Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Mayıs 2020

Öykü

Kiralık Oda

Nazan Çinko

Paylaş

5

6


Bavulunun altını silmeden içeri sokma, dedi annem. Tamam, dedim.

Babam salonda gazetesini okuyordu. Gözlüklerinin üzerinden baktı.

Bitti mi okul?

Bitti.

Şimdi?

İş arayacağım, dedim. Babamla en uzun sohbetlerimizden biri.

Sabah iş aramak üzere çıktım evden, yayınevlerine, gazetelere bilgilerimi bıraktım. Biraz arkadaşlarımla takıldım. Eve gelişim gecikti. Babamda bir karış surat. Annem, nerede kaldın, diye telaşlı. Yeseydiniz siz, dedim. Bu evin kuralları diye başladı babam.

Ertesi gün önce bir kafe’de yarı zamanlı iş ayarladım ki rahat rahat başvurularımı yapayım diye, hem de az da olsa para kazanmalıydım. Otobüse binmek yerine yürümek çok iyi geliyordu. Ayaklarım da dile gelmiş eve gitmesek diyordu. İstanbul’un paket taşlı sokakları, sağlı sollu tarih kokan kimi ahşap, kimi kireç badanalı evleri. Böyle yerler var mı hala, derken gözüme bir yazı ilişti, bir pencere camınayapıştırılmış. Dolmakalem ile yazılmış, sağa doğru eğik muntazam bir el yazısı. Bilgisayar çıktısına alışmış gözlerime okumaları için yardım ettim. KİRALIK ODA. Yıkıldı yıkılacak ahşap evlerden birisi. Koyu kahve cephesi, pencerelerinde cumbalı ferforje demir. Mıknatıs gibi çekti beni kendine. Kapının aslan başı tokmağını vurdum kapıya. Açıldı, ama kimseyi göremedim. Girdim içeri, loş giriş karşıladı beni, yerler koyu mozaik taş döşeli. Yirmi, otuz basamak merdivenin başında minik bir beden, üzerinde beyaz gri saçlı bir kafa, burnunun üzerinde yuvarlak tel çerçeveli gözlükler. Buyurun, dedi bir kadın sesi. Oda için, dedim. Gel işareti yaptı.

Merdivenleri gıcırtılı müzik sesleri eşliğinde çıktım. Kocaman bir salon, ortada on iki kişilik bir yemek masası, sandalyeler boya beni diye bağırmakta. Üç oda kapısı, kapalı. Yukarıya dört beş merdiven ile çıkılan bir asma kat. Kiralık olan. Bir bölümü mutfağa benzetilmiş. Bir tezgâh, bir ocak, bir buzdolabı. Oda da bir karyola. İki kocaman çiçekli goblen berjer. Ayakları kavisli ceviz bir sehpa. Ve de bir pencere, bahçeye bakan. Bahçede bir dut ağacı, kocaman dalında bir ip, salınıyor hafif esen rüzgârda. Pencerenin önünde kocaman bir erguvan.

Çok beğendim, ama ben iş arıyorum da… Kirası? Anahtar uzattı, Yarın yerleşin, dedi. Bu minicik vücuttan çıkan otoriter ses şaşırttı beni. Kuzu kuzu çıktım evden.

Ertesi gün elimde iki bavul, altlarını silmeden yerleştim odama. Pencerenin önüne bir masa konmuştu. Sessizliği yaramaz serçeler bozuyordu.

Sabahları çıkıp, geç vakit geliyordum. Ev sahibimle bir ya da ikidir evin içinde karşılaşmamız. Birinde masaya faturalar koymuş, yatırır mısınız, dedi. Birinde de elinde kartvizitler uzattı bana, sucu, boyacı, tamirci. Lazım olur belki, diye tutuşturdu elime. Evin dışişleri bakanlığına atandım, diye güldüm kendi kendime.

Ev sahibeme benziyordum, izin günlerimde bile dışarı çıkmaz olmuştum, büyülü bahçede kitap okumak, hayaller kurup, onları yazıya dökmek. Bir gün bütün cesaretimi toplayıp bahçeye çağırdım onu, çay yaptım, diye. Kapı açılınca minik bedeninin üzerinden tek görebildiğim kocaman dev bir kütüphane idi. İşlerim var, deyip kestirip attı. Oksijen dokunuyordu sanırım ona.

Bir gece rüzgâr evin içine davetsizce girmiş, dolaşıyordu pervasızca. Bir pencere çarpıyordu, camlar kırıldı kırılacak. İndim aşağı, kapılardan biri aralıktı. Usulca uzattım kafamı, iki de bir çakan şimşek aydınlatıyordu odayı. Duvarlarda posterler, aktörler, şarkıcılar. Karşıda bir aynalı şifonyer. Üzerinde makyaj malzemeleri. Ne işiniz var burada? dedi bir ses kulağımın dibinde, zıpladım yerimden. Pencere çarpıyordu, dedim ama sesimi ben bile duyamadım. Korkup kaçtım.

