Küçük Dağ Kızı
11 Eylül 2019 Öykü

Küçük Dağ Kızı


Twitter'da Paylaş
0

Elindeki çubuğuyla yavaşça vurarak kuzularını uzaktan gelen araba sesine doğru sürdü. Kuzuları biraraya gelince otladıkları çayırda bıraktı. Koştu büyük bir kayanın üstüne çıktı.

Eliyle alnına dökülen toz ve terin karışımıyla keçe gibi sertleşen saçlarını kulaklarının arkasına götürdü. Elini alnına koydu ve uzaktan gelen arabayı görmek için gözlerini kısarak derin derin baktı.

Yanakları al al olmuş, yüzünün dersi yazın güneşi ve soğuk suyun etkisiyle çatlamıştı. Giydigi şalvarı ve üstündeki penye bluzunun rengi solmuştu. Ayağında siyah lastik ayakkabıları da, dağların yamaçlarında aşağı yukarı çıkarken eskimişti. Ailesi iyice giyilmez hale gelmeden de yenisini alamazdı. 

Boynundaki dürüğünde bir domates, bir iki  ekmek ve bir parça da koyun peyniri vardı. Arabanın sesi yaklaştıkça küçük Dağ Kızı heyecanlanmaya başladı. Arabanın rengi belli olmuştu, kırmızıyıdı. 

Araba tozu dumana katmış hızla yol alıyordu, dağların yamaçlarındaki virajlardan köylere to giden toprak yollardan.

Küçük Dağ Kızı araba kaybolana kadar, arkasından uzun uzun baktı sonra kayanın üstünden atladı. Elindeki çubuğu otlara vura vura kuzuların yanına gitti. Çubuğu değdigi çiçeklerden renkli kelebekler uçuşuyordu. 

Küçük Dağ Kızı nedense hüzünlenmişti arabanın geçip gitmesinden sonra.

Kuzularını önüne koydu, yerden kaynayan suyun yanına doğru sürdü. Kuzular akan suya egilip su içerken küçük Dağ kızı da suyun kaynağından uzanarak su içti ve kalktı, dağ armutlarının altındaki çimenlere oturdu. Oturduğu yerde karınca yuvalarını görünce kalktı biraz uzaklaştı oradan. Karıncaların çalışmalarına engel olmak olurdu yuvaya yakın oturması. 

Ara sıra elindeki söğüt dalından yapılmış uzun çubuğuyla dağılan kuzuları toplamak için yere vuruyor, arabalar gelip geçtikçe pür dikkat bakıp derin hayallere dalıyordu.

Bir günde en fazla birkaç arabanın geçtigi yoldan geçen her arabaya ne olursa olsun koşup kayanın başına çıkarak bakıyordu.

Sanki bu arabalardan birinde uzaklara gitmiş ve dönmemiş amcasının ineceğini umuyordu. 

Amcası uzun yıllar hasipte kalmıştı. Hapisten çıktıktan sonra, yine hapse düşme durumu olduğunu bildiklerinden ailesi onu yurtdışına göndermişti.

Yurtdışından bir daha dönmeyen amacısını, her geçen arabadan iner umuduyla, arabaların sesini alınca heyecanlanarak koşup takip ediyordu. Maalesef ki, bu kırmızı renkli arabadan da amcası inmemişti. 

Kuzularını otlatmak için, dağların sulu çimenli kısımlarına götürürdü küçük Dağ Kızı. Akşama kadar buralarda otlatır eve dönerdi. Kuzuları axıra koyduktan sonra akşam yemeğini yer ve yorgun düşmüş küçük bedenini yatağa atar atmaz derin bir uykuya geçerdi.

Sabahları seher vakti uyanıyordu. Annesi emegine tereyağından bir parça sürerek eline veriyordu. Yaşamı böyle kuzularını otlatıp onları yetiştirmekle geçiyordu.İlkokuldan sonra okula gönderilmemişti 

Küçük Dağ kızı, mevsimine göre çıkan dağ meyvelerini toplar yer ve biraz da dürüğüne, çoban çantasına doldurup evine götürüyordu.

Yaz aylarında dağların yarılmış kısımlarında yetişen incirleri topluyordu. Dağ incirini çok seviyordu ve onların yetiştikleri yerleri çok iyi biliyordu.

Sonbaharda ise, kengerlerin kurumasıyla rüzgâra takılıp farklı yurtları merakla geçip gitmeleriyle, kenger sakızı zamanının geldigini anlardı.

Akşam olup eve dönmeden önce yanındaki çapayla kengerlerin köklerini yerden çıkarır, etrafını açar ve kenger sütü çıkacak şekilde çapayla keser, ertesi güne kadar kurumaya bırakırdı. Ertesi gün gider topladı sakızları.

O dönem kengerlerin yetiştiği  bölgeye sürerdi kuzularını. 

Küçük Dağ kızı kuzularıyla birlikte boy veriyordu dağların özgür koşullarında. O da henüz küçük bir ana kuzusuydu ama taşıyamayacağı kadar ağır yükü vardı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR