1 William S. Burroughs Karısını Öldürdü
William S. Burroughs kendi dönemi için her zaman aykırı ve tartışmalı biriydi. Uyuşturucu bağımlısıydı, üreme ve kadın hakları konusunda oldukça sert ve muhafazakâr fikirlere sahipti. Açık bir eşcinsel olmasına ve hayatını böyle yaşamasına rağmen bir kadınla evliydi ve bir oğlu vardı. Zihinsel sağlığı konusunda da birçok tartışma vardı, zaten kısa bir süre sonra çocukken cinsel istismara maruz kaldığı ortaya çıktı. Erkek arkadaşıyla yaşadığı deneyimlere tepki olarak serçe parmağının bir kısmını kesti. Burroughs’la ilgili en şaşırtıcı bilgi ise 1951 yılında karısını vurmasıydı. Bu olaydan önce de karısı Joan Vollmer’e şiddet uyguladığına dair kesin bir bilgi yoktu. Olay günü karısının kafasının üstüne koyduğu içki bardağını vurmaya çalışırken kurşunu kafasına isabet ettirmişti ve 28 yaşındaki karısı hayatını kaybetti.
2 Edgar Allan Poe 13 Yaşındaki Kuzeniyle Evlendi
Tüm zamanların en iyi gotik yazarı olarak değerlendirilen Poe pek de neşeli bir hayat sürmedi. Bir yaşındayken öz babası tarafından terk edildi, bir sene sonra ise annesi öldü. Koruyucu anne babası onu evlatlıktan reddetti. Yazı hayatında da işler istediği gibi gitmedi. Mutluluğu 22 Eylül 1835 yılında evlendiği, aynı zamanda kuzeni olan Virginia Eliza Clemm’e duyduğu aşkta buldu. Poe 26, karısı ise 13 yaşındaydı. 11 yıl boyunca mutlu bir evlilik sürdürdüler fakat karısı 24 yaşındayken tüberküloz sebebiyle hayatını kaybetti. Eleştirmenlere göre Poe’nun yazılarındaki ve Annabel Lee gibi şiirlerindeki ‘ölmeyen kadın’ karakterlerinin ve ölüm temasının sebebi de karısını kaybetmenin üzüntüsünü atlatamamasıydı.
3 Charles Dickens Hipnozu Denedi
Charles Dickens en önemli ve başarılı Victoria dönemi yazarlarından biridir. Birçok yazısı Victoria dönemi sınıf sistemi, yoksulların verdiği mücadeleler ve İngiliz şehirlerinin endüstrileşmesi üzerineydi. Fakat Dickens aynı zamanda doğaüstü olaylarla da ilgilenirdi. Bunu, Bir Noel Şarkısı (1843) eserindeki hayaletlerde ya da öykülerindeki paranormal varlıklarda gözlemlemek mümkün. Ayrıca Cambridge Üniversitesi’nde kurulan Hayalet Kulübü’ne üyeydi. Bu dönemlerde hipnoz sanatına ilgili olduğu ve hipnozu uygulamaya çalıştığı iddia edilir. Ünlü hipnozcu John Elliotson’ın gösterilerine düzenli olarak katılırdı. Gösterilerden çok etkilenen Dickens da arkadaşları ve ailesini hipnoz etmeye çalışırdı. Bazı arkadaşlarının ve karısı Catherine’nin sorunlarını hipnozla çözdüğü iddia edilir.
4 Elizabeth Barrett Browning Uyuşturucu Bağımlısıydı
Elizabeth Barrett Browning Victoria dönemi İngiltere’sinde tanınan bir şair ve siyaset yazarıydı. Hayatı mücadelelerle geçti. Babası evlenmesini yasakladı, akciğer sorunları vardı ve 15 yaşında atını eyerlerken omurgasını sakatladı. Gençlik yıllarını yatağa bağlı geçirdi fakat bu dönemde kitaplar okudu, araştırmalar yaptı, İbranice öğrendi ve kendini yazma konusunda geliştirdi. Sakatlığı sebebiyle morfinin yapımında kullanılan afyonu kullanmaya başladı. Afyonu kendi iksiri olarak tanımlıyordu. Onu rahatlatıyor ve yazı yazmasına yardımcı oluyordu. Onsuz yaşayamaz gibi hissetmeye başladı. Sakatlığı ve kullandığı afyon ilaçları sebebiyle toplumdan uzaklaştı. Kocası onu hap kullanmasından dolayı eleştirdi ve bıraktırmaya çalıştı. Browning de bu bağımlılığından vazgeçti. Bugünlerde Browning’in bu bağımlılığının sakatlığından dolayı değil, evde geçirdiği uzun yıllar sonucu girdiği depresyon sebebiyle başladığı iddia edilir.
