Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Temmuz 2023

Edebiyat

Kadın Olmak ya da “Başım yukarda meydan okuyorum, hayata ve sana”

Banu Yıldıran Genç

Paylaş

1

0


Doğrusunu söylemek gerekirse bir yazarın bilmediği, deneyimlemediği bir sınıfı anlatmasındansa her zaman kendinden yola çıkmasını tercih ederim.

Sezen Ünlüönen ilk romanı Kıymetli Şeylerin Tanzimi’yle adını epey duyduğumuz bir yazar. Su gibi akan dili, oldukça etkileyici gözlem yeteneği ve kalabalıkları anlatmayı sevmesiyle dikkatleri çekti diyebilirim. Bu ilk romanı okuduğumda biraz dağınık ve bir yerden sonra odak noktasını kaybetmiş gibi hissetsem de yeni romanının çıkacağını öğrendiğimde heyecanlandım. Takdir edersiniz ki edebiyatımızda artık roman çok az yazılıyor, biz de iyi bulduklarımıza sarılıyoruz.

İmtiyaz yahut Cici Kızlara Bir Roman, üst orta sınıf, hatta bazen üst sınıf hayatlara değinen bir kendini bulma romanı. Arka kapakta “Klasik edebiyatın romantizmi, 21. yüzyılın huylarıyla sularıyla nasıl iş tutar?” dense de romantizmin aslında yıllara, yüzyıllara bağlı olarak pek değişmediğini, aşk söz konusuysa hep aynı sularda yüzdüğümüzü biliyoruz. Romanda aşk ve romantizm var ama bunlarla tanımlanabileceğini düşünmüyorum.

Roman Türk ve dünya edebiyatından pek çok esere, yazara selam ediyor. I. bölümün Yahya Kemal’in Geçmiş Yaz şiirinin “Rü’yâ gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle / Her ânını, her rengini, her şi’rini hazdan” dizelerinden oluşması bile bunu imliyor aslında. Bolca roman göndermesi, şarkı sözleri, şiir dizeleri, bazen belirgin, bazen okurun bilgisi yoksa aradan kaçacak biçimde serpiştirilmiş romana. Ben bir okur olarak böyle selamlaşmaları sevdiğim için gördükçe, buldukça sevindim açıkçası.

II. bölümde kahramanımız Nergis’le tanışıyoruz. Doktora yaptığı Amerika’dan Türkiye’ye dönmüş, ne yapacağını tam da bilmez bir halde dolanırken arkadaşı Oya sayesinde birtakım projelere dahil oluyor. Sonraki bölümde ise ilk bölümdeki şiire, yani rüya bir yazın geçtiği İtalya’ya gidiyoruz. Roman uzun bir süre bir bölümü burada ve şimdiki zamanda, bir bölümü İtalya’da geçen rüya gibi yazda biçiminde ilerliyor. Nergis’in İtalya’da geçirdiği yaz mevsiminde filmlerden fırlamış gibi bir diyalogla tanıştığı erkekle şiirler, şarkılar, romanlar, filmlerle örülü ilişkisi aslında gerçekten klasik edebiyatın aşkına yakın çünkü Nergis de hayatı sanattan öğrenmiş bir “cici kız”. Şeytan tüyü var denilen cinsten, laf cambazı bu olgun bey tabii ki genç kızımızın aklını başından alıyor. “Siz Henry James seven, son derece cici, örnek ve de ciddiyetli bir hanımsınız.” diye başlayıp Nergis’ten aldığı ters cevap üzerine Yeşilçam filmlerini anımsatan “Güzel olduğunuz kadar da küstahsınız küçük hanım.” esprisiyle devam eden bu tanışma, elbet ki şiirden, dilden, filmden, yemeden içmeden anlayan bu beyle ilerleyecek.

Şimdiki zamanda Oya’nın tanıştırdığı ekiple çalışmaya başlayan Nergis tam ne yaptığını anlamasa da şarkıcı Lale Ela hakkında çekilecek belgesel için bu ekiple sıkça sosyalleşecek. Lale Ela’nın uzatmalı sevgilisi Ekin’in yöneteceği bu belgesel işi daha başlamadan, kitabın oldukça başlarında, etkili ve sürpriz bir cümleyle İtalya’daki olgun beyin Ekin olduğunu anlıyoruz. Romanın ilerleyen bölümlerinde şimdiki zamanda, Nergis’le Ekin arasında ne yok olan ne de var denilebilecek o gerilimi hissederken, İtalya günlerinde ise genç bir kadınla yağmurlar altında, mezarlıklarda şiirler okur, futbol maçlarına, filmlere, yemeklere giderken ansızın yok olan bir adamı tanıyoruz.

