Bilinç gelişirse irade de gelişir. Bilinç bilgiyle gelişir ancak karakterin ve kişiliğin değişimi için bilgi yeterli değildir. Davranışa dönüşmeyen bilginin değeri yoktur.
Düşünme biçimimizden hareketle hayatımızı değiştirebilir miyiz, kendi gerçekliğimizi yeniden yaratabilir miyiz? Kişisel gerçekliğimiz mi kişiliğimizi yaratıyor yoksa kişiliğimiz mi kişisel gerçekliğimizi? Eğitimci Jules Payot, 1909 yılında ilk basımı yapılan İrade Terbiyesi adlı kitabında öğrencilere, düşünürlere ve okurlara kılavuz niteliğinde bilgiler sunmuş. Okumaya başlayınca göreceksiniz ki yüzyıl öncesinin sorunlarıyla günümüz sorunları neredeyse aynı, özellikle gençlerin sıkışmışlığı konusunda. Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil gibi keşke bu kitabı gençlik yıllarımda okumuş olsaydım diye düşünüyorum çünkü bu kitap balık tutmayı öğretiyor.
Evinizin salonundaki kanepede oturup, elimizde kumanda televizyon izlerken hayatımızdaki bütün sorunlar çözülsün, mükemmel bir hayatımız olsun isteyebiliriz. Hap bilgilerle, klişelerle, ritüellerle evrenden isteklerimizin ayağımıza kadar gelmesini dileyebiliriz. Neden bu bilgileri kendimiz üretmiyoruz? Kişiliğimizin, karakterimizin ve mizacımızın çaresizliğimize dönüştüğünün farkındaysak bunları değiştiremez miyiz? Yedimizde neysek yetmişimizde de aynı olmak zorunda mıyız? Ünlü Alman filozof Kant, karakterin değişmeyeceğini savunsa da nörobilim ve epigenetik bunun mümkün olduğunu söylüyor.
Başımıza gelenler için hep dış dünyayı suçluyor, düzelmesi için bazı dinamiklerin değişmesini bekliyoruz. Yaşadıklarımız bizim seçimlerimiz değil mi? Çok büyük acı çektiğimizde, bir hastalık, bir kayıp, bir ayrılık ya da beklenmedik bir olayla karşılaştığımızda bir şeylerin yanlış gittiğini anlayabiliyoruz. Bizim hiç mi payımız yok başımıza gelenlerde? Salgın süreciyle birlikte geldiğimiz son noktada en büyük zenginliğimizin sağlıklı bir beden ve ruh haline sahip olmak olduğu gerçeği hemen hemen bütün ruh sağlığı uzmanlarının temel öngörüsü. Değişmek ve gelişmek keyfiyetten öte zorunluluğa dönüşmüş durumda.
Hayatta hiçbir şey kolay değildir ama en zoru da insanın kendi değişimidir. Kendi değişimine cesaret edemeyenler hep başkalarının değişmesini bekleyip onları yargılar ve suçlar. Aslında yargıladıkları konular ya da kişiler kendi olamadıkları hallere karşılık gelir. Hayatımız seçimlerimizle şekillenir. Mutluluğun sırrı, düşüncelerin ve duyguların nasıl yönetebileceğinin bilinmesinde yatar. Hayatınızda hangi konularda problem yaşıyorsanız orada irade terbiyesine ihtiyacınız var çünkü orada aşırılık ve dengesizlik var. İrade enerjisini oluşturan temel etmen, aklın ve ruhun var güçleriyle tek bir amaca yönelmesi. Zihnimizi eğitmemiz için irademizi eğitmemiz gerekiyor. Gerçek özgürlüğe ancak kendi çabamızla ulaşabiliriz. Kendi hayatımızı yaşamak için başkalarının hayatından çıkmalıyız. Özgürlük kendi seçimlerinle kendi hayatını yaşayabilmektir. Özgürlük hayvani dürtülerimiz üzerinde kurallar oluşturmak ve sürekli hâle getirmektir. Özgürlüğü elde edemeyenler kalıcı mutluluktan mahrûmdur. Günümüzün en temel meselesi yabancılaşma olgusuysa bu, yeniden toplumsal bağlar kurmamızı gerektirir. Buradaki temel çelişki hayatımıza verimli bir alan açar, bazen depresyon bazen yaratıcılık…
Bilinç gelişirse irade de gelişir. Bilinç bilgiyle gelişir ancak karakterin ve kişiliğin değişimi için bilgi yeterli değildir. Davranışa dönüşmeyen bilginin değeri yoktur. Fransız yazar Pierre Nicole bilgi sahibi olup değişimi davranışa dönüştürmeyen insanlar için sinek zihinler tabirini kullanıyor. Davranış üretmek için irademizi terbiye etmeye ihtiyacımız var. Bilinç vücutsa, irade vücudun kas sistemi. Kasların gelişimi çalışmayı ve zoru sevmekle mümkün. Sağlıklı yaşam, sağlam bir psikoloji istiyorsak irademizi geliştirmek zorundayız. Bilinçsiz kişilikten bilinçli kişiliğe geçiş bir seçimdir. Tam anlamıyla başka bir kişiliğe dönüşmemiz gerekiyor ve bu her gün durmadan kendimiz üzerimizde çalışmamızla mümkün. Yeni düşünceler yeni seçimlere yol açar. Yeni seçimler yeni davranışlar yaratır. Yeni davranışlar yeni deneyimler. Yeni deneyimler yeni duygular. Bu yeni duygular yeni düşünceleri yaratır. Bu evrimdir. Bütün canlıların birincil amacı biyolojik olarak türünü sürdürmek olsa da insan canlısına atfedilen insan olabilme evrimini tamamlamak, içindeki potansiyeli ortaya çıkarmak ve kullanmak önemli değil mi?
Aklın amacı ruhu sanat eserine dönüştürmek ve kendi potansiyelini gerçekleştirmek. Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde en tepeye çıkabilmek. Bütün kuramlar ve kurallar yeniden yazılırken, temel fizik kanunlarından kuantuma geçilmişken hayatta kalmak değişime direnmek değil de uyumla mümkün görünüyor. Zekâ aslında uyum değil mi? Alışık olduğunuz duygularınız ve seçimlerinizle mutsuzluklarınıza devam edersiniz ya da irade terbiyesine yönelik uygulamalara başlayarak değişime doğru adımlar atarsınız, yeni bir ben yaratmaya gönüllü olursunuz. Seçim sizin…






