La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote
23 Nisan 2019 Edebiyat Roman

La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote


Twitter'da Paylaş
0

Fırsat buldukça hep yeni baştan okuyacağım eğlenceli, komik, hüzünlü; felsefi, psikolojik, sosyolojik ve bir zihni her yönden doyuran ender kitaplardan biridir Don Quijote.

Çok katmanlı yapısından dolayı Don Quijote’nin farklı zamanlarda üç kez okunması önerilir. İlki, kahkahanın kolayca dudaklara fırlayıp duyguları harekete geçireceği gençlikte; ikincisi, mantığın hâkim olduğu orta yaşta ve üçüncüsü, her şeye felsefe açısından bakılan ihtiyarlıkta.

İlk okuduğumda üniversite öğrencisiydim, âşık olduğum kız gözümün yaşına bakmadan beni terk etmişti. Artık hayatta hiçbir kızı sevemeyeceğimi, bir daha âşık olamayacağımı düşünecek kadar aptalca fikirlere kapılmıştım. O günlerde halime üzülen arkadaşlarımdan biri, elinde Don Quijote’yle evime geldi. Ona göre bizi ölüme sürükleyen zamanın en güzel yanı, yaralarımızı iyileştirmesiydi. Onu anlamadığım halde büyük bir zevkle dinliyordum, ama sevdiğim kızın geri dönüp dönmeyeceği hakkında beni rahatlatacak tek söz etmemesi canımı sıkıyordu. Giderken kitabı masaya bıraktı ve dedi ki: “Normal hayatına devam edebilmen için La Manchalı Yaratıcı Asilzade Don Quijote’nin maceralarını okumalısın.”

don quijote

Aradığım her şeyi, romanın atası kabul edilen bu kitapta bulabileceğimi de ekledi. Romanı okurken bir asilzadenin maceraları değil de zır deli birinin saçmalıkları olduğunu düşündüm ilk başta. Yazarı da yarattığı karakterin aklı konusunda pek dişe dokunur şeyler söylemiyor, hatta şövalye romansları okumaktan beyni kuruyan biri, diyor. Herkesin bildiği ama az kişinin okuduğu kitapta işime yarayacak, düştüğüm çukurdan beni gün yüzüne çıkaracak bilginin peşine düştüm.

Yazar ilk sayfalarda, gezgin şövalye olmaya karar veren Don Quijote’yi macera arayışında çıkacağı yolculuğa en ince ayrıntısına kadar hazırlıyor. Kafasına kartondan bir miğfer taktı, dedelerinden kalma eski, paslı zırhı temizledi, parlattı, sırtına geçirdi. Gözüne bir küheylan gibi görünen bakımsız atı Rocinante’ye binince dünyaya başkaldıran bir şövalyeye dönüştü. Şaha kalkmış aklının yatışması için gezgin şövalye olmalı, ülkesine, krala, fakirlere ve haksızlığa uğrayanlara hizmet etmeli, ne köyün berberi ne de papazı durdurabilir onu. Arkadaşımın her şeyi bulabileceğimi iddia ettiği kitapta ne aradığımı bilmiyordum, ama o günlerde en çok ihtiyacım olan şey, düşüncelerimi sevdiğim kızdan uzaklaştırmak. Kitap bu konuda çok işime yaradı.

Birkaç bölüm sonra ortaya çıkan Sancho’nun aptallığa hapsolmuş bir deli mi yoksa aklı başında bir bilge mi olduğuna anlayamadım. Saf ve dürüst bir karakter olan Mahzun Yüzlü Şövalye Don Quijote’nin tersine, kurnaz ve açgözlü Sancho Panza, şövalyemizin ganimet olarak ele geçireceği Cezire krallığına vali olmak istiyor. Çıkarları söz konusu olunca akıllı, hinoğluhin bir silahtar. Boyundan büyük laflar etmekte üzerine yok, ama bazen delice konuşuyor, hatta aptalca davranabiliyor. Sayfalar ilerledikçe Don Quijote’nin gözünde her şeyin baş düşmanı büyücü Freston tarafından değiştirildiğine inandığımda, ben de Sancho gibi, Don Quijote’ye efendimiz demeye başladım. Aksi durumda yel değirmenlerini dev, koyun sürüsünü de düşman olarak göremeyecek ve efendimizi sığ düşüncelerimle yargılayacaktım.

O kötü günlerde gerçek hayatta duyduğum her şeye Sancho gibi inanıyorum ve Don Quijote gibi, birçok şeyi olduğundan farklı görüyorum. Mesela uğruna gözyaşı döktüğüm kız, Don Quijote’nin biricik aşkı Dulcina kadar kilolu, kaba saba bir köylü kızı olmasa da, üniversitenin en güzel, en erdemli ve en tatlı kızı değilmiş. İlk gençliğin bütün aptallığını duygu ve düşüncelerimde yaşıyorum, hayatı keşfe çıkmış bir yolcu gibi hissediyorum ve yol arkadaşlarımdan birinin Don Quijote olması benim için büyük bir şans. Hayat göründüğünden fazladır, yolculuğumuz eksik olanın arayışıyla ölene kadar devam eder.

Efendimiz, Dulcina del Tobos’un aristokrat bir ailenin güzel kızı olduğuna inanıyor, kıskanıyorum onu, çünkü sevdiğinin mükemmel olduğuna inanmak bir mucize ve mucizeler ancak bir büyünün etkisiyle inanca dönüşüyor. Aşka düştüğünde mantığını kaybeden ve duygularının kölesi olan kişi, her şeyin görünmez bir el tarafından değiştirildiğini fark etmezse, gereksiz ve büyük acılar çeker. Aşkın kara büyüsü düşüncelerimi esareti altına almakla kalmamış, mantığımı da acımasızca efsunlamıştı.

Kitabı okudukça gergin yüz kaslarım rahatlıyor, zihnimde bir aydınlanma gerçekleşiyordu. Dolmuşta, otobüste, kafede ve derslerde, bazen de yürürken elimden düşürmeden okuyorum. Arada güldüğümü, hatta kahkaha attığımı gören arkadaşlarım, sonunda kafayı yediğimi düşündüler, böylece Mahzun Yüzlü Şövalye’mle baş başa bıraktılar beni.

don quijote

Gezgin şövalyelik o günlerde geçerliliğini yitiren ama asilzademizin yaşatmaya çalıştığı eski bir askeri kurum. Amacı bakireleri ve dulları korumak, yetim ve muhtaçlara yardım etmek. Cervantes böylesine gerici bir kurum üzerinden, toplumun değişen değer yargılarını, çöküntüye uğrayan ahlakını, Rönesans’ın dönüştürdüğü Avrupa ve feodalite eleştirisini bir delinin üzerinden ironik bir dille anlatıyor. Engizisyon mahkemelerinin insanları diri diri yaktığı o günlerde bunu başka türlü vermek mümkün değildi. Don Quijote birilerini öldürse suçlu sayılmaz, dedirtiyor hancıya, bunu birçok yerde belirtiyor, çünkü deli.

Kralın adamları tarafından kadırgalara götürülen mahkûmlarına, “Tanrı’nın ve tabiatın özgür yarattığı kimseleri köle yapmak, bana çok ağır geliyor,” der ve mahkûmları özgürlüğüne kavuşturur. Oysa birçok konuşmasında amacının krala hizmet olduğunu söylüyor, ama kralın, mantığına uymayan uygulamalarına başkaldırıyor, çünkü aklında, olması gereken ve olduğunu varsaydığı eşitlik ve özgürlük kavramı toplum gerçekleriyle uyuşmuyor. Kendi doğrularını uygulamaya kalkıyor ve çatışma çıkıyor. Bu da onu, birçok ideolojinin kahramanı yaptı. Yaşadığı hayatla düşünü kurduğu hayat birbirinden farklı. Hayatı gördüğü şekliyle değil, düşünceleriyle, sıra dışı mantığı, kafasına doldurduğu şövalye kitaplarıyla algılıyor. Herkesçe kabul gören gerçekler onu ilgilendirmiyor, o kendi gerçeğini yaratmış.

Zamanla asilzademizle silahtarının yaşadığı sıra dışı maceralarından dolayı ünleri İspanya’nın dört bir yanından duyulur. Kendilerine eğlence arayan dük ve düşes onları şatolarına davet eder. Efendimiz şatoda bir şövalye gibi karşılanır, hatta Sancho kısa süreliğine, dük ve düşesin kurguladığı oyunda vali olur. Günlerce çeşitli oyunlarla alaya alınan Don Quijote sonunda düelloya davet edilir. Kaybederse evine, köyüne dönecektir. Karşısındaki güçlü kuvvetli biridir ve efendimiz yenilir, söz verdiği gibi, evinin yolunu tutar. Kabullenmekte zorlandığı bu ağır yenilgiden dolayı onuru zedelenir, hasta olur, üç gün acı çektikten sonra ölür. Oysa yel değirmenlerinin dev kanatlarına mızrağıyla saldırırken yaralandı, ama yenilmedi, yediği onca dayağa rağmen hep ayağa kalktı, hep savaştı, korku nedir bilmedi. Feodalitenin temsilcisi dük ve düşesin efendimizden daha akıllı olmadığını, aralarında kurulan yüzeysel ilişkiyi ince mizah yeteneğiyle bize aktaran Cervantes’ten öğreniyoruz. Efendimiz kendisine oynanan bu çirkin oyunu kaybetmiş gibi görünse de zaman onun kazandığını, feodalitenin kaybettiğini gösterdi bize.

