Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Ağustos 2021

Öykü

Küçük Bir İhtimal

Hüseyin Kılıç

Paylaş

2

0


I

Ve gitti. Beş yıl sürdü gitmesi ama sonunda gitti. Evden çıktı ve gitti. Hiç kimseye söylemeden gitti. Ben gördüm gittiğini. Gece üçte gitti. Taksiye bindi ve gitti. Kar yağarken gitti. Yeni aldığı spor ayakkabıları, üzerinden çıkarmadığı kot pantolonu, kırmızı kazağı, yeşil küpeleri, kırmızı paltosu ve bir türlü anlam veremediğim beresiyle gitti.

Giderken ağlamıyordu. Sadece üşüyordu ve taksinin bagajına valizini koymaya çalışıyordu. Taksi geldi ve o bindi ve gitti. Ne annesini düşündü giderken ne Aylin’i ne işini. Sadece gece üçte durağı aradı, taksi çağırdı ve gitti.

Beni de düşünmedi ve gitti. Ben aslında onun gittiğini bilen tek kişiydim ama o beni düşünmeden gitti. Işıklar yanmıyordu ve uyanık olduğumu ve apartmanın önünden gelen araba sesine bakmak için perdeyi araladığımı ve gelen arabanın onu götürmemesi için dua ettiğimi bilmeden gitti.

Her gün onu izlediğimi bilmeden, beş yıl önce her gün izlediği adamı düşünerek ve beni düşünmeyerek gitti. Annemi her gün annesinin yanına yollayıp her gün ne yaptığını öğrendiğimi bilmeden gitti. Anneme her gün, annesine onu sevdiğimi söylememesi için yemin ettirdiğimi bilmeden gitti.

Üç yıl önce bu apartmana taşındığımı ve üç yıldır onu izlediğimi bilmeden gitti. Gittiği filmlere gittiğimi, okuduğu kitapları okuduğumu, yürüdüğü parkta yürüdüğümü, izlediği kanalı izlediğimi, dinlediği şarkıları dinlediğimi, kaldığı otellerde kaldığımı bilmeden gitti.

Beş yıl önce, şu anda tam olarak benim bulunduğum odadan çıkıp giden ve bir daha geri dönmeyen adamı düşünerek, onu bir daha düşünmemek için gitti. Ve benim üç yıl boyunca, sevdiği adamla birlikte olmayı düşlediği odada onunla birlikte olduğumu düşlediğimi bilmeden gitti.

Sabah annesi geldi. “Kaçtı!” dedi anneme. “Ben uyurken kaçmış.” dedi. Bir yandan ağladı annesi, bir yandan küfretti. Ben sabaha kadar uyumamıştım ve içerde onları dinliyordum fakat onlar bunun farkında değillerdi.

Odadan çıktım. “Ne oldu?” dedim hiçbir şey olmamış gibi.

“Gitti!” dedi. “Gitti…”

II

O gitti ben yürüdüm. Her zaman yürüyordum ve o gidince yine yürüdüm. O gitmediği zaman onun olmadığını, yanımda olmadığını, aynı şehirde, aynı semtte, aynı sokakta, aynı apartmanda oturduğumuzu düşünerek yürüyordum, o gidince onun olmadığını, yanımda olmadığını ve hangi şehirde, hangi semtte, hangi sokakta, hangi apartmanda oturduğunu düşünerek yürüdüm.

Harçları protesto eden öğrencilerle, özelleştirmeleri protesto eden işçilerle, hükümeti protesto eden akademisyenlerle, klipleri protesto eden hemşirelerle, tayinleri protesto eden öğretmenlerle, nükleer enerjiyi protesto eden gençler ve yaşlılarla, başörtüsü yasağını protesto eden erkekler ve kızlarla, YÖK kanununu protesto eden erkekler ve kızlarla yürüdüm ve hiçbir şeyi protesto etmedim. Birçok şeyi istedim ama hiçbir şeye karşı koymadım, isteklerim için hiçbir şey de yapmadım yürürken ve düşünürken ve yaşarken. Yürürken onu düşündüm, birlikte çalıştığımızı, benim fotoğraflarımı çektiğini, onun fotoğraflarını çektiğimi, çektiği fotoğrafların altına hikayeler yazdığımı, yazdığım hikayelerin üstüne fotoğraflar çektiğini düşündüm ve istedim ve hiçbir şey yapmadım.