Cici Kızlara Bir Roman alt başlığıyla aslında bu cici kızların biraz sınıfsal bir tanım olduğu anlaşılıyor çünkü Nergis İpek zengin bir aileden gelmiş, anne babasının boşanması sonrası boşluğa düşse bile yine de Amerika’da çalışarak doktora yapma şansını elde etmiş biri. Türkiye’de nasıl bu kadar başıboş günler geçirebildiğinin cevabı ise romanda daha sonra veriliyor. Ev arkadaşı akademisyen Eylem de, belgesel ekibi de hemen hemen aynı üst sınıftan. Sadece daha sonra ev arkadaşı olacak Dilruba taşradan ve bambaşka bir yerden geliyor ki onun hikâyesini de sonradan öğreniyoruz.

Doğrusunu söylemek gerekirse bir yazarın bilmediği, deneyimlemediği bir sınıfı anlatmasındansa her zaman kendinden yola çıkmasını tercih ederim. Bu romanda da Sezen Ünlüönen içinde bulunduğu (makale okumaktan romana zaman bulamayan) akademik dünyayı da, Avrupa ya da Amerika’dakilerin aklındaki (zinhar alkol kullanmayan) Türk imgesini de, sanat camiasındaki (yabancı bir filme katkısı olduğunu duyunca değişen tavırlarla) çıkar ilişkilerini de, proje diye dönenip duran ekiplerin (babaların patron olup da desteklediği) bomboş işlerini de müthiş bir gözlemle, ince detaylarla ve kendine has mizah dolu diliyle aktarıyor.

Ama tüm bunların ötesinde İmtiyaz genç bir kadının güçlenip kendisini bulmasının romanı aslında. Çocukluktan itibaren maruz kaldığı mutsuz aile ilişkisi, kızlarının kendisini mahvettiğini düşünen ve torunlarıyla bağ kurmayan anneanne-dede, bu evlilikten olabilecek en kötü biçimde kurtulmayı seçen baba, kendini içkiye boğan, evden hiç çıkmayan anne, boşanma sonrası maddi desteğini çeken babası sebebiyle hep ek iş yapmak zorunda kalarak geçen bir öğrencilik derken, Nergis İpek ne güzelliğinin, ne başarısının, ne de kendisine apayrı bir yol açacak resim yeteneğinin farkında. İtalya’da yaşadığı o rüya gibi yazda, olgun erkeğe layık olmayanın kendisi olduğunu düşünmüş hep. Bu kendi değerini bilmeme hali romanın sonuna kadar sürüyor neredeyse, ona ilgi gösteren erkeklerden bir biçimde kaçıyor, yaşanan bir macerada niye seçildiğine hiç emin olamıyor, hakikaten hiç farkında olmadığı bahtının rüzgârına şuursuzca kapılmış gidiyor.

Bu etkileyici sonla, kadın olduğum için mi tüylerim diken diken bitti bu roman, bilemedim.

Romanda sona doğru bir kızkardeşlik duygusu da hâkim oluyor. Sevgisiz ve özgüvensiz çocukluğu sebebiyle son derece ketum olan Nergis, Dilruba ve Eylem sayesinde açılıyor, kim olursa olsun her kadının, imtiyazı olanların bile şu hayatta dezavantajlar yaşadığını fark ediyor. Arkadaşlarına Ekin’le aslında hiçbir şey olmayan ama arada Ekin’in ona doğru meyillenmesiyle herkesin dikkatini çekmeye başlayan, anlamlandıramadığı o şeyi anlattığı an aydınlanma yaşıyor. Eylem’in “Esasında üzüldüm biraz Ekin’e.” dedikten sonra “Ne bileyim, yani bir yandan açıkça belli ki başka bir hayat istiyor, başka biri olmak istiyor. Bir yandan da buna kalkışacak ne cesareti var ne de kendine güveni.” cümleleri Nergis’in kafasında tabiri caizse ampul yakıyor. Ve en sonunda kadınların hayat boyu kurmasını istediğim o çok sevdiğim cümle geliyor: “Kendi kendine gülesi geldi; hakikaten gül gibi Nergis, o sümsük Ekin’e mi kalmıştı?”