Kitabın hüzünlü sonlarında Sancho’yla tartıştım, hatta Don Quijote’nin, dük ile düşesin saygısız, kurnaz, alaycı ve kibirli davranışları karşısında sessiz kalmasına sinirlendim. Bazen kitabı kapayıp Don Quijote’yle konuştum. Efendimizin yaşadığı, gördüğü ya da düşündüğü hiçbir şey bana absürd gelmiyordu.

Zamanla Efendimiz Don Quijote hakkında yazılanları farklı kaynaklarda okudukça kitaba hayran birçok büyük yazar olduğunu öğrendim. Mesela Faulkner’in dönüp dolaştığı ve hayatında hep yeni baştan okuduğu üç kitaptan biri. Hatıra Defteri’nde Don Quijote’den daha derin ve etkileyici bir kitap olmadığından söz eden Dostoyevski, “İnsan düşüncesinin en son ve en büyük sözü, insanın ifade edebileceği en acı ironi,” olarak değerlendiriyor romanı.

Cervantes, Don Quijote’yi yazarken ardı sıra gelen yazarları ve birçok okuru etkileyeceğini bilmiyordu elbette. Romanda kullanılan birbirinden farklı yazım teknikleri günümüzde birçok yazar tarafından hâlâ kullanılmakta. Romanın önsüzüne, “Aylak okur: zihnin, düşünülebilecek en güzel, en zarif, en akıllıca ürün olmasını isterdim; buna yeminsiz inanabilirsin.” diye yazdı Cervantes, kanımca dileği kabul oldu.

don quijote

Yıllar sonra okuduğum Budala Prens Mişkin’de, otoriteye başkaldıran Mc Murpy’de Don Quijote’yla karşılaştım. Amerikan militarizminin kalbine bıçak gibi saplanan ve yayımlandığı yıl İncil’den çok satan Madde 22’ye ne demeli, savaştan kaytarmak için deli olduğunu ispatlamaya çalışan Yossarian’i nereye koyardım eğer Don Quijote’den bihaber olsaydım. Toole’un intiharıyla geride bıraktığı Alıklar Birliği’nin toplumla paralel yaşayan kahramanı Ignatus da bir Don Quijote. Dış dünya ile arasına kitaplardan duvarlar ören Peter Kien’in gerçek hayat denilen ucube yaşam karşısında Körleşme’si; Bekçi Murtaza, Selim Işık ve saymakla bitiremeyeceğim niceleri. Tamamı pikaresk roman türünün tutunamayan kahramanları olarak kendilerine edebiyat dünyasında yer edindiler. Hepsini çok sevdim, maceralarını okurken eğlendim, üzüldüm, bilgilendim, onlarla bütünleştim, bazen farkında olmadan onlar gibi davrandım. Dile dökemediğim düşüncelerim onlarda hayat buldu. Bunca yersiz yurtsuz kahramanla yaşanan bir hayatta yerimin olmayacağını biliyorum, tek korkum, zamanla beynimin kuruması, delirmek sorun değil.

Genel kanıya göre gerçeklikle bağını koparanlar deli olarak tanımlanıyor. Don Quijote bir deli, onun ayak izlerini takip eden bütün kitap kahramanları deli, ama aklı başında okur bu delilerin peşinden ayrılmıyor, onların hayatını merak ediyor, onları seviyor, düşüncelerini benimsiyor ve onların etkisinde kalıyor. Bu durumda akıllı kim ya da delilik bu işin neresinde diye düşünmemek elde değil. TDK sözlüğünde donkişotluk, gereksiz kahramanlık olarak açıklanıyor, yanlış. Böylesine etkin ama gereksiz görülen kahramanların kültür dünyasında ve okurda yarattığı değişimler yüzyıllardır bilinen gerçeklerden.

Fırsat buldukça hep yeni baştan okuyacağım eğlenceli, komik, hüzünlü; felsefi, psikolojik, sosyolojik ve bir zihni her yönden doyuran ender kitaplardan biridir Don Quijote. Birçok sanat eserinde, tiyatro oyununda, sinema filminde, hayatla ilişkisine aldırmayan bir delinin akılcı konuşmasında, aklı başında birinin delice davranışlarında ya da Nâzım Hikmet’in bir şiirinde Efendimiz Don Quijote varlığını sürdürüyor. 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR