Yağmurlu bir gündü. Her zamanki gibi yine balıkçı Hasan Amcanın mekânına sığınmıştım. Coşan dalgaları ve martıları izlemek için cam kenarına oturdum. Ortada yanan sobanın sıcaklığı bana kadar geliyordu. Sobanın üzerindeki çaydanlıktan çıkan buhar mekâna inanılmaz bir sıcaklık veriyordu. Hasan Amca tezgâhın arkasında akşama hazırlık yaparken, yeni işe alınan garsonu izliyordum. Hasan Amca genellikle genç birini işe alır, onu yetiştirirdi. Lakin bu seferki kırk, kırk beş yaşlarında, pek bitirim birine benziyordu. Yumurta topuklu ayakkabıları, beyaz gömleğinin üzerine giydiği yeleğinden sallanan cep saatiyle ilgimi çekmişti. İnce bıyıkları onu çapkın, çapkın olduğu kadar da nostaljik birine dönüştürmüştü. Ya briyantin ya da limonla taradığı saçları ile sinema filmlerinden fırlamış bir karakter gibiydi. İzlediğim Sadri Alışık filmlerine gitti aklım. “Bu da mı gol değil Hâkim Bey… Bu da mı?” der gibi bakıyordu.
Elinde hamsi tavası ile yanımda bitiverdi. “Beklettik abicim. Kusurumuza bakmayın.” “Yo, rica ederim. Beklediğime de değdi galiba. Çok güzel görünüyorlar.” Büyük ustalıkla tepsideki hamsileri bir hamlede tabağıma yerleştirdi. Tecrübeli biri olduğu belliydi. Boş olan bardağı kendine çekip su koydu. “Suyunuza buz ister misiniz?” der gibi baktı. Elimle, “Yok teşekkür ederim,” dedim. “Var mı abicim, başka bir emriniz?” “Yok, daha ne olsun,” dedim. Ustalıkla döndü, hızla mutfağa girdi. Arkasından bakakaldım. En kısa zamanda Hasan Amcayla konuşmam gerekecek. “Bunu da elinden kaçırmasa bari,” dedim kendi kendime. Sempatikliğiyle, ustalığıyla bu işin üstesinden gelecek birine benziyordu. Birden bacaklarımda sıcaklık hissettim. Masanın örtüsünü kaldırdım, Hasan Amcanın siyah beyaz minnoşu bacaklarıma dolanmış bana bakıyordu. Tabağımdan aldığım hamsiyi uzattım. Burnunu bir sağa, bir sola kıvırdı, yemedi. Öyle ya, minnoş burada aç kalacak değil. Benim balığımı geri çevirmesi normal.
Minnoşla sohbeti koyulaştırmışken gürültüyle dış kapı açıldı. Bu havada kimseyi beklemeyen içeridekiler olarak şaşkınlıkla gelene baktık. Gelen siyahlar içinde bir kadındı. Şemsiyesini katlayıp sobaya yakın bir masaya oturdu. Sinirliydi. Çantasından telefonunu çıkardı birisini aradı. “Allah kahretsin bu da mı gelecekti başıma?” dedi. Minnoş da sırtını bacağıma dayamış dikkatle kadını izliyordu, sanki kafasını uzatıp kadını koklamak ister gibiydi. Bitirim garsonumuz kadının yanına gitti. “Ablacım hoş geldin.” Kadın hışımla dönüp, “Bön bön bakacağına git bir havlu getir,” dedi. Bir ara bana baktı. “Ne bakıyorsun?” diyordu sanki. Gözlerindeki hiddeti gördüm. Tekrar telefona sarılıp, “Çabuk şoförü gönder bana,” dedi. Kutudaki tüm peçeteleri boşaltıp ıslanan yerlerini silmeye çalıştı. Simsiyah giysisinin alt kısmı çamura bulanmış, onları temizlemek için uğraştı. Etrafa kötü bir koku yayılmaya başladı. Yanımdan geçen garsona fısıldadım, “Ortalık çok kötü kokuyor, hayırdır.” Cevap vermedi, kaş göz yaparak kadını göstermeye çalıştı.
Koku kadından geliyordu. Yemeğimi bırakmış olan biteni anlamaya çalışıyordum. Minnoş kokudan rahatsız oldu, hemen sıvışıp gitti. Bir ara yine dönüp, göz ucuyla baktım kadına, yerinde yoktu, daha dikkatli baktım, kadın masanın altından bacaklarını siliyordu. Masanın altından hiddetle çıkıp okkalı bir küfür savurdu havaya. Kadına kafamda bir yer bulmaya çalıştım; giysilerine bakınca bir hanımefendi, ama davranışlarına bakınca, konuşmasını duyunca… Kadın, garsonun getirdiği havluyla iyice kurulandı. Durumun kötü olduğunu, garsonun havluyu götürürkenki halinden anlamıştım. Zavallı adam gidip gidip geliyor, tüm gücüyle kadının isteklerini karşılamaya çalışıyordu. Kadının özel bir durumu olduğunu anlamıştım ama… Merak içindeyken garson imdadıma yetişti. Yanımdan geçerken bana doğru eğilip sessizce, “Aman sakın bulaşmayın, kadın sorunlu. Başınız ağrımasın,” dedi.
Çatalımla soğuyan yemeğimden bir lokmayı ağzıma götürmüştüm ki dış kapı tekrar gürültüyle açıldı. Bu sefer siyah takımlı adamlar içeri girdi, eğile büküle kadına selam verdiler, kadın kalktı yerinden, bir gümbürtüyle girdiği kapıdan yine bir gümbürtüyle çıktı. Ben yine ne olduğunu anlamaya çalışıyor, Hasan Amcayla, garson kahkahalarla gülüyordu. Elinde bir tabak kuruyemişle yanıma gelen garson durumu açıkladı sonunda. “Hanımefendi belediye başkanının karısıymış. Açılış törenine gelirken kocasının açtırdığı lağım çukuruna düşmüş.” İkimiz de bastık kahkahayı.






