Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Haziran 2024

Öykü

Kum Mahallesi

İlbay Bay

Paylaş

6

0


Taşın ucunda çakılsız uzun sarı plaj, caretta carettalar ve  Lagos sitesi. Ortalık böceklerin cırıltısı dışında sessiz, deniz hafif dalgalı. Zeytin ağaçları sıcakta her zamankinden daha baygın kokar. Sabah serinliği üstüne sis inmiş durgun denizin vaktidir, güneş tam tepedeyse su üstünde dans eden kayıkların, ay yükselirken havada asılı yıldızların. Rüzgâr esmez, mevsim hep yaz. Aylardan haziran; dallarından baş aşağı sarktığım kiraz ağacı, temmuz; altında güneşlendiğim şemsiye, ağustos; üzüm salkımı gibi kendimi bırakıp uykuyla uyanıklık arası düşlere daldığım verandadır. Yaşamak bu değilse nedir. Annemin pek sevdiğim serin yeşil gözleri hep üstümde. Beni babamdan korumak istediğini, uyurken üstümü açık bıraktığımı, terli terli su içtiğimi bahane edebilir. Kim bilir belki de, bu bahaneler güzel olanlardır.

Leyla, kırlangıçların küçücük gövdelerine rağmen rüzgâra karşı dirençle uçuşlarına hayran. Başında kocaman bir hasır şapka, elleri narin. Kumda parende atıyor, birinci parende, şapkası başından düştü, rüzgârla savruldu. İki, vücudu sanki kemiksiz. Üçüncüden sonra dengesini kaybetti. ‘’Bakma öyle, senin yüzünden oldu.’’ Ona kalsa bütün suç benim, kendisi daima haklı. Nerede olduğunu söyle, ne kadar kalacaksın, bana bunu niye yapıyorsun…Cırcır böceklerinin sustukları zaman işitilen sesine kulak verdim. Seslerden geriye Leyla’nın alnında belirip, şakağından sol yanağındaki çukura doğru ilerleyen ter damlası kaldı. Havlularımızı mavi yeşil çizgili şemsiyenin altına yan yana serdik. Sağ işaret parmağımla boynuna inmiş teri sildim. Sonra aynı parmağımı şemsiyenin ardındaki bulutlara uzattım. Yolunu şaşırmış bir kırlangıç olmalı bu. ‘’Bak, yılın ilk kırlangıcı yakında sürü halinde gelecekler,’’ dedim. Güneş gözlüğünü burnunun üzerine düşürerek işaret ettiğim yöne baktı. Gözlerini kıstı. Gözlerini kıstığında alnı kırışmazdı. ‘’Göremedim,’’ dedi. ‘’Bence yine olmayan kuşlar hayal ediyorsun.’’ Sustu. Anlaşmak için ortak bir dil konuşmak gerekir. Aramızda sadece ikimizin bildiği bir dil var. Bu suskunluğu aramızdaki oyuna devam etme isteğine yordum. Taşı gediğine oturtacak bir şeyler aradım. Elimi Leyla’nın plaj çantasına daldırıp gözlüklerini bulup uzatacak bir de böyle dene diyecektim. Ne de olsa 3,5 numara miyop olmana rağmen gözlük takmıyorsun. Neredeyse kör sayılırsın. Ne söyleyeceğime henüz karar verememiştim. ‘’Çok sıcak oldu,’’ dedi. ‘’Biraz yüzsek mi?’’ Daha cevabımı beklemeden ayağa kalkıp dalgalara doğru yürümeye başladı. Olduğum yerde kalmak istedim. Ne olduğunu anlamadan kendimi ayakta onu izlerken buldum. Belindeki doğum lekesi adeta bizi birbirimize bağlayan ip, boynuma attığı kancaydı. O nereye gitse beni de yanında götürüyordu. Su dizlerimize gelene kadar yürüdük. Bir anda dönüp, ‘’Sen bütün gün gökyüzünü izliyorsun, bense denizi. Üzülmüyorum ama,’’ dedi. Başını eğip, parmağıyla dibi gözüken berrak, sığ suyu gösterdi. ‘’Özgürcüğüm bak, bir görünüp bir kaybolan denizyıldızları. Biri kumun içinde biri dışında.’’ Gösterdiği yerde denizyıldızı falan yoktu. Yine de ona, ‘’Yanılıyorsun,’’ dedim. ‘’Bazen üst üste geldikleri için sanki birleşmiş, tekmiş gibi görünüyorlar.’’ Su belini geçtiğinde daldı, peşindeyim. Başını ve omuzlarını çıkardığında tedirgin bir bakışla süzdü etrafı. Aramızda birkaç kulaç mesafe. Karşılık vermek içim bacağımla selamladım, yüzüm tam karşıdan görünmüyor. Dudak kıvrımımdaki hafif  tebessümü fark ettiği anda aşağı kaydı. Yüzeyde kaldı. Kollarını hareket ettirerek yaklaştı, yanıma geldiğinde sırtım sımsıkı kenetlendi. Kollarını açıp boynuma doladı. ‘’Dur bir bakayım sana’’ dedi. Bir süre öylece durduk. Başımı geriye atarak uzaklaştım. Üç dört kulaç attım. Yaz güneşinin açtığı kumral saçları parladı. ‘’Çok gittin, orası kalacağın yer’’ diye seslendi.

