Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Haziran 2026

Kültür Sanat

Okumak Bir Beceridir

Alastair Benn

Paylaş

0

0


Romanlar bize muhakeme kabiliyeti verebilir ama bizi her zaman iyi bir insan haline getirmez.

 

Okumak ne işimize yarar? The Rest is History programının sunucularından Dominic Sandbrook ve program yapımcısı Tabitha Syrett birlikte yeni bir podcast dizisi başlattı: The Book Club. Sandbrook, New Statesman dergisine verdiği röportajda kurmaca eserler, bilhassa da romanlar üzerine bir podcast dizisi hazırlamaya nasıl karar verdiğini anlatıyor. Sandbrook’a göre romanlar bize öncelikle “kendimizi başka birinin yerine koymayı öğretiyor ve bütün sanat türleri içinde bunu edebiyattan daha güçlü bir biçimde yapabilen yok. Okumazsak kendimizi kendi deneyimlerimizin içine, adeta narsistik bir konuma hapsetmiş oluyoruz.”

Aynı röportajda Sandbrook, romanın illa insanı rasyonel yönden geliştiren, didaktik bir amacı olması gerektiği yönündeki ısrarı da eleştiriyor. Fakat burada bariz bir çelişki söz konusu. Romanların “empati” becerisini geliştirdiğini iddia etmek, bizi daha iyi birer insan haline getirdiklerini iddia etmekle eş değer değil mi? Zira “empati yoksunu” olarak nitelendirdiğimiz insanlar, bu mantık açısından düşündüğümüzde ahlaki açıdan kusurlu değiller mi?

Okumanın güzelliği, özünde saklı duran yalnızlık hissinde yatar. Kendinizi kendi deneyimlerinizin içine hapsetmek istemiyorsanız ne diye romanlara ihtiyaç duyasınız ki, bir bara gider, insanlarla tanışır ya da her gün karşılaştığınız postacınız ve komşularınızla sohbet edersiniz. Roman okuduğunuzdaysa zihninizle baş başa kalırsınız. Bir roman yazılışından hazırlanışına ve evinize ulaşana kadar pek çok aşamadan geçerken üzerinde yazardan tutun da depodaki ve matbaadaki görevlilere kadar çok sayıda insanın emeğini taşır ama okuma eylemi esnasında bunların hepsi ortadan kaybolur. Bu inanılmaz illüzyonda yazarla, daha doğrusu yazarın kurguladığı dünyayla yalnız kalırsınız. Oysa öteki sanat dallarında, mesela en somutlarından biri olan opera ve balede bile eserle aranızca sahne görevlileri, bilet kontrol edenler, dansçılar, figüranlar, set tasarımcıları ve seyirciler durur. Sanatın icrasının nasıl olup da onlarca kişinin varlığına bağımlı olduğunu görmek isterseniz tek yapmanız gereken senfoni orkestralarından birinin konserine gitmek olabilir. 

Ama okumak öyle değil. Hayal gücünü harekete geçirirken hafızayı daha doğrudan ve derinlemesine etkiler. Romanlar geçmişe ilişkin dolaylı içgörüler sunar – bir daha asla tekrarı olmayacak mükemmel bir gün, aniden fark edilen yeni bir şey, geçmişte yaşanan bilinmez bir olayı açıklığa kavuşturan bir kanıt, çocukluğun ancak yetişkinlikte anlaşılabilen kendine özgü sıkıntıları. Yetişkin bir okurda hayal gücünün yerini anılar alır çünkü biz yetişkinler ileriye değil geriye bakmak için daha fazla sebep buluruz.

Dolayısıyla romanlar, en basit anlamıyla düşündüğümüzde, kendinizi başka birinin yerine koymanızı sağlamaz. Standart  karşılaştırma hiç okumayan ve anlık deneyimlerle sınırlı kalan kişiyi, zihninde öteki zihinlerle iç içe geçebilen okuyan kişiyle karşılaştırır. Robert Louis Stevenson ise daha aydınlatıcı bir açıklama sunar ve dar ahlaki kalıplara sıkışmak zorunda olmayan hikâyelerin gücünün zaman ve mekânın kıvrımlarından, yani karmaşık ve sonsuz bağlantılarla örülü evren algısını hissettirebilmesinden geldiğini söyler. Bazı anlatım becerileri öylesine hünerlidir ki, basit bir şeye hiç fark ettirmeden daha engin bir bakış kazandırır. 

Okuma, empatiyi andıran ve hem felsefede hem de estetikte zengin bir geçmişi olan farklı deneyim biçimleri yaratır. İngilizce açısından nispeten yeni bir olan empati kelimesi, aslında Almanca einfühlung kelimesinden türetilmiş bir transliterasyondur. Estetikte bu terim, coşkulu ve lirik bir hakikatin peşine düşen kişinin sanat yapıtıyla kurduğu duygudaşlık bağını ifade eder. Bu gelenekte sanatçı gündelik hayatı yapmakta olduğu işle birleştirir ve gereksiz deneyimleri yavaş yavaş ortadan kaldırır. Böylece zaman içinde saf sanat eserleri üretme yeteneği kazanır. Sanatla bu şekilde temas eden kişi bir anlığına da olsa insan olmanın sınırlarını aşabileceğini hisseder ve kendini ruhun coşkulu dansına kaptırır. Yönetmen Werner Herzog kendini açıkça bu geleneğin içinde konumlandırır. Filmlerinde insanla hayvan, tarih öncesiyle medeniyet arasındaki ayrımlar ortadan kalkar ve bütün sınırlar perdede yok olup gider. 

Fakat okumayı sıkı sıkıya empatiyle ilişkilendirmek okuma eylemine taşıyamayacağı bir anlam yükler. Empatinin estetik bir ölçüt olarak kullanılması görsel ve dramatik sanatlara ya da şiire çok daha uygun olabilir çünkü bu alanlarda izleyicide uyanan duygu, renk, söz ve ritim aracılığıyla yeniden düzenlenen duyularla ilişki içindedir. Roman okumaksa yakın gözleme ve kesintisiz dikkate değer verenleri ödüllendirir. Ne kadar çok okursanız o kadar okuma kapasitesi kazanırsınız ve bu, anlama kabiliyetinizi zenginleştirebileceği gibi zenginleştiremeyebilir de. Okuma alışkanlığı zaman içinde daha kapsamlı bir hal alır ve daha fazla potansiyel vaat etmeye başlar: kendini çok farklı biçimlerde ifade edebilen derin bir muhakeme yetisi. Clive James’in de belirttiği gibi, “İnsanın ahlakı okuduğu kitaplardan gelmez, bilakis insan ahlakını kitaplara taşır.”  Okuma yalnızca sizde var olanı ortaya çıkarır: Kişinin sahip olduğu iyi nitelikler ona daha yüksek bir özdeğer duygusu verirken katılaşmış bir kalp de incelip hassaslaşır. Okumak faydalıdır ama tek başına bizleri iyi bir insan yapmaya yetmez. 

 

 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Turgut Uyar'dan Esinlensek, Geyikli Ge..D. G. İbrişim
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nurhan Şahinkaya

1 Aralık 2025

Carver Bowlby ile Tanışmış mıydı?

Buz kovası kadar soğuk, kadeh kadar kırılgan. Bir mutfak masası etrafında dört kişi, öğleden sonra, ışık hâlâ güçlü ama insanın içini ısıtmayan türden. Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz. Basit gibi görünen bir sohbetle başlar öykü, adım adım ilerleyerek insanın iç kara..

Devamı..

Cynthia Ozick ile Hayatındaki Kitaplar..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024