5 Ernest Hemingway Bir Boğa Güreşçisiydi
Ernest Hemingway ilgi alanları (savaş, balıkçılık, boks, içki ve boğa güreşçiliği) hakkında yazdığı yazılarla 20. yüzyılın en meşhur Amerikan yazarlarından biri oldu. Alkole olan bağımlılığıyla da bilinir. I. Dünya Savaşı sırasında İtalya’da ambulans şoförlüğü yaptı, para ödülü için amatör seviyede boks maçlarına katıldı ve 1935 yılında çıktığı bir tekne gezintisinde 530 kiloluk bir kılıçbalığı yakaladı. Birçok insan boğa güreşçiliğine olan merakının pasif bir ilgi olduğuna inanır. Diğerleri ise bu ilginin kişisel deneyimlerinden geldiğini düşünür. Bu ikinci görüş bir bakıma doğrudur çünkü Hemingway karısı Hadley ile çıktığı İspanya seyahatinde boğa güreşlerini takip etti. Hatta bu dövüşlerin henüz doğmamış oğlunun üzerinde onu erkekleştirici bir etkisinin olmasını umdu. Seyahati boyunca boğa güreşçileriyle tanıştı, vakit geçirdi ve nihayetinde amatör dövüşlere katıldı. Kurmaca yazılarında da bu tutkusunu ve deneyimlerini konu etti. Hemingway’in 1961 yılındaki intiharından sonra evinde bulunan eşyalardan İspanya’daki bir boğa güreşi için alınmış iki bilet bulundu.
6 Vernon Sullivan Aslında Beyaz Bir Fransızdı
Vernon Sullivan tarihte en “hızlı” yasaklanan kitaplardan birinin yazarıdır. Mezarlarınıza Tüküreceğim romanı 1946 yılında yayımlandı. Bu kitap ergenlik dönemi cinselliği, tecavüz, şiddet ve siyahi ve ABD popüler kültürünün şeytanlaştırılması gibi temaları sebebiyle ağır eleştirilere maruz kaldı. Kitaba yazılan önsöz bu kitabın Amerika’da ırksal önyargıyla karşılaşmaktan korkan bir siyahi, yani Vernon Sullivan tarafından yazıldığını belirtir. Fakat aslında Vernon Sullivan, Boris Vian isimli, hayatı boyunca Amerika’ya hiç gelmemiş beyaz bir Fransızın sahte ismiydi. Vian bu kitabı, onun on beş günden az bir sürede çok satanlar listesine girip giremeyeceği üzerine olan bir iddia sonucu yazmıştı. Sonuç olarak iddiayı kazandı, çünkü kitabı alışılmışın dışındaydı ve bu sebeple dikkat çekiyordu. Vian’ın gerçek kimliği ortaya çıktığında kitabın satışı daha da arttı ve görünürdeki gerçekliğinin bir hile olduğu anlaşıldı.
7 Enid Blyton Çocuklardan Nefret Ederdi
20. yüzyılın en sevilen ve çok satan çocuk kitaplarının yazarı Enid Blyton hâlâ klasikler arasında sayılan 7500 civarı kitap yazdı. Fakat kitaplarındaki bazı kısımlar günümüzde ırkçı ve cinsiyetçi olarak değerlendirildiği için yeni baskılarında bu bölümlere yer verilmiyor. Blyton ile ilgili şaşırtıcı bilgi ise gerçek hayatta çocuklardan hiç hoşlanmıyor olması. Kendi çocuklarına da oldukça kötü davranan Blyton’ın bu gerçekleri yok sayan birçok hayranı vardı. Komşuları ise Blyton’ın mahalledeki çocukları oynarken gürültü çıkarmaları sebebiyle sık sık azarlamasından şikayetçiydi. Blyton’ın küçük kızı Imogen, yazdığı otobiyografisinde annesinin onlara nasıl kötü davrandığından ve onun ne kadar “kibirli, güvensiz ve annelik içgüdüsünden yoksun” olduğundan bahsetti. Fakat günümüzde Blyton’ın gerçek kişiliği bilinmesine rağmen hayranları onu okumaktan vazgeçmiyor ve kitapları hâlâ çok satıyor.