Nergis’in kendi değerini fark etmesinden sonrası ise iyilik, güzellik... Hataları olsa da kavga etmeden anlaşma yolunu bulacağı anne babasıyla görüşerek, yokmuş gibi davrandığı resim yeteneğinin peşine düşerek hayata yeni biri olarak devam ediyor. Romanın sonu İtalya günleri kadar sinematografik, ki yazarın bir söyleşisinde daha ortada roman yokken aklında bu sahne olduğunu öğreniyoruz. Bu etkileyici sonla, kadın olduğum için mi tüylerim diken diken bitti bu roman, bilemedim.

Sezen Ünlüönen ilk romanı hakkında düşündüğüm bazı şeyleri romanın başında kendisine de kısacık bir bölümde yer vererek aktarmış. İtalya’da Türklük kategorisinden yazar Sezen’le tanıştırılan Nergis yazarı hemen atlatıyor. “Mevzubahis Sezen, birkaç sene evvel bilmemnelerintarifi mi tamiri mi adını bir türlü aklında tutamadığı bir roman yazmıştı, genç kadın bir arkadaşının tavsiyesi üzerine kitabı okumaya çalışmış, ama parçalı, daldan dala atlayan, cutesy anlatımı beğenmemiş, yarıda bırakmıştı.” Üstkurmacaya da göz kırpan Ünlüönen’in parçalı anlatımı, daldan dala atlamayı sevdiğini artık söyleyebiliriz bence.

Bu roman ilkine göre daha derli toplu elbet ama yine de bazı yerlerde gereksiz anılar (Nergis’in Amerika’daki evinde temizlediği buzdolabı bahsi), bazı aşırı uzamış bölümler (sonlara doğru Hakan’la İrem’in evinde geçen bölüm), bize bazen pek bir şey ifade etmeyen detaylar (Charlotte’un üstündeki Giza pamuğu gömlek), anlatıcının bazen aşırı bir biçimde sahibinin sesi olduğu yerler (Lale Ela ve Nergis’in beslenme biçimleri ve fit’likleriyle ilgili bölüm) var bence. Üstelik tüm bu gevezeliğe rağmen sonda çok acele edildiğini düşünüyorum. Bir anda düzeliveriyor her şey, anlatım kısa cümlelere, kitap kısa bölümlere evriliyor, aşırı hızlı bir biçimde sonlanıyor.

Yine roman boyunca sürekli Nergis’in düşüncelerinin sesi olan ve hatta Nergis gibi anlatan bir Tanrı anlatıcı yerine, birinci tekil kişili anlatım olsa, yani biz her şeyi aslında Nergis’in gözünden, ağzından okusak daha iyi olmaz mıydı diye düşündüm durdum. Zaten anlatıcı tek bir yerde Ekin’in zihnine dalması hariç hep Nergis’le. Son olarak kalabalık ortamlarda, isimlerin birbirine karıştığı bölümlerde, isimler arasına virgül koymamak yazarın mı yayınevinin mi tercihi bilmiyorum ama kafa karıştırıyor, ben içimden hep koydum.

Bu söylediklerim dışında ben Sezen Ünlüönen’in kendisini romana sokmasını, yaptığı tüm göndermeleri, oyunbaz dilini, esprilerini, gözlemlerini ve yaşama dair algısını çok sevdim. Herkesin tanışması dileğiyle.

Sezen Ünlüönen, İmtiyaz ya da Cici Kızlara Bir Roman, İletişim Yayınları, 2021, 228 s.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Güç de İktidar da Benimle Olsun...Uğur Vardan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Daniel Treisman

2 Temmuz 2025

Manipülasyonun Gücü

Günümüz diktatörleri biraz farklı çünkü onların yönetim biçiminin temelinde şiddet değil, manipülasyon var. Donald Trump genellikle sahip olduğu otoriter arzular sebebiyle eleştirilir, hatta otoriter eğilimlerin önünü açmakla suçlanır. Trump’ın liderlik tarzını ülke dışındaki emsa..

Devamı..

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024