Karlar Ülkesi kısa bir roman. İki karakter arasındaki şehvetli ilişkide yazar söylemek yerine pek güzel göstermeyi başarmış.
Güneşin kavurduğu sıcak iklimlerde yaşayanlar için kar gerçeklikten öte düş ve dinginlik simgesi gibidir. Çocukken masallarda anlatılan, filmlerde izlediğimiz ya da uzak diyarlardan gelen kartpostallardaki beyazlığı hissetmenin özlemi, az yaşanan bir anın nostaljisi. Nereden geçti elime Kavabata’nın (Yasunari Kawabata) Karlar Ülkesi? Hem de Nihal Yeğinobalı çevirisi bu metin. Zamanında kütüphaneden ödünç aldığım Genç Kızlar romanının efsane yazarı o. Karlar Ülkesi’nin hemen öncesinde Jon Fosse’nin Üçlemesi’ni okudum. Biri Japon diğeri Norveçli Nobel ödüllü iki yazar. Her iki kitabın da dünyasına dahil olamadığını dile getiren pek çok okur yorumuna rastladım. Orijnal yayın tarihleri arasında altmış yıl var. İtiraf etmeliyim kolay okunur kitaplardan değiller. Zordan kaçınacak mı yoksa azimle çözümlemeyi deneyecek miyiz?
Hem Karlar Ülkesi hem de Üçleme kendi kültürel gelenekleri içinde özgün anlatımı benimsemiş metinler. Kavabata’da nefis bir Zen estetiği kimi akademisyenlerin ileri sürdüğü gibi Haiku benzeri doğa imgeleriyle betimlemeler, Fosse metinlerinde yalınlık geleneğinden, tekrarlardan, ritmik dilden beslenen bir üslup. Neredeyse hipnotik diyebileceğim bir döngüsellik. Birbirine bağlı üç novellanın birleşiminden oluşan bir roman bu. Parçası olması emek gerektiren bir okuma. Olay örgüsü yok denebilir. Hatta biz parçası olamadan hikâye sonlanabilir. Başlangıçta mevsim sonbaharın sonu. Norveç’in sözü geçen bölgesi çoktan kış. Üçleme’de Fosse sadece tırnaksız diyaloglarda değil metin içinde de sessizliği kullanıyor. İfadeler kopuk kopuk, tekrar eden cümleler, sorular. Şimdiki zamandaki “yorlar” bu kez pek de yormuyor sanki. Hatta metne yakışmış. Yazar eseri Nynorsk lehçesiyle kaleme almış. Banu Gürsaler Syvertsen’e ayrıca teşekkür etmeli. Başarılı çevirisi yerel dil özellikleriyle tanışmamıza, okuma deneyimini zenginleştirmemize olanak verirken aynı zamanda zihnimizi zorluyor.
Karlar Ülkesi kısa bir roman. İki karakter arasındaki şehvetli ilişkide yazar söylemek yerine pek güzel göstermeyi başarmış. Metin rüya gibi akışkan bir zamanda ilerliyor. Geçmiş ve şimdinin birbirine karıştığı, sürekli eriyip kaybolan anlar silsilesindeyiz. Kavabata romanı yazmak yerine sanki soğuk beyazla boyamış. Şehirli entelektüelle taşrada yaşayan geyşa arasındaki ilişki başından beri kaybolmaya yazgılı. Aşkları eriyip giden kar gibi kaçınılmaz ve geçici.
Fosse Üçleme’de dalgalar halinde zamanda asılı kalmış bir dünya yaratmış. Asle ve karnı burnunda Alida’nın kiralık ev arayışlarıyla başlıyor ilk novella. Di-li geçmiş zamanda bir iki sayfa. Sonrasında şimdiki zamanın hükümranlığı. Geçmişle bugün arasındaki diyaloglarda salınıyoruz. Kitabın yazıldığı lehçeyi, Norveççe’de zaman çekimlerini, kurguya katılış şekillerini bilmiyoruz. Üçleme’nin ilk novellası Uyanıklık. Norveç kültürünün ayrılmaz parçaları, deniz, tekne, balık. Ve soğuk hava elbette. Mitik tonlar taşıyan Asle ve Alida’nın aşkı zamanın ötesinde nesiller arası, müzikle aktarılan bir bağ. Kavabata’nın karakterleri ayrılıklarını derin melankoliyle kabullenirken, Fosse’nin âşıkları zaman içinde tekrar tekrar var oluyorlar. Her iki eser de aşkı kader ve kayıp arasındaki kesişme noktası olarak ele alıyor. Karakterler arasındaki aşılamayan boşlukta kırılganlık su yüzüne çıkıyor.
Üçleme’deki karakterlerin isimlerine dikkat etmek gerekli. Sigvald ismi İskandinav halkının kültürünü ve tarihini yansıtmakta. İskandinav mitolojisinde Sigvald aynı zamanda ilahi bir çağrışıma sahip. Viking tanrıları güçlü hükümdarlar. Jon Fosse motifleri ustaca bir araya getirerek aşk, adaletsizlik, ayakta kalma, suç ve kefaret üzerine çağdaş bir metin oluşturmuş. Serinin üçüncü novellasında anlatım daha farklı. Hikâye başka boyuta taşınıyor, ölen Alida’nın kızıyla diyaloğunda geçmiş açığa çıkıyor. Asle suçları yüzünden cezalandırılmış. Acımasız bir dünyada tek başına kalan Alida karşımızda. Mitsel arketipsel anlatım okumayı hem zorlaştırıyor hem de ilginç hale getiriyor. Metin çözümleyici olarak çilemiz bu noktada ağır. Yazarlar söylenmeyenler üzerinden ilerleyerek okuru kelimeler arasındaki sessizlikle baş başa bırakıyor. Kavabata melankolik teslimiyet sunarken, Fosse neredeyse metafiziksel bir devamlılık hissi uyandırmakta.
Fosse’nin eserlerinde özellikle oyunlarında ve romanlarında karakterler sıklıkla yalnızlıkla yüzleşir hatta başkalarının varlığında bile kendilerini duygusal olarak izole olmuş hissederler. Minimalist diyaloglar, duraklamalar ve sert sessizlikler varoluşsal yalnızlık hissini artırır. Wittgenstein’ın "dil oyunları" anlamın, dilin kullanıldığı bağlama göre değişken olduğunu öne sürer. Fosse’nin eserlerinde tekrarlanan ifadeler, kesintiler ve boşluklar dilin yetersizliğini vurguluyor adeta. Anlam çoğunlukla satır aralarında, suskunluklarda veya hiç söylenmeyenlerde gizli. Sessizlik ve dinginlik, iki farklı yokluk, iki ayrı varlık hâli. Aşk dile getirilemez ve cümlelerin arasındaki duraksamalarda titrer, yanıp söner. Kelimeler anlatmaz, mırıldanır, oyalar, eriyip gider.
Karlar Ülkesi “Tren uzun bir tünelden çıkıp karlar ülkesine girdi” cümlesiyle açılıyor. “Camın üzerinde yüzer gibi görünen o yüzün yansınımı” (s:21). “Ve göz, akşam dağlarının denizinde bir yakamoz olup çıktı” (s:22) gibi ifadeler hayali bir atmosfer kuruyor. Aklıma Anna Karenina’daki Kont Vronsky’nin tipinin içindeki görüntüsü geliveriyor. Karakterler duygularını sözle açığa vurmuyor, hisleri çay fincanının yüzeyinde, kayıp giden karda, bir kirpiğin titremesinde ışıldıyor. Fosse’nin sessizliği fiyortlarda esen rüzgârlar gibi okuru sinesine çeken bir sessizlik. Kavabata’nın dinginliği dalgasız su birikintisi ama yüzeyin altında tepişiyor. Güzelliğin geçiciliği, elden kayıp gitmekte olan şeyin sızısı. Kavabata’nın anlık izlenimlere dayalı anlatımı bir yirminci yüzyıl romanı okuduğumuzu bize anımsatıyor. Japon estetiğinde önemli yer tutan derinlik ve gizem içeren "yūgen" kavramına gönderme yapıyor. Yalnızca fiziksel keşifle sınırlı kalmayıp, bir mekânın veya deneyimin özüne inmek, görünenden öteye geçerek gizli güzelliklerle anlamları hissetmek demek bu. Metinler sessizlik, bekleyiş ve eksiklik üzerinden kuruluyor. Fosse’nin eserlerinde boşluk gerilim yaratırken Kavabata’nın dünyasında dinginleşmeye dönüşüyor. Söylenmemişi göstermek için sessizliğe başvurmak Japon kültüründeki incelik ve ölçülülük anlayışına uygun. Kavabata eserinde kasvetli manzarayı betimlerken karakterlerin soğuk, mesafeli doğası duygusal manzarayı yansıtıyor. Yalnızlık karla kaplı dağlar ve taşradaki izolasyon hissi gibi çevresel unsurlarla pek güzel örtüşüyor.
Rastgele elimize geçen metinler arasında yaptığımız hedefsiz bir yolculuk aslında bilinçaltımızın çizdiği haritalarda ilerleyen yepyeni keşiflere dönüşebilir. Böylece her metin başka bir metne uzanabilir, bizi hiç tahmin etmediğimiz ama derinlerde bir yerlerde aşina olduğumuz paralel anlam evrenlerine taşıyabilir.
Kaynaklar
- Alfisuma, Meria Zakiyah, et al. "Reflection of Japanese Culture in Snow Country by Yasunari Kawabata." Diglossia: Jurnal Kajian Ilmiah Kebahasaan dan Kesusastraan, vol. 14, no. 2, Apr. 2023, pp. 104–119.
- Fosse, Jon. Üçleme. Çevirmen Banu Gürsaler Syvertsen, MonoKL Yayınları, 2021.
- Geray, Gamze Haklı. "Bir Jon Fosse Oyun Metnine Bakış." Edebiyat Haber, https://www.edebiyathaber.net/bir-jon-fosse-oyun-metnine-bakis-gamze-hakli-geray/.
- Hadot, Pierre. Wittgenstein ve Dilin Sınırları. Çevirmen Murat Ersen, Doğu Batı Yayınları, 2022.
- Johnson, H. The Shamisen: Tradition and Diversity. Brill, 2009.
- Kavabata, Yasunari. Karlar Ülkesi. Çevirmen Nihal Yeğinobalı, Cem Yayınevi, 1997.
- Planas, Rafael Rodríguez. Eternity Has No Elegy: A Zen-Oriented Commentary on Yasunari Kawabata’s Snow Country and the Artistic Experience. Master’s thesis, Universidad de Puerto Rico, 2022.
- Sunde, Sarah. "Silence and Space: The New Drama of Jon Fosse." PAJ: A Journal of Performance and Art, vol. 29, no. 3, 2007, pp. 57–60, https://doi.org/10.1162/pajj.2007.29.3.57.
- "Yūgen." Traditional Kyoto, https://traditionalkyoto.com/culture/yugen/.






