Karşı tarafın avukatı hâkime bir şeyler söylerken, başını öne eğmiş ayakkabısının ucuyla yere yapışan sakızı iteliyordu. Okul sırasından bozma yenilenmiş koltukların darlığı kalbini sıkıştırdı.
Mahkeme salonunda sakız çiğnemişler iyi mi? İyi ya da kötü. Olması gerektiği gibi. Her şeyi nasıl hemen kabulleniyorum? Aslında hayat bana kolay olmalı. Hadi güçlüsün, hatta bu yıl 4x4’sün. Ne engebeli arazileri aşarsın sen bu vitesle. Ne konuşuyor bunlar?
“On yıldır evli çiftin karşılıklı talebiyle…”
Yıllar. Bu kadar hızlı geçmesinin nedeni gerektiğinde anlamsızlaştırmak olmalı.
Avukatı kendi dünyasındaki kadının omuzuna dokundu, aynı anda kadın, hakimin ”… uygun bulunmuştur” dediğini duydu. Salondan hep birlikte çıktılar. O kadar sıradandı ki, kotu, ayakkabısı, pamuklanmaya başlamış atkısı birer kanıttı sanki. Ardından gelen, içlerinden biri tanıdık ayak sesleri giderek yaklaştı. Yüzüne nasıl bir maske geçirecekti, düşünmemişti. Maskesiz yakalandı. Olmayan bir çocuk gibi.
Adam yanına geldi, omuzuna dokundu.
“Hey, dur biraz. Her şey yolunda mı?
“Evet. Sorduğun için teşekkür ederim.”
“İstersen bir yerde oturalım biraz.”
“Gerek yok, sonra haberleşiriz.”
“Emin misin? Bana da iyi gelir.”
“Kesinlikle.”
“Peki o zaman, sen bilirsin, şimdilik hoşça kal.”
“Sen de.”
Ne kadar normaliz tanrım. Çok mu garip? Yo. Sıradan tepkiler benimki. İnsanlar hep aynı kalmak ister. Değişmek dünyanın en zor şeyi. Zor olanı niye seçti acaba? Şimdi sırası mı? Olan olmuş. Duvarların arkasında yaşarsan böyle olur. Otur oturduğun yerde. Hayat tesadüflerin birlikteliği değil mi? İnsanlar birbirleriyle karşılaşır, diğer her şey buna eşlik eder. Sonra halka değişir. Bu kadar basit. Duvarını ör ya da yık.
Binanın dışına çıktılar. Kafasında elekten geçirmeye çalıştığı düşünceler ve ona eşlik eden gri çamur yağmur. Hangisi daha çok kir bırakıyor acaba? Bir duşla hepsinden temizlenecek miyim? Mümkün değil, tesisatlar paslı zaten. Sahi evden taşınsam mı? Pas tutmadan.
Avukat hayırlı olsun temennisinden sonra, yapılması gerekenleri ileteceğini söyledi, el sıkıştılar. Sol topuğunun üstünde yarım bir daire çizerek avukatın gittiği yönün tersine döndü. Otobüs durağı, taksi, üst geçit, büfe, simitçi, dilenen çocuk, telefonla bütünleşmiş genç. Hepsi gri havadan nasibini almış, tüm çirkinlikleriyle resme yerleşmişler. Resimde adamın diğer köşedeki bir kafeye girişi de var. Resim fırça darbeli.
Gördüğü ilk çamurlu taksiye bindi. Fırça darbeleri sigara kokusunda, lekeli koltuklarda, dikiz aynasında devam etti. Adresi söyledi.
Yollar, mahkeme koridoru gibi. Davalı-davacı, çocuklu-çocuksuz, yağmurlu-güneşli, kadın-erkek. Taraflar. Betonların bittiği hizayı, sonra sonsuz gökyüzünü gördü. Sınır ne olabilir? Bazen kuşlar, bazen bulutlar, bazen rahmin ince duvarı. Darbeli pastoral.
