Polisiyede Yeni Bir Soluk: Üç Musa
4 Ocak 2020 Roman

Polisiyede Yeni Bir Soluk: Üç Musa


Twitter'da Paylaş
0

Başkomiser Musa vahşice katledilmiş bir cesedin başında gözlerini okura açıyor.

Oğuzhan Aslan’ın kendi deyimiyle ilk ciddi romanı Üç Musa Arsine Yayıncılık etiketiyle geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı. Algan Sezgintüredi’nin editörlüğünü yaptığı kitap aynı zamanda Türk polisiyesinde mali suçlara ilk defa değinen bir eser olma niteliği taşıyor. Mali suçlar, cinayet, tarikatlar ekseninde ilerleyen hikâye bilinen bilinmezlerle merak unsurunu sonuna kadar diri tutuyor.

Romanın merkezindeki karakterlerden biri olan Ali Musa, adalet çarkının demir pençelerinde dönmeye çalışan bir avukat olarak okuyucuyu karşılıyor. Mesleğinde yeni her insanın karşılaşacağı zorluklarla yüzleşiyor. Akıl hocasının aracılığıyla uluslararası bir firmanın mali açıdan zor duruma sürüklenmesinin peşine düşüp doğduğu topraklara Malatya’ya doğru yola çıkıyor. Karakterimiz çocukluğunun kayısı kokan sokaklarında bir yandan geçmişiyle yüzleşirken öbür yandan aldığı davanın dibini kazıdıkça derinlerde hep alışık olduğumuz devletle yüzleşmek zorunda kalıyor. Oğuzhan Aslan bu bölümde özellikle hukuk alanındaki uzmanlığını konuşturmuş. Büyük firmaların kâr elde etmek adına ne denli kirli işlere karışabileceği, ne gibi sorumlulukların altına girebileceğini gösteriyor. Mesleğinin birikimlerini yazıya dökerken polisiye unsurlarını elinden bırakmıyor.

‘’Omzu üzerinden meraklı nazarlar fırlatan Serkan’dan bir adım uzaklaşıp sararmış kâğıdı araladı. Kâğıtta kısa bir not vardı sadece: İzmir’deki cemaatin meleğine yaz: İlk ve Son Ben’im. Ölmüştüm fakat şimdi yaşıyorum.’’

Başkomiser Musa vahşice katledilmiş bir cesedin başında gözlerini okura açıyor. Kanla atılmış imzaların dibinde yatan gerçeğini görebilen Musa Komiser klasik bir dava ile baş başa kalmadığının farkında. Eski bir tablonun arkasında bulduğu not düşündüklerini kanıtlar nitelikte. Serinin devamında da karşımıza çıkacak olan karakteri yazar bize sunarken geçmişinden ipuçlarını satır aralarına gizlemiş fakat öteki kitaplarda Musa Komiser’in içsel gelişimini daha net görmek okuyucunun hakkı. Musa Komiser’in sesini üçlemenin devamında daha net duyabiliriz mutlaka.

Kitabın tamamı üçüncü tekil şahıs anlatıcı kullanılarak yazılmış. Farklı karakterlerin zihinlerine geçiş yaptığımız hikâyeler için genellikle kullanılan bu anlatıcı tipi, hikâye boyunca tutarlılığını koruyor. Kitabı iki bölüme ayırmak gerekirse ilk bölüm mali suçları polisiye külliyatımıza dahil eden bölüm. Öbürü kendi içinde zor bir alan olmasına rağmen özgünlük barındıran tarihsel bir muamma. Mali suçlardan yola çıkarak cinayetin izine düşen bir komiser aslında bizi karşılayan. Bu yönde bakmamız daha doğru olacak ama yazarın birinci bölümde ele almaya çalıştığı konuyu çok cesurca buluyorum.

Oğuzhan Aslan daha önce alternatif suç üzerine yaptığı çalışmalarla çeşitliliğe ne denli önem verdiğini göstermiş. Yerli polisiyesinin içeriğini zenginleştirmek için olduğu kadar suçlu profilini de geliştireceğini düşündüğüm alternatif suç ve alternatif katil konuları üzerine düşünen çok az sayıda kitap ve araştırma mevcut. Suçlu psikolojine ciddi anlamda eğilmiş değiliz. Sayfaların bizlere sunduğu fırsatları değerlendirmek yerine kolaya kaçmaktan bir türlü vazgeçmiyoruz. Polisiye başlı başına sadece cinayet unsurunu barındırmak zorunda değil. Büyük şirketlerin piyasa üzerinden kamu güvenliğini, huzurunu tehdit eden manipülasyonları birey kadar toplumu da ilgilendiriyor. Cinayet ile ortak yönleri de sanılanın aksine bir hayli fazla. Bazen bir grubun işi olan saldırılar kimi zaman münferit olaylarla sınırlı kalabiliyor. Bazen suçlu burnunuzun dibindeyken kimi zaman olay mahallinden çok uzaklarda yaşam sürebiliyor. Cebindeki parayı kaybeden yığınlarca insan cinnet geçirebiliyor ya da planlı bir cinayetin başrolü olabiliyor. Kepenklerini indiren insanlar tavan arasında eline geçirdiği bir iple yaşamına son verirken bir başkası borcu başına musallat edenin dükkanını kurşunlayabiliyor. Alternatif suç, alternatif katil yaşadığımız toprakların içinde yoğrulmuş durumda. Üçüncü sayfa haberlerinden bahsetmiyorum. Daha derin devlet işleri, daha derin insan ilişkileri buralardan malzeme olarak önümüze sunulabilir. Üç Musa bunu denemiş. Başarmış mı? Oraya okuyucu karar verecek. Ama en azından şunu söyleyebilirim. Kendinden sonra yazacak yazarların gözlerine değil önlerine cesur bir ışık tutmuş.

Dipnot: Genç bir yayınevi olan Arsine bünyesine kattığı yazarlarla birlikte yeni yıla iddialı bir sloganla girdi: “2020 yerli polisiye yılı olacak.” Kulağa hoş geliyor. Polisiye yazmakta olan yazar adayları için bir fırsat olarak gözükmekte. Yerli polisiyeye renk katacaktır elbette. Bu yüzden hem yanında hem de vaatlerinin gerçekleştiğini görebilmek için karşısındayız. Takipçisiyiz. Nispeten küçük yayınevlerinin en büyük sorunu dağıtım meselesi.

Beklentili not: Piyasanın büyükleri edebiyata yeni bir soluk getiren yayınevlerine daha insaflı davranmalı. Ticari kaygıyı en azından bir süre kenara bırakmalı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR