modern “makine” sözcüğünün kökünü Hesiodos’un şiirinde karşımıza çıkan Grekçe mēchanē sözcüğünde bulabiliriz. Fakat mēchanē sözcüğünün arkaik anlamına göz atmadan evvel şunu belirtmemiz gerek: Hesiodos’un Pandora mitindeki Pandora aslında bir android. Tıpkı İlyada’nın on sekizinci bölümündeki altın kızlar gibi Pandora da Hephaistos tarafından imal ediliyor. 

Hesiodos’un anlatısında insanlığa “kötülüğü” armağan eden Pandora, incelikle tasarlanmış bir yapay zekâ. Peki nasıl oluyor da, Tekvin’de insanlığın ilk baştan çıkarıcısı olarak gördüğümüz yılan, Theogonia - İşler ve Günler’de baştan çıkarıcı bir makine olarak tasvir ediliyor? Hatta biraz daha ilerlersek bu farklılık bize Yunan ve İbrani hayal gücü hakkında ne söylüyor?

Hesiodos, Theogonia’da kyklopları anlatırken mēchanē sözcüğünü kullanır: “Kibirli” ama aynı zamanda “yaratıcı beceriye (mēchanai), güce ve kudrete” sahip tanrısal varlıklar. Mēchanē sözcüğünün tek gözlü titanlarla olan bu ilkel bağlantısı bana bir hayli düşündürücü geliyor. Zira bugün teknolojiyle olan ilişkimiz de oldukça kyklopvari.

Hesiodos’un dizelerinde beni en çok etkileyense mēchanē sözcüğünün bu dizelerde, yani tam anlamıyla Batı uygarlığının şafağında, zekâyla bağlantılı olarak kullanılması. Hesiodos’un şekilsiz canavarları olan kykloplar, yalnızca devasa değil aynı zamanda kurnazlar ve bizim “beceri” olarak adlandırdığımız şeyden yoksun değiller. Homeros’un tanrılar tarafından imal edilen altın kızları gibi Hesiodos’un tanrılar tarafından dünyaya getirilen canavarları da “yaratıcı beceriye” sahip. 

Tarihsel açıdan uzun bir süreci basitleştirmek gerekirse Descartes’tan bu yana “makine” ve “zekâ” karşıt kavramlar olarak konumlandı. Antik çağdaysa tam aksine “makine” kelimesinin öncülleriyle “zekâ” kavramı arasında sıkı bir bağlantı var. Nihayetinde makinelerin neredeyse tamamı mēchanēnin, yani kurnazlığın somutlaşmış versiyonları. Üstelik bütün makinelerin asıl işlevi, onu yaratan zekânın arzularını yerine getirmek değil mi?

Zekâya sahip olmayan bir makine, söz konusu zekânın ya da kurnazlığın salt bir aracı olarak işlev görebilir ki, bu da Hesiodos’un kabaca mēchanē olarak adlandırdığı şey. Fakat eski çağlarda yaşamış toplumların inandığı üzere doğal güçler bile temelde belli bir amaca hizmet ediyorsa o zaman her tür zekânın belli bir amacı var demek. Dolayısıyla akıllı bir makine inşa etmek, daha en baştan amacı olan bir makine inşa etmek anlamına geliyor.  

Bu da demektir ki, gerçek anlamda zeki bir makine yaratıcıları tarafından tam anlamıyla bir araç haline getirilemez. Zekâ sahibi olmayan bir makinenin salt kendi tasarımcısının aracı olarak işlev gördüğünü söylüyorsak zekâ sahibi bir makinenin tanımı itibariyle bir araç olamayacağını da kabul etmemiz gerek. 

Akıllı bir makine, kendine özgü bir mēchanē’ye, yani kendine özgü bir kurnazlığa sahip olan makinedir. Bu bakımdan kendine özgü bir ajandası bulunur. Amacı, hedefleri, dürtüleri. Zekâ, insanların kendi mevcudiyetlerinde kolay kolay kavrayamadığı bir tür içsel bilinç, belli bir eğilim içerir. Acaba Homeros, yüzyıllar boyunca kulaktan kulağa aktarılan bu satırları yazıya geçirdiği 8. yüzyılda, geleceğin androidlerinin rüyasının gördüğünün farkında mıydı? Peki ya şu an biz farkında mıyız?

İnsanlar kendi başına ilahi makineler, yani Hephaistos’un androidleri gibi zihin aşılayabileceğimiz varlıklar inşa edebilir mi? Şu anda bu konuyla ilgili bildiğimiz tek şey, böyle bir varlık meydana getirmenin yapay sistemlere, Hesiodos’un mēchanē olarak adlandırdığı anlaşılması zor bir kudreti aşılamak anlamına geldiği. Ve bunu yapmak demek, yalnızca yeni bir araç yaratmak değil, daha ziyade yeryüzünde yeni bir eğilim yaratmaktır. Yeni bir dürtü, daha doğrusu devasa bir yeni dürtü türü. 

Söz konusu eğilimin ya da dürtünün kykloplar gibi şiddet içeren bir biçimde açığa çıkacağı yahut Pandora gibi baştan çıkarıcı ya da Hephaistos’un kızları gibi incelikli olup olmayacağını önceden tahmin etmek zor. Fakat Yunan şairlerin hayal dünyalarından çıkagelen göksel makineleri Hephaistos figürüne bağlamaları hâlâ üzerinde düşünmeye değer bir şeyler anlatıyor olabilir. 

Akıllı makineler yaratan tek Yunan tanrısı, aynı zamanda tanrıların en insani ve en mutsuz olanıydı. Öyleyse Yunanlar, kalbin acı çekme ve özlem duyma kapasitesinin akla gelebilecek her tür teknolojinin ötesinde olduğunu biliyorlardı. Nihayetinde her makine bir keşif ama insan arzusunun nihai bir ölçüsü değildir.

 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Oscar 2022: En Çok Dalda Aday Gösteril..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

30 Haziran 2026

Terminus'ta Bir Yerde Başlamak

Romanın en güçlü yanlarından biri, kötülüğü tek boyutlu çizmemesi.Çocuk edebiyatının ebeveynlere sorduğu en zor sorulardan biri: Bir çocuğun elinden her şeyi alırsanız, geriye ne kalır? Evini, babasını, güvenli bir geleceği. Ve bütün bunlar bir sabah gittiğinde, o çocuk..

Devamı..

Günübirlik Ankara Seyahat Planı

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024