Evlerimiz yan yana, güneş battıktan sonra çıktık evden. Sokakta sadece kediler bir de karayel. Deniz hafifçe kıpırdadı. Leyla ile ben terk edilmiş zeytinlikte oturup konuştuk. Başkası anlatsa dinlemeyeceğim onca şeyi dinledim, en anlaşılmaz cümlelerimi kurdum, birlikte güldük, sonra sıkıldık. Boş boş otururken birbirimize uzun uzun baktık. Bana döndü ‘’Derler ki, hayat ve hukuk olağana âşık ve aşinadır. Olağanüstülük yol olursa, hukuk da hayat da şaşar, yoldan çıkar.’’ Muzipçe gülümsedi. ‘’Özgür hukuk okulunun sevgili öğrencisi sen ne düşünüyorsun bu konuda?’’ diye sordu. ‘’Tam bir klişe, tepeden bakıyor, kendi doğrusunu dayatıyor. Yine de haklı. Fakat ben bir istisnayım. Olağanüstüne aşinayım. Tek boynuzlu atlar, cüce ejderhalar ve elflersiz bir hayat düşünemiyorum,’’ dedim. Yakasının açıkta bıraktığı koynuna baktım. Gözleri önce bakışımı yakaladı, sonra ufak düzgün parmaklarıma kaydı. Korkudan midem kasıldı. Ellerim boynuna uzandı. Bütün ömrüm boyunca beni takip etmiş olan o suçluluk tadı. Dudaklarını benimkine yaklaştırdı. İçlerindeki yumuşaklığı, tatlılığı kapalı tutamazmış gibi çatlayan incirler. Bu gergin durumdan duyduğum endişeyi unuttum. Yeşil zeytin dalları ile bir görünüp bir kaybolan mavi koyların arasında saçlarımız birbirine dolaştı. Kıvılcımlar bir yanıp bir sönen ateş böcekleri gibi etrafa yayıldı.

Eve vardığımda babam beni bekliyordu. Güzel haber benden önce eve gelmiş. ‘’Leyla ile yediğin haltları anlatman için önümüzde koca bir gece var,’’ dedi. ‘’Seninle kendime dair tek kelime edeceğimi nereden çıkardın,’’diye cevapladım. İlk tokat, kulağımın yanından vınn diye geçti. Iskaladı. Kalbi sanki boynunda atıyormuş gibi damarlar inip kalktı. Sağ elinin üstünde kahverengi, kızıl yaşlılık lekeleri. Kapılar, sağımda solumda ilerde. Kapıların altından ışık sızıyor, koridor karanlık. Birbirimize dik dik baktık. Yavaş yavaş duvarlardan tutunarak, geriye doğru yürüdüm. İkinci yumruk isabetli. Duvara tutunayım dedim, beceremedim. Gürültüleri nihayet duyan annem yanımıza geldi. O olağanüstü başlayan gece, babamın beni çok fena hırpaladığı gece, mahalledeki son gecemdi. Annem daha fazla dayanamayıp babamı terk etti. Böylelikle en müthiş, en dehşetli yıllarım sona erdi. Sabah annemle ben elimizde iki valiz taksiye binmek üzereyken Leyla geldi. Gece onun için de zor geçmişti. ‘’Kal,’’ dedi bana. ‘’Nerede kalayım,’’diye cevapsız bir soru sordum.

