Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

28 Haziran 2024

Kültür Sanat

12 Eylül’ün Eşiğinde Sosyalist İktidar Düşü 1

Kadir Serkan Selçuk

Paylaş

0

0


Sosyalist İktidar Dergisi’nin ilk sayısı 1979 yılının Ekim ayında çıktı. 1978 yılında, başta Yalçın Küçük olmak üzere Türkiye İşçi Partisi’nden ihraç edilen küçük bir grup tarafından çıkarılmaya başlanan dergide yayınlanan ilk üç yazı, derginin teorik ve pratik duruşunu gösteren metinlerdi. İlk iki yazı daha çok teorik ağırlıklı kaleme alınmışken, üçüncü yazı Türkiye’de ve dünyada son bir yılda yaşanan gelişmelerin kısa bir değerlendirmesini içeriyordu.

“Başlarken”

Sosyalist İktidar adıyla yayınlanan ilk yazı kısa tutulmuştu ve “Başlarken” başlığını taşıyordu. “Solda Durum Değerlendirmesi” başlıklı bir sonraki yazı, ilk yazının daha geniş bir biçimi halindeydi.

Dergi adına yayınlanan ilk yazının yanı sıra, ikinci ve üçüncü yazıları kaleme alan isim de belirtilmemişti ancak içerik ve üslup bakımından üç yazının da Yalçın Küçük tarafından kaleme alındığı anlaşılıyordu.

İlk iki yazıda en fazla üzerinde durulan noktalar, Türkiye solundaki teorik yetersizlik ve iktidar olma perspektifinin bulunmamasıydı. Derginin adının Sosyalist İktidar olarak belirlenmesinin sebebi de sosyalistleri iktidar olma fikrine alıştırmaktı.

“İktidar perspektifinin olamaması, iktidar susuzluğunun yeterince duyulmaması, sosyalist hareketin iktidara ulaşabileceğine yeterince inanılmaması. Türkiye sosyalist hareketinin temel ve tarihsel sorunu budur. Türkiye sosyalist hareketindeki tüm kısırlıkların ve güdüklüklerin temelinde, iktidar perspektifinin olmayışı yatmaktadır…” (Sayı 1 - Sayfa 15)

Türkiye sosyalist hareketinin en büyük sorunu olarak görülen ise teorik yetersizlik ve tembellikti. Teorik çalışma ve eğitime yeterli önemin verilmediği, kitap okumaya bile burun kıvıran sosyalistlerin olduğu vurgulanıyordu.

Bu durum iki olumsuz sonuç doğurmuştu. Bunların ilki, sosyalist hareketlerde sanata ve edebiyata karşı duyulan küçümseme ve sosyalistlerin genelde tek boyutlu hareket etmeleriydi. Militan sosyalistlerin bilgi eksikliklerinden, edebiyatçı sosyalistlerin politikaya olan ilgisizliklerinden, iktisatçı sosyalistlerin sanata olan duyarsızlıklarından yakınılıyordu.

İkinci olumsuz sonuç, teorik yetersizlik sebebiyle mevcut güncel sorunların “çare sosyalizmde” sloganıyla daima hasıraltı edilmesiydi. Birikimsizlik, sorunların üzerine gitmeye ve bunları derinlemesine irdelemeye engeldi. Bu da birikmiş sorunların, hayal edilen sosyalist devrimin sonrasına bırakılmasına yol açıyordu.

Uzman Katkısı

sosyalist iktidarSosyalist dergiler genelde dar bir çevre içerisinde çıkartılır. Buna bağlı olarak dergiye fikri anlamda katkı veren isimler de hemen her konuda aynı düşüncede olan sınırlı sayıda kişi olur. Zamanla çevre ne kadar büyürse büyüsün, dergide imzası bulunanlar genelde hep aynı kalır ve belli bir grubun dışına çıkılmaz.

Sosyalist İktidar Dergisi, bu konuda farklı bir yol izlemeyi hedefliyordu. Sosyalist olmayan uzmanlar da dâhil olmak üzere, farklı görüşlerden isimlere derginin sayfalarının açık tutulacağı belirtiliyordu.