8 Lewis Carroll Gerçek Alice’le Evlenmeyi Denedi
Gerçek adı Charles Lutwidge Dodgson olan Lewis Carroll şair ve öykü yazarıdır. En bilinen eseri sihirli bir yere giden küçük bir kızın maceralarını anlatan 1865 tarihli Alice Harikalar Diyarında kitabıdır. Carroll’ın bu kitabını gerçek hayattaki kişiliğinden ayırmak zor çünkü birçok görüşe göre Carroll’ın çocuklara karşı uygunsuz hisleri vardı. Bilinen herhangi bir fiziksel istismar olmamasına rağmen arkadaşları onun kişisel koleksiyonunda neden bu kadar çok çıplak genç kız fotoğrafı olduğunu sorgulardı. Ayrıca yetişkinlerle birlikte olmayı sevmez, çocuklarla, hatta özellikle kız çocuklarıyla vakit geçirmeyi tercih ederdi. Yakın dostlarının kızı üç yaşındaki Alice, kitabının ilham kaynağıydı. Söylentilere göre Alice on bir yaşındayken Carroll ona evlenme teklifi etti. Bunun sonucunda Alice’in ailesi Carroll’a görüşmeyi kesti.
9 Stephen King 13 Sayısından Korkar
Stephen King günümüzün en önemli korku hikâyeleri yazarıdır. Birçok eser yazmış ve bu eserleri dünya çapında çok satmıştır. Birçok kişi King’in korkunç hikâyelere olan ilgisi sebebiyle onun bu tip meselelerden korkmadığını düşünür. Fakat King 1984 yılında bahsettiğine göre 13 sayısından ölümüne korkar. Bu korku birçok insanda panik atak gibi fiziksel tepkilere de sebep olur. King’de ise bu korku kendini daha farklı şekillerde gösterir. Örneğin 13 basamaklı bir merdivenden çıkarken son iki basamağı bir adımla çıkar. Böylelikle toplamda 12 adım atmış olur. Ya da bir kitabı okurken 94, 193, 382 gibi sayılarda asla mola vermez çünkü bu sayılardaki rakamların toplamı 13 etmektedir. Özellikle 1984 yılında bu korkusu daha da güçlenir çünkü o yıl evliliklerinin 13. yıldönümüne ve kızının 13. yaşına denk gelmiştir ve o zamana kadar yayımladığı kitap sayısı 13’tür.
10 Arthur Conan Doyle Perilere İnanırdı
Arthur Conan Doyle dünyadaki en ünlü dedektif hikâyesi olan Sherlock Holmes’ü yaratarak edebiyattaki önemle bir konuma geldi. Kendisi aynı zamanda tarihsel kurmaca yazarı, göz doktoru ve metafizik düşünceye yani doğa üstü olaylara inanan bir insandı. Bu o dönemlerde yaygın bir inanıştı fakat Doyle’a göre bu bir ilgi alanından çok daha fazlasıydı. Zaten kısa süre içinde bir takıntıya dönüştü ve nihayetinde onu aşağılayanlar için bir sebep oldu. Doyle oğlunu ve erkek kardeşini kaybettikten sonra onlarla iletişim kurabilmek için bir medyum olduğuna inandığı Harry Houdini’nin seanslarına katılmaya başladı. 1920 yılında Doyle iki küçük kızın perilerle dans ettiğini gösteren bir fotoğrafı gördü ve bu, onun dikkatini çok çekti. O dönemde perilerin var olduğuna dair bir eser yazıyordu. Bu fotoğraf sonucunda perilerin gerçek olduğuna inanmaya başladı. Birçok insana göre Doyle’un bu inanışı onun aklını kaçırdığının bir göstergesiydi çünkü perili fotoğrafı çeken kişi 1983 yılında bu fotoğrafın bir şaka olduğunu açıkladı.Çeviren: Deniz Saldıran
(Listverse)

.jpg)