Yaşadığım şehir, arkadaşlarım değişse de, yalnızlıktan, beklemekten, kitaplardan ibarettim. Her geçen yıl Kum Mahallesi’nin burnuma dolan içimi yakan denizi, gökte pır pır edip duran yıldızları, kırlangıçlarının çığlıkları zihnimden biraz daha silindi. Toplantıdan toplantıya koşturup durduğum bu hayat, Eşim Ali silinen hatıraların yerini aldı. Durmaksızın çalan telefon, ödeme günü geçmiş takibe konulacak çekler, tahsilat için aranacak borçlular arasında sıkıştığım günlerden birinde. Büroda, Ali’yle oturmuş, istinaf dilekçesi yazıyoruz. ‘’Leyla hanım sizi görmek istiyor,’’ dedi sekreterim. ‘’Hangi Leyla,’’ diye sorar sormaz kapıda belirdi. Aniden hayatıma giriverdi. ‘’Özgür hanım, beni unutmuşsunuz, üzülmüyorum ama,’’ dedi. Kocaman gülümsedi. ‘’Aman Allahım,’’ diye çığlık attım. ‘’Yani onca yıldan sonra.’’ Birbirimize doğru yürüdük. ‘’Hayır üzülsem ne işe yarayacak ki, olan olmuş ’’ dediği sırada Ali’ye baktı. Mümkün olduğunca sarıldık. Kalbim öyle hızla çarptı ki, onun sesinden başka bir şey duyamadım. Odadakilere bir açıklama yapmamız gerek. Elini uzattı. ‘’Özgür’ün çocukluk arkadaşı, Leyla,’’ diyerek kendini tanıttı. ‘’Ben de Özgür’ün eşi Ali.’’ Tokalaştılar. ‘’Tahmin etmiştim,’’ derin nefes verdi. İnce telli saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırmış. Ensesini açıkta bırakacak kadar kısa. Balıkçı yaka bir kazak, bileğe doğru daralan kot pantolon, loafer ayakkabılar, yıpranmış ama etkileyici duran deri postacı çantası omzunda. Ben masama geçtim. Onlar koltukta karşı karşıya kaldı. Sessizliği aşamıyorduk bir türlü. Ali sehpanın üzerine uzandı. Bardağını tam dudağına götürmek üzereyken birden indirip tabağına bıraktı. ‘’Çay, çabucak soğumuş’’ dedi. ‘’Sizin konuşacaklarınız vardır,’’ diye ekleyip odadan çıktı.

Koca bir haftayı Leyla’yla geçirdim. Bir cumartesi akşamı, Farabi’de ki meyhaneden -adı neydi unuttum- dönüyoruz, taksideyiz. Şoför vites topunu tuttuğu sırada bileğindeki tespih vitese geçti. Gözleri kan çanağı, havada sigara dumanından bir bulut asılı. Kaldırım tarafında olduğu için önce Leyla indi arabadan. İnerken beli hafifçe açıldı. Bu iz, kendimi kaybolmuş hissettiğim zamanlarda nereye gitmem gerektiğini söyleyen pusulam. Kapı açılınca yanan kırmızı mavi ışıkların altında taksicinin para üstünü vermesini bekledim, ‘’Bozuk yok abla,’’dedi taksici. Bozuk para dışında, pavyon, kebapçı, oto tamircisi ne arasan taksinin içinde. Daha fazla beklememe gerek kalmadı. Leyla’nın inerken bıraktığı izi takip ettim. Apartman kapısında benim için bir bilet aldığını söyledi. Sürpizleri sevmediğimi bilir. Kapıyı açmaya çalışırken endişeli, şaşkınım. Hediyesinin Michelle Guravich bileti olduğundan neredeyse eminim. Kaç gündür ağzından düşürmediği, birlikte gitmemiz için beni ikna etmeye çalıştığı konser. Hâlâ gözlük takmıyor, yanında taşıyor. Küçük siyah deri çantasında bir şeyler aradı. Oflayıp sinirle yüzüne baktığım sırada bir kutu çıkardı. Açınca göz göze geldik. Denizyıldızları. Aynı çocuksu neşe. ‘’Özgür,’’ dedi. ‘’Mahallemize gidelim mi?’’ Yüzümdeki gülümseme dondu. Sandım ki bütün ömrümce yüzümde böyle donuk bir tebessümle kalacağım. Kum mahallesi artık yok diyemedim. Artık sadece icra takipleri, sigorta riskleri, müvekkiller var. Beni böyle görünce ‘’Sana kırlangıçla bulut masalını anlatayım mı?’’ diye sordu. ‘’Anlat ’’ dedim. ‘’Bir varmış, bir yokmuş. Çok eski zamanlarda bir kırlangıçla bir bulut varmış. Gel demiş kırlangıç. Gelemem yerim burası demiş bulut. Kırlangıç uçmuş. Bulut dağılmış.’’

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Öne Çıkanlar

Malala Yusufzay ile Kitaplar Üstüne: “..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Halil Yörükoğlu

24 Ağustos 2025

Banu Yıldıran Genç: “Okur problemimiz ..

Edebiyatta yeteneğe çok inanmam ama dilde sanırım biraz inanıyorum.Halil Yörükoğlu: Sevgili Banu,klasik bir girişle yani nasılsın demekle başlayacaktım ama hemen aklımdaki soruya geçmek istedim. Dünyanın herhangi bir yerinde..

Devamı..

Evlilik Hakkında Konuşmalıyız

B. Y. Genç

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024