……
“Her şey yolunda gitti mi?”
“Evet gitti. Sen ne yaptın?”
“Hiç, seni bekledim. Bir şeyler okudum.”
“İyi yapmışsın. “
“Seni sıkan, üzen herhangi bir terslik yok değil mi?
“Yok dedim ya. Zaten mümkün değil.”
“Evet doğru. Her şey daha güzel olacak.”
“Umarım. Belki de bugün biraz yalnız kalsam iyi olur.”
“Anlıyorum, en azından bir kahve içeriz ama.”
Adam listeye uzun uzun baktı, her zamanki gibi sade filtre kahvede karar kıldı, masada, karşısında duran ellere hiç dikkatli bakmadığını fark etti.
……
Camdaki buhar dışarıyı daha da bulanık gösteriyordu. Camı hafifçe araladı. Buharın şekilsiz şekillere dönüşerek kayboluşunu izledi. Donmuş zaman yavaş yavaş eriyor gibiydi. Artık bir okuma gözlüğü almalıyım. İyi dayandım.
Taksiyi erken durdurup bir yerde kahve içmeye karar verdi.
Sahi nasıl karar verdik? Sırt sırta, büzüşerek, sessizce.
Bugün işle ilgilenmeyecekti. Arkadaş diyebileceği birkaç kişiye de söylememişti. Sıkıcı mesaileri bitiyor olmalıydı? Ne için? İyi bir son için. Evdeki kek kokusu için. Çocuk sesi için. Bırak sonu, sessiz yolun keyfine var. Çıkar kafayı rüzgârda saçların dalgalansın, beline kadar sark, kollarını aç, içine girsin sarı çiçek tohumları. Tamam, yeter bu kadar, vitesi küçült, arabadan inelim. Biz bizeyiz. Gel bakalım yeni hayat nasılmış? Bir farklılık var mı?
Kafeye girmeden önce oyalanmak için gerekebilir düşüncesiyle bir dergi aldı. Her zamanki gibi dakikalarca menüye bakıp yine aynı kahveyi istedi. Yanına da daha önce denemediği bir tatlı.
Sigara içilmeyen bölümde cam kenarından bir masa seçti. Camın diğer tarafına denk gelen masa boştu. Yansımasını oturtup, kendi kendine sohbet edebileceğini düşündü. Hoşuna gitti. Hatta dışarıdakine bir sigara yakayım. Etrafta çocuk da yok. O kahvesini nasıl alır acaba? Sütlü sütsüz. Ya omlet? Elleri benli mi? Oje sürüyor mu? Parmakları tombul olmamalı. Olamaz.
Telefonunu açtı. Önce sosyal medyada dolandı, gazetelere baktı. Ekolojik denge, protesto, konser iptal, AB, takside kadın cinayeti, akıllı ev aletleri, iptal soru, sigara cezası. Beyninin ve telefonunun şarjı azaldı. İkisini de gerekebilir düşüncesiyle kapadı.
Ellerine baktı. Aldığı dergiyi açtı. Sarı elbise, gri duvar, mobilya trendi, bohem tarz, galerideki sergi, inci kolye, ahşap şezlong, yırtık kot, gözaltı kremi, gebelik testi. Durdu. Sayfayı çevirirken tam ortada, doksan derecede boşluğu fark etti.
Peki ne düşündüm? Merkezde kim? İnsan, yalnız bir insan, yalnız bir kadın. Gerisi hiç. Gerisi sayfadaki araba, yemek tarifi. Gerisi araç. Haydi istediğine bin git.
Yeni tatlıdan ağzına attı. Umduğunu bulamadı. Yaşam iştahsızıyım. Tembellik ne kolay. Beni canlandıran ne olacak bakalım. Bu tatlı olmadığı kesin.
Telefon çaldı. Şarjın bittiğini uyaran kırmızı sinyali gördü. Sonra da arayanı. Şaşırmadı, içinde tanıdık bir kıpırtı hissetti.


.jpg)