Akşama kadar oturdum ve akşam yürüdüm. Akşama kadar oturdum, hikayeler yazdım ve başkalarının çektiği fotoğrafların üzerine hikayeler yazdım ve hikayeler yazıp başkalarının çektiği fotoğrafları hikayelerin üstüne koydum. Akşam kalktım ve protesto etmeden yürüdüm. Nerde olduğunu düşünerek, nerde olduğunu bilmediğimi, bilsem de gitmeyeceğimi, gitsem de karşısına çıkmayacağımı, karşılaşsak da hiçbir şey söyleyemeyeceğimi düşünerek yürüdüm. Yürüdüm ve şarkı söyledim. Kimse duymadı ama ben şarkı söyledim. Şarkı sözlerini unuttum ve başka şarkılar söyledim. Şarkıları onun için yazdığımı ve onun dinlediğini düşünerek şarkı söyleyerek yürüdüm. Hangi filmleri izlediğini, hangi tiyatrolara gittiğini, hangi şarkıları dinlediğini, hangi şarkıları söylediğini düşünerek şarkı söyleyerek yürüdüm. Her gün düşündüm, her gün yürüdüm. Her gün daha önce de aynı şeyleri düşündüğümü düşünerek, aynı şeyleri hiç düşünmemiş gibi aynı şeyleri düşünerek yürüdüm.

Yürüdüm ve düşündüm. Onu düşündüm ve yürüdüm. Gündüz oturdum, onu düşündüm. Akşam yürüdüm, onu düşündüm. Gece yattım onu düşündüm.

Aradan bir yıl geçti, o gitti ve ondan hiçbir haber gelmedi. Her gün “Haber geldi mi?” diye sordum ama gelmedi. O gitti, ben gitmedim. Ben yürüdüm, onun gittiğini düşünerek, onu düşünerek yürüdüm.

III

Uzun zamandır kar yağmamıştı ve o gece kar yağmıştı. O giderken kar yeni başlamıştı ve asfalt hala görülebiliyordu. Gerçek ve mecazi anlamda siyah, simsiyah olması gereken bir gece gittikçe beyazlaşıyordu ve benim içim gittikçe kararıyordu. Asfaltla birlikte kaybolmak istedim ama kaybolmadım. Asfalt üç gün beyaz yas tuttuktan sonra tekrar ve daha siyah bir şekilde ortaya çıkmıştı. Benim yasım üç gün değil üç yüz doksan yedi gün sürdü ve üç yüz doksan yedi gün sonra yani o gittikten üç yüz doksan yedi, asfalt eski rengine döndükten üç yüz doksan dört gün sonra yas tutmayı bıraktım.

Üç gün evden çıkamadığım zaman ve daha sonra üç yüz doksan dört gün boyunca işe gittiğimde ve gitmediğimde, çoğunlukla yürürken ve iş yapmazken, bazen iş yaparken ve hatalı işler çıkarırken onu düşündüm. Onun gittiğini ve bir daha gelmeyeceğini söyledim kendi kendime ve hemen ardından acaba hiç mi gelmeyecek diye sordum ve cevapladım: gelmeyecek – gelecek – gelmeyecek – gelmeyecek – gelecek. Bu soru cevap seanslarının sonunda her zaman geleceğine karar verdim ve onu düşündüm, geldiğini ve hiç bir şeyin değişmemiş olacağını ve bir gün karşısına çıkacağımı düşündüm. Nerede olduğunu, ne yaptığını, yaşayıp yaşamadığını, nerden geleceğini, niçin geleceğini bilmeden geleceğine inandım ve gelmesini bekledim. Üç yüz doksan yedi gün boyunca bekledim.

O gitti, üç gün kar yağdı ve daha sonra üç yüz doksan dört gün boyunca kar yağmadı. Yağmur yağarken, seller akarken, güneş yakarken, gölge yakmazken, fırtına varken, rüzgar eserken, yaprak kıpırdamazken, geceler çok uzunken, geceler çok kısayken, gündüzler çok kısayken ve gündüzler çok uzunken onun geleceğini düşündüm. Kar yağarken geleceğinden şüphem yoktu ve sadece onu düşünüyordum ama kar bitene kadar gelmedi ve gelip gelmeyeceğini düşünmeye başladım.

