Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Şubat 2021

Söyleşi

Jennifer Mook-Sang: “Bütün çocuklar aynı değildir.”

Burcu Aksu Güney

Paylaş

0

0


Kitabım, anavatanım Kanada’dan bunca uzakta yaşayan çocuklar tarafından okunduğu için minnettarım. Ayrıca okuma eylemi sayesinde kahkaha ve eğlenceyi paylaşabilmemizin harika olduğunu düşünüyorum.

Burcu Aksu Güney: Bir Konuşabilse, temelde bir kendini ifade edebilme hikâyesi. Dünyanın neresinde olursa olsun pek çok çocuğun kendi sesini bulma serüveninde az ya da çok yaşadığı bir sorun. Hikâyenin başlangıç noktasını merak ediyorum. Sizi harekete geçiren şey bir sorunu tartışma isteği mi oldu, gözlemlediğiniz bir karakter mi ya da bambaşka bir şey miydi?

Jennifer Mook-Sang: Bir Konuşabilse’yi yazmaya bir yazarlık sınıfında başladım. Herkes hüzünlü veya korkutucu öyküler ya da aşırı duygusal aşk hikâyeleri anlatıyordu. Bense sadece sınıf arkadaşlarımı güldürmek istiyordum. Aklıma gelen en komik şey, küçük oğlumun otobüste bir arkadaşına vurduğu için aldığı (dersten sonra) okulda kalma cezasıydı. Oğlum bunun komik olduğunu düşünmüyordu. Utangaç, okulda başı hiç derde girmeyen sessiz sakin bir çocuktu. Öfkelenmişti, çünkü asıl cezalandırılması gereken kişi vurduğu o haylaz çocuktu. Öfkesini eğlendirici buldum. Ben de olanları onun bakış açısından yazdım ve elimden geldiğince komik olmasına dikkat ettim. Ellerim ve sesim titreyerek yüksek sesle okudum derste. Sınıf arkadaşlarım kahkahalar atarak dinlediler. Ve bana, daha sonra ne olduğunu sordular. Açıkçası bilmiyordum, bu yüzden her hafta bunu öğrenmek için başka bir bölüm daha yazdım. Kısa süre sonra gerçek bir roman yazıyormuşum gibi hissetmeye başladım.

Aslında niyetim, okumaktan hoşlanacağım tarzda bir hikâye yazmaktı. Okuyucuyu şaşırtacak ve güldürecek bir şey. Ortaya çıkan kahraman bilgisayar oyunları oynamayı seven utangaç bir çocuktu. Kendime şu soruyu sordum, böyle bir çocuğun yapmak zorunda kalacağı en zor şey ne olabilir? Cevap: Bir konuşma yarışmasını kazanmak. Sonraki sorum da neden bunu yapmak istesin ki? Cevap: Harika bir ödül kazanmak. Bir sonraki önemli soruysa ona neyin engel olacağıydı. Cevap: Tabii ki utangaç oluşu. Ama hikâyeyi heyecan verici yapmak için karaktere daha fazla çelişki yüklemek istedim ve böylece Victoria ortaya çıktı.

Romanın bitişinden hemen sonra fark ettim ki; kendini ifade etmek, başkalarını olduğu gibi kabullenmek ve ötekilerle ilgili varsayımlarda bulunurken ortaya çıkan zorluklarla ilgili bir roman yazmışım. Bunlar hakkında çokça düşündüğüm şeyler aslında. Hikâye yazarken, elimizden inançlarımızı ve değerlerimizi kâğıda, karakterlere katmaktan başka bir şey gelmez. Fakat okuyucuyu sıkıcı mesajlarla canından bezdirmek istemedim. Sadece bu fikirler hakkında onları düşündürebilecek bir hikâye anlatmak ve dünyada var olmanın farklı yollarının bulunduğunu düşündürmek istedim. Hikâye okuyarak insan davranışlarının içyüzünü kavramasak bile, en azından iyi bir masalın keyfini çıkarabiliriz.

BAG: Gıda bankası, hikâyedeki rolüyle sosyal sorumluluk kavramının tartışılmasına olanak tanıyor. Karikatür çizmek, kukla oynatmak, bilgisayar oyunları ve gıda bankasında aldığı rol kahramanımız Joe’nun kendini iyi ifade edebildiği için iyi hissettiği konular. Hikâye boyunca bu çok yönlülük iyi yönetilmiş ve kitabın sonunda hiçbiri havada bırakılmadan tatmin edici bir sonuca ulaşılmış görünüyor. Hikâyeyi kurgularken ve yazarken parçaları birleştirmede nasıl bir yöntem kullandınız?

JMS: Hikâye kendime şu soruyu sormamla gelişti: Joe için başka neler ters gidebilirdi? Hayatını başka neler zorlaştırırdı? Bir konuşma yarışması ve bilgisayar oyunları hakkında söyleyebileceklerim bir yere kadardı. Yazacak şeylerim tükenince, oğullarımın okulda neler yaptığını düşündüm. Hayata geçirdikleri etkinliklerden biri gıda bankasına bağışlamak üzere konserve yiyecekler toplamaktı. Gıda bankasıyla ilgili bir tecrübe edinmenin Joe için ilginç olacağına karar verdim. Bu da gerçekte neler olup bittiğini keşfetmem için bizzat benim oraya gitmem gerektiği anlamına geliyordu. Bu yolculukta gıda bankasının müdürüyle tanıştım. Sürprizlere bayılırım. Müdürün dış görünüşü düşündüğümden çok farklıydı, bu yüzden hikâyede kendisini detaylıca tarif ettim, böylece okuyucular da onu sevebilirlerdi.

İşin zor kısmı, Bir Konuşabilse’nin ilk taslağı tamamlandığında başlamış oldu -hikâyenin mantıklı biçimde akması için sahneleri ve bölümleri yeniden düzenlemek, karakterlerin ve kurgunun daha gerçekçi görünmesi için detaylar eklemek, hikâyeye katkısı olmayan karakterleri ve sahneleri çıkarmak. Yani bir sürü kesip yapıştırma işi söz konusuydu. Mesela, Bir Konuşabilse’nin orijinal taslağında harika espriler yapan Max adında komik bir karakter vardı, ama hikâyenin geri kalanında rol almıyordu. Üzülerek onu sildim, ama en iyi esprilerini diğer karakterlere dağıttım. Bunun hikâyeyi daha da güçlendirdiğini fark ettiğimde çok mutlu olmuştum.

BAG: Hikâyede bir yarışma ve sonucunda da çocuklar tarafından çok istenen bir ödül var. Bir okuyucu olarak ödülü Jelly kazansın isterken arkadaşlarına zorbalık yapan, sinirlerimizi bozan diğer kahraman yarışmayı kazanıp ödülü kapıyor. Ödülle taçlandırılmayan başarı biz zamane yetişkinlerine biraz yabancı aslında. Buna rağmen kitabınızı okuduğumuzda Jelly kazanmış gibi hissediyoruz. Sizce bunun sebebi nedir? 

JMS: Joe’nun final yarışmasını kazanıp kazanmaması gerektiğine karar vermek zor oldu. Onun bu ödülü almasını gerçekten istedim. Ama iyice düşünüp taşındıktan sonra gerçek hayatta muhtemelen kazanamayacağını anladım. Sonuçta yarışma yetişkinler tarafından değerlendiriliyordu! Bunun yerine Joe’ya kazandığı resim yarışmasının teselli ödülünü, parasını gıda bankasına aktarmanın ve zorba Victoria’nın resmini de tüm okulla paylaşmanın tarif edilmez hazzını sundum. Kahramanımın, çok istediği bilgisayar oyunundan daha güçlü bir şeyi kazanmasından büyük bir memnuniyet duydum – arkadaşlık ve kendini tüm gerçekliğiyle ifade etmenin yarattığı güven duygusu.

BAG: Son dönem çocuk edebiyatında teknoloji, daha doğru bir ifadeyle bilgisayar ve internet bağımlılığı çok fazla eleştiriliyor. Sizse bunun tersi bir noktadan, birlikte oyun oynamanın -bilgisayar başında bile olsa- çocuklarda geliştirdiği olumlu özellikleri sıralıyorsunuz. Günün sonunda bilgisayarlar bir canavar mı, yoksa canavara da dönüşme potansiyeli olan "dostlarımız" mı? İki çocuk yetiştirmiş bir anne olarak sizin bu konudaki gözlemleriniz nedir?

Büyürken farklı şeyler tecrübe edebilmeleri için ebeveynlerin, çocuklarının hayatlarında ölçülü bir serbestlik sağlamalarının önemli olduğunu düşünüyorum.

JMS: Benim iki oğlum bilgisayarı ve bilgisayar oyunlarını çok severdi. Okuldan sonra, küçük olanı bilgisayarda diğer çocuklardan daha fazla zaman geçirirdi. Onun için endişelenirdim ve ne oynadığını dikkatle izlerdim –bir anne için hiç de eğlendirici bir görev değil doğrusu. İnternet sayesinde dünyanın her köşesinden arkadaşlar edindiğini fark ettim; sohbet ediyor ve “savaşları kazanmak” ve “patronu yenmek” için işbirliği yapıyorlardı. Bazen oğlum oyun oynarken dünya hakkında öğrendiği ilginç şeyleri bana anlatırdı. Bu tarz etkileşimlerden iyi şeyler çıkabileceğini gördüm, özellikle de yazışma söz konusu olduğunda konuşmaya göre daha rahat olan utangaç bir çocuk için.

Bütün çocuklar aynı değildir. Büyürken farklı şeyler tecrübe edebilmeleri için ebeveynlerin, çocuklarının hayatlarında ölçülü bir serbestlik sağlamalarının önemli olduğunu düşünüyorum. Ekranda kalma sürelerini ellerinden almadan önce başka neler yapmaya vakit harcadıklarını düşünün. Okulda yeni şeyler öğreniyorlar mı? Gerçek hayatta bir veya iki arkadaşları var mı? Başka etkinlikler yapıyorlar mı? Duş alıyorlar mı?

BAG: Topluluk önünde konuşmakta zorlanan Joe'nun hikâyesinde Guyana'dan Kanada'ya taşındığında 14 yaşında olan Jennifer'dan ne kadar esinti olduğunu merak ediyorum. Ve elbette bunu aşarken ürettiğiniz çözümleri de. Sonuçta herkes karından konuşmak gibi bir yeteneğe sahip olamıyor.

JMS: Ben inanılmaz utangaç bir çocuktum ve Joe hakkında yazarken tüm bu duyguları aktardım. Ben utangaçlığımla onun yaptığı kadar iyi başa çıkamadım. Hatta lisede bir konuşma yapmamız beklendiğini öğrenince coğrafya dersini değiştirdim. Uzun zaman aldı ama iyi bir hazırlıkla ve kendimi moralli tutarak, topluluk önünde konuşabilmenin mümkün olduğunu öğrendim. Bir yetişkin olarak yazarlık derslerinde sınıfın önünde okuma yapmak zorunda kaldığımda, sınıf arkadaşlarımdan gelen yüreklendirmeler beni çok etkilemişti. Bu bana denemeye devam etmem için gereken cesareti verdi. Umarım Bir Konuşabilse, bazı utangaç okuyucuları çekinmeden konuşmaları için cesaretlendirir.

Hepimiz ailemiz, arkadaşlarımız ve diğerleriyle etkileşimlerimizle şekilleniriz. Başka bir insanla girdiğimiz her etkileşim bizi küçük ya da büyük şekillerde değiştirir.

BAG: Akran zorbalığı konusunda öğrencilerde farkındalık yaratmak için psikolojik danışmanlar ve öğretmenler tarafından okullarda pek çok uygulama yapılıyor. Joe da uğradığı zorbalığı resim öğretmeninin yönlendirmesiyle bir çalışma sonucunda açığa çıkartmıştı. Çocuk edebiyatında pedagojik yöntemlerin, metinler arası bir ilişkiyle kullanılması konusuna nasıl bakıyorsunuz?