Bölünme Meselesi

Derginin yayınlanmaya başladığı dönemde artık gayrı ciddi hale gelmeye başlamış olan örgütler veya gruplar arası bölünmeler hakkında yazılanlar bu durumun pek de önemsenmediği şeklinde yorumlanabilirdi.

Her şeyden önce, Maoculuk ve Sovyetler Birliği eleştirisinde bulunan “revizyonist” hareketler solda görülmediği için bölünmelerin kapsamı dışında tutuluyordu. Dergiye göre Maoculuk, sapmadan da öte sapıklıktı. Sosyalist sisteme ve Leninizme karşı olanların sol sayılması ise mümkün değildi.

Bunların dışındaki sosyalist hareketlerin ayrı olmasında sorun görülmüyordu. Koca bir denizin üzerindeki yağ damlacıklarına benzetilen ve hiçbirinin derine inemediği savunulan bu hareketlerin birlikte olmamaları bölünmüşlük anlamına gelmezdi.

“Temel itiraz noktamızı bir kez daha yineleyelim: Bugün Türkiye’de sol birikim yaygındır ama derinlikten yoksundur. Aynı şekilde, kadrolar ya da örgütler düzeyindeki bilimsel sosyalist birikim de henüz yeterince derine inememiştir, yüzeyseldir.

Alfabenin ilk harfleri sökülmüş ama gerisi getirilememiştir. Bugüne dek hep yüzeyde kalabilenlerin ‘ayrılığı’ ise bilimsel sosyalist hareketin bölünmüşlüğünün kanıtı olamaz.” (Sayı 1, s. 11)

Kemalizm Eleştirisi

Türkiye sosyalist hareketinin Kemalizm’in gölgesinde olduğu ve Kemalizm’den kopamadığı düşüncesi, derginin savunduğu başlıca fikirlerden biriydi. İlk sayıda özellikle Metin Çulhaoğlu’nun yazısı bunun üzerinde duruyor ve bu duruma birtakım eleştiriler getiriyordu.

Çulhaoğlu’na göre Kemalizm, “ortada” olan bir ideolojiydi ve Leninizm’in özü, ortada ve liberal olanlara karşı ideolojik bir kopuştu.

Mustafa Suphi ve arkadaşlarının öldürülmesi, Kemalist harekete yöneltilen eleştirilerin öncelikli sebepleri arasındaydı.

“Mustafa Suphi için bunca ağıt yakılan bir ülkede, üstelik de ağıtları yakanlar, nasıl oluyor da Mustafa Suphi’nin katillerini aklamak, suçu başkalarının üzerine yıkmak için bunca çaba gösteriyorlar?” (Sayı 1, s. 109 – Metin Çulhaoğlu)

Bununla birlikte, ilk sosyalist kadroların bir bölümü ortadan kaldırılırken diğer bir bölümü de Kemalist harekete çekilmiş ve sosyalist hareket zayıflatılmıştı. Daha sonradan Kadro Dergisi’nin ideolojik öncülüğünü yapacak olan Şevket Süreyya Aydemir ve Vedat Nedim Tör, sosyalizmden Kemalizm’e geçiş yapan isimlerdendi.

Yazıda ortaya atılan iki önemli tez vardı. Bunların birincisi, ileriki yıllarda yaşanacak Soğuk Savaş sürecinde Sovyetler Birliği’nin karşısında en önemli güç olarak duracak olan ABD’nin, komünizme karşı incelikli mücadele etmeyi henüz yirmili yıllarda Türkiye’den öğrendiği fikriydi.

“Mustafa Kemal’in sosyalist harekete karşı uyguladığı usta politikayı, Avrupa ve Amerika’nın ancak sökebildiği, bu politikadan kendi hesaplarına çok şey öğrendiği de bir gerçek…

ABD, kendi ülkesinde, Sacco ve Vanzetti olaylarında olduğu gibi, hareketin üzerine ‘sopa ile’ giderken, ince ve usta anti komünizmi Kemalist kadrodan öğreniyor.” (Sayı 1, s. 115 – Metin Çulhaoğlu)

İkinci tez ise, Kemalist kadroların, hemen her yerde savunulduğunun tersine anti emperyalist olmadıkları üzerineydi. Buna göre Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından başlayacak olan iki kutup arasındaki çekişmenin ilk yaşanmaya başladığı yerdi ve Batı adına Doğu ile sıcak ilişkiler kurmak suretiyle Sovyetler Birliği’ni sıkıştırma politikasının bir parçası konumundaydı.

“Avrupa güç toplayıncaya kadar, ‘Sovyetler’e nefes aldırmayacak bölge’ olarak Asya ön plana çıkıyor. Emperyalizmin ilk ‘yumuşak karın’ stratejisi böyle biçimleniyor. Yani, genç Sovyetler’i güneyden kuşatıp onu sürekli sıkıştıracak bir zincir. Bu zincirin Batı’daki ilk halkası Türkiye. Zincir, İran, Afganistan, Hindistan halkaları ile Doğu’da Çin ve Japonya’ya uzanıyor.” (Sayı 1, s. 121 – Metin Çulhaoğlu)

Dergi çıkmaya başladığında iktidarda Cumhuriyet Halk Partisi vardı ve Başbakan Bülent Ecevit’ti. Sosyalist hareketlerin Kemalizm’den kopamadığı fikri, derginin CHP,  Ecevit ve onlara destek veren sosyalistlere karşı eleştirilerinde de kendisini gösteriyordu. İmzasız kaleme alınan ancak Yalçın Küçük tarafından yazıldığı anlaşılan “Son Bir Yılda Türkiye” başlıklı yazı bunun örnekleriyle doluydu.

Öncelikle, CHP iktidarının 1978 yılının son ayında yaşanan Kahramanmaraş katliamını bilinçli veya bilinçsiz önlemekte yetersiz kaldığı ve bunun üzerine çıkartılan sıkıyönetime dört elle sarıldığı savunulurken, başta Türkiye İşçi Partisi ve DİSK olmak üzere sosyalistlerin de buna mahcup bir destek verdiği belirtiliyordu.

“Türkiye sermayesinin sosyalist hareketi etkisizleştirmekle görevlendirdiği” iddia edilen Bülent Ecevit, derginin ilk sayısında belki de en fazla ismi geçen kişiydi. Hem sağa hem de sola oynadığı, “Karşıtınız bana karşı, ben sizdenim” politikasıyla ayakta kalmaya çalıştığı yazılıyordu. Örneğin, TÜSİAD’ın o dönem CHP iktidarını gazete ilanları aracılığıyla ekonomik sıkıntılar sebebiyle suçlaması danışıklı dövüş olarak değerlendirilmişti.

“TÜSİAD, bu ilanları vermeden önce Başbakan Ecevit’in hukuki başkanı görüldüğü sıkıyönetim koordinasyon komitesine başvurarak bu ilanların yayınlanmasında bir sakınca olup olmadığını sordu. Başbakan Ecevit, bunu önleyebilirdi. Önlemedi.” (Sayı 1, s. 37)

İran’daki Gelişmeler

1979 yılının Şubat ayında İran’da gerçekleşen İslam devrimi, yazıda değinilen bir başka konuydu. Yazıya göre İran, bir dinsel hareketi, bir halk hareketini ve bir işçi direnişini birlikte yaşamış; mollalar ile laik burjuvalar ve işçiler bir araya gelmişlerdi.

Ecevit bu konuda da eleştirilmiş, İran’daki yeni yönetime kaşı mesafeli ve kuşkulu davranması doğru bulunmamıştı. Yazılanlara göre bu yapılan diplomatik geleneklere uygun değildi. Karşı çıkılan bu davranışa sebep olarak sunulan gerekçe ise, İran’ı kaybeden emperyalizm önünde Türkiye’nin değerinin artmış olmasıydı.

MHP Sorunu

Yetmişli yılların sonuna gelindiğinde Milliyetçi Hareket Partisi’nin silahlı eylemleri artık iyice ayyuka çıkmıştı. MHP’nin işçi kolu olan MİSK içerisinde, bomba imal edilirken yaşanan patlama bunun son örneğiydi. Derginin imzasız yayınlanan üçüncü yazısında buna dikkat çekiliyor ve MHP’nin kapatılması gerektiği dile getiriliyordu. CHP’nin buna yanaşmaması ise iki farklı sebebe dayandırılıyordu.

İlk sebep ideolojikti. CHP ile MHP’nin birçok konuda programlarının aynı olduğu belirtiliyor, örgüt yapılarının ve destekçilerinin aynı türden kadrolara dayandığı savunuluyordu.

Güncel siyasi hesaplara dayanan ikinci sebep ise, MHP’nin kapatılması durumunda oylarının Adalet Partisi’ne kayacağı endişesiydi.

Ara Seçimler

14 Ekim 1979’da yapılacak ara seçimler uzun yazıda yer verilen bir başka konuydu. Konya, Manisa, Edirne, Muğla ve Aydın’da milletvekili seçimi yapılacaktı. Dergiye göre seçime CHP moralli giriyor, Adalet Partisi ise önceki yüksek moralini kaybetmiş görünüyordu. CHP’nin, fazla oy kaybı yaşamasa bile alınacak sonuçlara göre hükumetten ayrılabileceği üzerinde durulmuş, CHP-AP koalisyonunun kurulabileceği tahmini yapılmıştı.

“Bir CHP-AP koalisyonu olacak. CHP-AP koalisyonları, Türkiye sermayesinin, CHP eliyle ektiklerini hasat etme zamanıdır.

CHP-AP koalisyonunun hazırlığı, büyük basına verildi. Ecevit ve Demirel buna açıkça karşı çıkmadılar.” (Sayı 1, s. 49)

Yazının en dikkat çeken ayrıntısı ise Türkiye’de bir cunta havasının bulunmadığı fikri ve buna dayanarak askeri müdahaleden endişe etmenin yersiz olduğu iddiasıydı.

Sosyalist İktidar Dergisi, Türkiye İşçi Partisi’nden kopan bir grup tarafından çıkartılmaya başlamıştı. TİP’e eleştiriler yöneltilmesi bu bakımdan oldukça doğaldı. TİP’in sosyalist devrimi inkâr ettiği görüşü dile getirilirken, MDD ideolojisine döndüğü ve CHP kuyrukçuluğu yaptığı savunuluyordu.

Bütün bu suçlamalara rağmen, derginin ara seçimlerde oy verilmesini istediği iki partiden biri yine de TİP’ti. CHP, AP, MHP, MSP, CGP, DB, TBP gibi sermaye partilerine oy vermek zaten söz konusu olamazdı. Aybar’ın Sosyalist Devrim Partisi anti Sovyetik görüldüğü için reddediliyor ve sadece demokrat bir parti sayılabilecekleri söyleniyordu. Geriye oy verilebilecek sadece TİP ve Türkiye Sosyalist İşçi Partisi kalmıştı.

“Bu iki örgüt dünya sosyalist sistemini değerlendirme açısından aynı ve sağlıklı konumdadır… Bu iki örgüt, özellikle, sosyalizme uzak olan fakat sosyalizmin özlemini duymaya başlayanlar için ve bu seçimlerde, sosyalizmin temsilcisi olarak görünmektedir. Ayrıca her iki örgütte de sosyalist devrim için ve sosyalist iktidar için bilimsel sosyalist partinin vazgeçilmez yerini bilen özverili sosyalistler vardır.

Bu seçimlerde TİP ve TSİP’e oy verilmelidir… TİP ve TSİP’e oy verilmesini istemek, bu seçimlerde ve somut koşullarda sosyalizme oy verilmesini istemek demektir. Bu seçimlerde mutlaka ve mutlaka sosyalizme oy verilmelidir.” (Sayı 1, s. 47)

MDD Eleştirisi ve Sosyalist Devrimcilik

Derginin imzalı yazılarının en başında, aynı zamanda derginin sahibi olarak da görünen Savaş Al’ın kaleme aldığı “Sosyalist Devrim Sorunu” başlıklı yazı vardı. Yazıda Milli Demokratik Devrim eleştirisi yapılıyor, Türkiye’nin sosyalist devrim sürecinde olduğu belirtiliyordu.

Al’a göre Türkiye, Kemalist devrim ile birlikte Milli Demokratik Devrim sürecini tamamlamıştı. Osmanlı’dan bu yana gelişen iktisadi aşamaları analiz eden Al, artık sosyalist devrim aşamasında bulunulduğunu söylüyor ve MDD anlayışına karşı çıkıyordu.

“Türkiye’de MDD süreci aşılmıştır. Çünkü, sınıfsal çelişki egemen çelişkidir ve küçük üreticilerin, asker-sivil aydın tabakaların kurtuluşu mevcut üretim biçiminin değiştirilmesi ile gerçekleşebilir…

Son olarak söylenebilecek olan, MDD hareketinin aşılmış olanı aşmaya çalışan geriye dönük bir hareket olduğudur.” (Sayı 1, s. 60 – Savaş Al)

Aydın Üzerine Tezler

Sosyalist İktidar’ın en önemli ideoloğu olarak görülen Yalçın Küçük’ün, kendi imzasıyla yayınlanan ilk yazısında değindiği konu Türkiye aydınları oldu. Bu yazı, sonraki yıllarda 5 cilt halinde kaleme alacağı Aydın Üzerine Tezler çalışmasının da ilk nüvesini oluşturuyordu.

Yalçın Küçük yazısında Türkiye aydınına sert eleştiriler yöneltti. Küçük’e göre geleneğinde tutarsızlık olan Türkiye aydınları aynı zamanda teorik olarak sığdı. Bilinç ve bilgi eksikliği vardı ve artık âlim ile cahilin birbirinden farkı kalmamıştı. Bu sığlık aydını ihanete sürüklüyor ve köylülerin, askerlerin ve en nihayetinde işçilerin peşine takılarak bu kesimlerin dalkavuğu haline gelmelerine sebep oluyordu.

Teorik sığlık konusunda verilen örnek İdris Küçükömer’di. TİP içinde de bulunan Küçükömer’in, Hürriyet ve İtilaf, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Fırka, Demokrat Parti geleneğini ilerici, İttihat ve Terakki ve Cumhuriyet Halk Partisi zincirini ise gerici yapması teoriden ziyade hastalıklı bir fanteziydi.

Çağdaş aydının Tercüme Odası’nda doğduğunu anlatan Küçük, bu durumun aydınların dış gelişmeleri abartma eğilimi taşımalarına yol açtığını yazdı ve sosyalistler arasında çıkan MDD-Sosyalist Devrim ayrımını bu anlayışa bağladı.

“1961-1971 döneminin ikinci yarısında en büyük tartışma dış dinamik-iç dinamik ikilemi üzerine oturdu. Bu uzadı ve anti emperyalist ve anti kapitalist mücadele ayrımına dönüştü. Başka nedenler ve özellikle sınıfsal bakış açısının yeniliği ile birlikte, Tercüme Odası’nda doğduğu için dış faktörü abartma eğilimindeki Türkiye aydını, antikapitalist mücadeleyi bir kenara itip anti emperyalist mücadelede karar kıldı.” (Sayı 1, s. 84 – Yalçın Küçük)

Yalçın Küçük yazısında birçok aydını isim vererek değerlendirmiş, olumlu veya olumsuz eleştirilerde bulunmuştu. İsim verdikleri arasında en çok yüklendiği iki isim Ahmet Cevat Emre ve Kemal Tahir’di.

Türkiye Komünist Partisi kurulduğunda partinin önde gelen yöneticilerinden biri olan ancak daha sonra sıkı bir Kemalist haline gelen ve alfabe komisyonuna seçilen Ahmet Cevat Emre’nin, anılarını yazdığı 1960 yılında yeni gerçekleşen 27 Mayıs’a da övgü dolu sözler sarf etmesine karşı çok sert bir çıkış yapan Küçük şunları yazıyordu:

“Bir Meşrutiyet ve Cumhuriyet aydını ve bir ilk kuşak komünistinin tipolojisi, çeşitli tipolojilerden birisi, çizilmiş oluyor. Çizilen tipoloji için söylenecek olan, eskilerin pek güzel deyimi ile şöyle: Ne utanmaz köpekleriz, kimi görsek etekleriz.” (Sayı 1, s. 95 – Yalçın Küçük)

Yalçın Küçük’ün şimşeklerini üzerine çeken bir diğer isim Kemal Tahir’di. Küçük’e göre Kemal Tahir bir yarı aydındı. Dünyayı takip etmiyor, tembellik yapıp sadece romanlarıyla düşünce üretmeye çalışıyordu. Kendisinde bir keramet ve düşünce bulanlar da aynıydı ve bu haliyle Kemal Tahir sağ okuyucuya bırakılmalı, yerine Peyami Safa okunmalıydı.

Genel olarak deyim yerindeyse bombardımana tutulan aydınların dışında bırakılan isim Nazım Hikmet’ti. Ancak Nazım Hikmet övülürken, kendisi üzerinden diğer aydınlara yönelik eleştiriler sürüyordu.

“Türkiye aydınının onuru Nazım ile Türkiye aydını, zıtların birliğini oluşturuyor. Türkiye aydını ne kadar kısır ise Nazım o kadar üretken; Türkiye aydını ne kadar kafa tembeli ise Nazım o kadar çalışkan ve Türkiye aydını ne kadar kıvırtkan ise Nazım o kadar dimdik.” (Sayı 1, s. 97 – Yalçın Küçük)

Yazıda üzerinde durulan konulardan biri de, Türkiye’de düşüncelerin dergilerde oluşup yayıldığı teziydi. Türkiye aydını tembelliğinden ötürü kitap okumayı sevmiyor, gazeteler ise ancak günlük etki yaratabiliyordu. Bu durumda fikir alanında en etkili araç dergilerdi.

Örneğin Kemalizm’in hayata geçirdiği her şey, önceki dönemde çıkarılan Osmanlı, Şura-ı Ümmet, Meşveret ve İçtihat dergilerinde yazılmış ve tartışılmıştı. Yine 27 Mayıs hareketi, fikri altyapısını Demokrat Parti iktidarı döneminde çıkarılan Forum ve Akis dergilerinden almıştı.

Doğan Avcıoğlu’nun öncülüğünde çıkarılan Yön ise son yirmi yılın en etkili dergisi olarak gösteriliyordu.

Yazıda yapılan bir diğer saptama, Cumhuriyet öncesi aydınlarının özellikle Marksizm’e uzak olduklarıydı. Bu uzaklığının sebebi olarak, o dönem bağımsızlık hareketlerine karşı Osmanlı’nın bütünlüğünü koruma amacında olan aydınların, bağımsızlık hareketleri ile Marksist ideoloji arasında bağ olduğunu düşünmeleri gösteriliyordu.

Kitap Yazıları

Derginin nispeten daha kısa olan yazılarının tümü kitap eleştirisi içeriyordu. Atanur Güneysu, Gözlem Yayınları’nın yayınladığı Küba’da Eğitim kitabından yola çıkarak aynı başlıklı bir yazı yazmıştı.

Kemal Okuyan’ın yazısının konusu Dimitır Mitev’in Sosyalimin Modelleri ve Sağ Revizyonizm kitabıyken, Ahmet Hamdi Samancılar Bulgar Mitka Gribçev’in Yaşadım Diyebilmek İçin adlı kitabının çerçevesinde Bulgaristan komünist hareketini ve Bulgaristan’daki sınıf mücadelesini kaleme almıştı.

Mesut Odabaşı’nın yazısı ise bir edebiyat eserine ayrılmıştı. Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi isimli romanı yazardan büyük övgüler alıyor, bilgisel işlevi çok açık olan bir sanat eseri olarak tanıtılıyordu.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Nino Varon: "Tatları doğru yakalamazsa..Yaprak Sayın
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ç. Y. Kopan

25 Mart 2025

Çocukluklar Arası Zamanda Yolculuk: Le..

Bu hikâye, tüm çocuklara, tüm zamanların çocukluk çağlarına.– Bu çiçekleri bir defterin arasında kurutayım bari.– Ne? Sen şaka mı yaptın anne?Yoo, hiç de şaka değildi aslında. Ardıç’ın bu sorusuyla bir an durdum, gülümsedim ve “günümüze” geri ge..

Devamı..

Victoria Dönemi Londra’sında Vejetarye..

Rebecca Hutcheon

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024