O gittikten üç yüz doksan yedi gün sonra işte otururken ve başkalarının çektiği fotoğrafların altına ölenlerin ve yaralananların ve kaza yapanların ve ölmekten son anda kurtulanların hikayelerini yazarken ve onu düşünmezken telefon çaldı ve annesi çıktı karşıma. Ben, annesinin böyle bir şeyi bana neden haber vereceğini düşünmeden, onun birdenbire geldiğini söyleyeceğini düşündüm. Karşı komşunuzum dedi, evet, dedim heyecanlanarak ve ayağa kalkarak ve onun geldiğini söyleyeceğini düşünerek. Ama söylemedi. Anneniz dedi, fenalaştı birdenbire, şimdi hastanedeyiz. Birdenbire geldiğini düşünmüştüm ama annemin birdenbire fenalaştığını öğrenmiştim. Heyecanım şiddetlenerek yön değiştirdi ve ben artık sadece ayakta durmuyor bir yandan detayları öğrenmeye çalışırken bir ileri bir geri gidiyordum. Hemen çıktım ve hastaneye gittim ve annemi sordum ve yoğun bakıma alındığını öğrendim. Kalp krizi geçirmişti ve yoğun bakımdaydı ve büyük ihtimalle kurtulacaktı. Bir hafta boyunca büyük ihtimalle kurtulacağını düşünerek ve küçük ihtimalle kurtulmayacağını düşünmeyerek ve onun aklımın ucundan geçirmeyerek, onun annesiyle birlikte benim annemin kaldığı odanın önünde sadece annemi düşünerek bekledim. Annem büyük ihtimalle kurtulacaktı ama küçük ihtimal gerçekleşti ve yedinci gün, ben annemin kurtulacağından emin bir şekilde sadece annem kurtulunca orada fazla kalmasın diye hastanede onun annesiyle birlikte beklerken ve onu düşünmezken ve annemi düşünürken doktor geldi ve markette gazete kalmadığını söyleyen adamdan daha umursamaz bir şekilde annemi kaybettiğimizi söyledi. “Büyük ihtimal?” dedim, “Üzgünüm” dedi ve bir süre daha konuşmadan bekledikten sonra ve işlemlerle ilgili bilgi verecek bir görevli geldikten sonra gitti. Doktor yürüdü ve gitti ve arkasına bakmadı. Ben de üzgündüm ve “büyük ihtimal” gerçekleşene kadar hiç bir yere gitmek istemiyordum. Annesi geldi yanıma ve işlemlerle ilgili bilgi aldığımın farkına varmadan işlemlerle ilgili bilgi aldım. Evet dedim, tamam dedim, peki dedim, nasıl gerekiyorsa dedim ve bilgi aldım ve daha sonra oturduğumun farkına varmadan oturdum.

Annem büyük ihtimalle kurtulacaktı ve küçük ihtimalle kurtulmayacaktı ve kurtulmadı, kurtulamadı ve defnettik. Annesinin ve babasının yanına ve büyük ablasının önüne gömdük annemi. Sevdiğim ve sevmediğim, tanıdığım ve tanımadığım ve nerden tanıdığımı hatırlayamadığım insanlar geldi eve ve cenaze törenine ve ben siyah takım elbiselerimin içinde hepsiyle tokalaştım ve hepsine aynı hikayeyi anlattım ve hepsinin dualarına amin dedim.

O gittikten sonra üç yüz doksan yedi gün boyunca onu düşündüm ve sonra annem kalp krizi geçirdi ve yedi gün boyunca annemi düşündüm ve o gittikten dört yüz dört gün, kalp krizi geçirdikten yedi gün sonra annem gitti ve ben bir daha onu düşünmedim. Onu düşünmeden ve annemi düşünerek evden taşınmaya karar verdim ve başka bir şehirde başka bir eve taşındım. Aradan kaç gün geçti bilmiyorum ve onu artık düşünmüyorum ve annemi düşünüyorum. O gittikten sonra kaç gün geçtiğini bilmiyorum ve aradan kaç gün geçtiğini bilmediğim bugün onu düşünmediğimi düşünerek ve onu düşünmeyerek bu satırları yazıyorum.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kürk Mantolu Madonna'yı Fatih Akın Çek..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

20 Mart 2026

İnsan Hikâyesini Neden Yeniden Yazar?

“Bir şeyi yalanlayan mekanizmanın aynı zamanda ispatın ta kendisi olduğunu; inanmadıklarımızın bize neye inandığımızı öğrettiğini. İnanç da tıpkı sevgi gibi bir mekanizmadır; kendini bir kalemde, ama her seferinde yeniden, yok oluşuyla ispatlayan.”(s. 145–146)İns..

Devamı..

Şiir ile kendini keşfetmek mümkün

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024