Hiç uyuyamadım o gece. Girmemeliydim o odaya. O düşüncelerle sızmışım, dışarıda kopan fırtınaya rağmen. Sabah erkenden kaçtım evden.

Ertesi gece kapım çalındı. Girebilir miyim, diyordu ev sahibem. Elimdeki kahve fincanını masaya koyayım derken düşürdüm yere. Tabi, tabi, dedim. Kahve içer misiniz? Hayır, dedi yine o sesinde keskinlik.

Kızımın odasıydı, girdiğin oda, dedi. Ela’nın. Beraber yemek yerdik akşamları, ben anlatırdım öğrencilerimi, profesörleri nasıl dize getirdiğimi. Senin nasıl, gidiyor derdim. İyi, hep aynı, der, bazen de şu lise bir bitse, diye eklerdi. Son senesiydi. Okuldan devamsızlık mektupları gelene kadar hiç anlamadım. Arkası çorap söküğü gibi. Elimden kayıp gidiyordu, köpüklü bir sabuna dönüşmüştü hayatımız. Tutamıyordum. Sokaklara alışmıştı, bir de uyuşturuculara. Kapıları kilitledim, tedavilere başlattım. Koskoca üniversiteleri yöneten ben, öğrencilerin, hocaların hocası, kızımı kaybetmiştim. Bir gün bahçedeki dut ağacında buldum onu. İnsanlar bana bakıp, ağlamıyor bile dediler. Hakkım yoktu ki, ağlamaya, dövünmeye… Anlattı ve gitti.

Pencereden sarktım belime kadar, ağzımı kocaman açtım. Dünyanın bütün havasını solumak istiyordum. Yığılıp kaldım yatağıma.

Günlerce görüşmedik, ev sahibemle. Ben de bahçeye çıkmaz olmuştum. Koca evde iki tutukluyduk artık.

Bir gün penceremden şöyle bir göz attım dışarıya. Dut ağacı süslenmiş bezenmiş dallarını pencerelere uzatmış, dutlarımın tadına bakın diyordu. İyice olgunları yerlere dökülmüştü. Dayanamadım, çıktım bahçeye. Bir tanesini ağzıma attım. Sulu ve lezzetli karadutlar. Sonra ağaca tırmandım. Önce daldaki ipi kesip attım. Bakalım ne tepki verecek ev sahibem, diye de merak ediyordum. En fazla, defol bu evden, der dedim. Bir kucak dolusu topladım olgun dutları, kapısına bıraktım. Artık yine bahçeye çıkıyordum, kitap okuyor, çayımı içiyordum, bir de arkadaşım Ela vardı artık yanımda.

Bir süre sonra da o dut ağacının kollarına başka bir ip attım. Kocaman bir salıncak kurdum. Ortasına bir minder yerleştirdim. Artık her gün işten eve dönünce bahçede uçuyordum gökyüzüne. Sanki Ela’yı yakalamak ister gibi. Bir çift gözde takipçimdi perdenin arkasında.

Yağmurun bütün hıncıyla yağdığı bir gündü. Koşa koşa girdim eve. Basamakları çıkarken küçük göletler oluşuyordu arkamda. Odama çıktım, soyundum. Kim bilir bahçe ne âlemde diye baktım penceremden. Salıncak boşlukta sallanıyordu. Daha yukarı, daha yukarı. Ela, dedim nedense birden. Ela… Koştum bahçeye. Salıncakta ev sahibem oturuyordu, ipleri sıkı sıkı tutmuş, gözyaşları yağmurla karışmış beraberce dut ağacının köklerine sızıyorlardı.

 

YORUMLAR

Zafer YILDIRIM

Elinize sağlık. Betimlemeleriniz çok güzel. Mekan tasviriniz de ayrı bir güzel. Yolunuz hep açık olsun.

27 Şubat 2021

Funda Basak

Kaleminize saglik. Bogazimda bir yumru ile icim urpererek okudum. Tesekkurler

22 Mayıs 2020

Funda Basak

Kaleminize saglik. Bogazimda bir yumru ile icim urpererek okudum. Tesekkurler

22 Mayıs 2020

Gülay Pamuk

Tebrikler...

27 Mayıs 2020

EVREN KARAAHMET

Ellerinize sağlık, tebrik ederim.

31 Mayıs 2020

Ceren Gökkuş

Keşke devamı olsaydı dedim bittiginde cok güzel ..

31 Mayıs 2020

Öne Çıkanlar

İsveç Akademisi KrizdePınarnaz Eren
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dilan Özdemir

22 Kasım 2025

Gizem Pınar Karaboğa: "Bizim acımız ço..

Edebiyat başka bir açıdan bakıp onu herkese gösterebilme cesareti ve sorumluluğudur çünkü bence.Dilan Özdemir: “Maske” isimli öykünüzde, “Gittikçe genişleyip ağırlaşan söyleme isteğinin baskısıyla iki büklüm olmak. Doğru sözcükleri bulmaya çalışarak ıkınmak s..

Devamı..

Sürüngen Beyni ve Öteki Nöro-mitler

A. Lacroix

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024