JMS: Bir kitabın zor konuları tartışmaya açmaya yardım edebilmesi harika. Bir çocuğa yapılması gereken doğru şeyin ne olduğunu ve onun neden önemli olduğunu anlatmaya çalışabilirsiniz. Ve genelde bir kulağından girer diğerinden çıkar. Ama ne zaman kendini bir hikâyeye kaptırır, karakterlerle empati kurar, o durumda kendisi olsaydı ne hissederdi ve ne yapardı diye düşünür, işte o zaman nasıl bir insan olmak istediklerini düşündükleri için çocuklarda değişim gerçekleşebilir.

En iyisi olma arayışında nezaket ve cömertlik gibi kişisel özellikler bir yana bırakıldığında sorun başlar.

BAG: Kitapta rekabet kavramı da masaya yatırılıyor. Kazanma hırsı Joe’da dönemsel bir etki yaratırken Victoria’nın yaşamında daha köklü bir yere sahip. Çocukları belki de doğdukları andan başlayarak, özellikle de okul yaşamları boyunca rekabete sokmak kişilik gelişimlerinde nasıl etkiliyor dersiniz?

JMS: Hepimiz ailemiz, arkadaşlarımız ve diğerleriyle etkileşimlerimizle şekilleniriz. Başka bir insanla girdiğimiz her etkileşim bizi küçük ya da büyük şekillerde değiştirir. Bir Konuşabilse gibi hikâyeler çocukları yeni insanlar ve yeni deneyimler hakkında aydınlatır. Hikâyeler anlayış geliştirir, kim olmak istediğimize dair sorular gündeme getirir, bize kendimizi başkasının yerine koyma fırsatı verirler. Umarım Bir Konuşabilse bir başkasının hayatında ya da aklında neler olup bittiğini her zaman bilemediğimizi gösterir.

Hırs ve rekabet özünde kötü şeyler değildir. En iyisi olma arayışında nezaket ve cömertlik gibi kişisel özellikler bir yana bırakıldığında sorun başlar. Victoria sadece anne babasını memnun etmek istiyor. Bu kötü bir şey mi? Belki ailesi onun için sadece en iyisini istiyordur. Peki bu yanlış mı? Umarım Bir Konuşabilse okuyucuları Victoria hakkında da düşünme ihtiyacı hisseder ve ona biraz yakınlık duyarlar.

BAG: Bir okul öncesi kitabınız bir de Bir Konuşabilse romanınız var. Çocuklar için kitap yazmaya nasıl karar verdiniz? Bundan sonra Jennifer Mook-Sang’dan yeni kitaplar okuma fırsatı bulacak mıyız?

JMS: Okumayı her zaman sevmişimdir ama sıradan insanların yazar olabileceğini düşünmezdim. Sonra iki küçük oğluma resimli kitaplar okumaya başladım. Bu kitapların hepsi macera, cesaret ve mizahla doluydu. Bu küçük hikâyelere âşık olmuştum. Eğer bir tane yazabilirsem, bu muhteşem bir şey olur diye düşündüm! Sonuçta çok kısalardı- ne kadar zor olabilir ki? Ha ha ha! Yazmak, benim için çok uzun ve zorlu bir öğrenme yolculuğuydu. Ama başka insanların kalplerine ve zihinlerine ulaşabilmeye değer.

Romanlar ve resimli kitaplar yazmaya devam ediyorum. Bir sonraki kitabım, bir çocuk ve büyükannesi arasındaki ilişkiyi anlatan bir resimli kitap. Büyükannesi onlarla yaşamaya geldiğinde, çocuğun ona göz kulak olmak için gösterdiği çabayı anlatıyor. Yazarken beni güldürdü ve umuyorum ki sizin de onu okuma ve gülme fırsatınız olur.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kurmacanın Sınırlarında Mahir Efendi’..Betül Tarıman
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elinor Evans

17 Ekim 2025

Evden Fabrikaya: Sanayi Devrimi Süresi..

Sanayi Devrimi binlerce kadının evden ayrılıp erkeklerle birlikte çalışmaya başlamasına tanıklık etti ama bu durum özgürleştirici olmaktan bir hayli uzaktı. Sanayi Devrimi, kadının toplum içindeki rolünün çarpıcı bir biçimde değişmesine sebep old..

Devamı..

Kadın Akıl Sağlığının Delilikle Dansı

Özlem Subaşı

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024