Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Ekim 2023

Kültür Sanat

Leonora Carrington’ın Tarot Kartları

Fulya Kılınçarslan

Paylaş

3

1


Sürrealizmde hayvanlar genellikle gizemi ve başkalaşımı temsil eder. Kişinin gözlerini arka planda kalmış olana, tekinsize, düşünce süreçlerinin evcilleştirilmesinden kurtulmuş olana açarlar.

Sürrealizm alanının önde gelen akademisyenleri bile yakın bir zamana kadar Leonora Carrington’ın kendi tasarlamış olduğu tarot destesinden bihaberdi. Carrington’ın 1955 yılında hazırladığı desteyi ortaya çıkaran, 2018 yılında Mexico City’deki Museo de Arte Moderno’da gerçekleştirilecek olan Carrington retrospektifi için araştırma yapan küratör Tere Arcq oldu. Carrington, tarot destelerinde Majör Arkana olarak bilinen ilk yirmi iki kartlık seriyi dikdörtgen biçiminde kestiği ahşap tablalara yağlı boyayla uygulamış ve kendi dünyasını yansıtacak biçimde yeniden yorumladığı figürlerin etrafını gümüş ya da altın varakla süslemişti.

İçlerinde en bilineni Rider Waite ve Marseille destesi olan tarot kartları sanatçılar için her zaman ilgi çekici bir konu olmuştur. Rider Waite destesinde yer alan illüstrasyonlar çok yönlü sembollerden oluşur ve geleneksel tarot yaklaşımına göre İbrani alfabesindeki yirmi iki harfe tekabül eden bu ilk yirmi iki kart aynı zamanda Kabala yazınının önemli bir parçası olan Hayat Ağacı’ndaki yirmi iki yolu temsil eder. Carl Gustave Jung, 1933 yılında vermiş olduğu bir seminer esnasında tarot kartlarından bahsetmiş ve Majör Arkana üzerinde yer alan illüstrasyonların aslında psikolojik birer imge olduğunu belirtmiştir. Jung’a göre kartları belli bir kurala bağlı kalmaksızın bir araya getirmek bilinçdışının ulaşılamazmış gibi görünen içeriğiyle oynamaya benzer. Zihinsel süreçlerle simya arasında paralellik kuran Jung, çift cinsiyetli olduğunu söylediği Şeytan figürü üzerinde durur ve simyada altını imleyen bu arketipin zıtların birleşimini içerdiği için Hristiyan zihniyetine şeytani bir varlık ya da yasaklı eylemler olarak yansıdığını belirtir.

Leonora Carrington in Mexico City, 1998

Dolayısıyla muhtemelen Leonora Carrington da bilinçdışı imgelerini kendi tasarlamış olduğu bu desteye yansıttı. 1917 yılında Lancashire’da aristokrat bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Carrington, küçük yaşlardan itibaren kendisine bir gereklilik olarak dayatılan her şeye karşı geldi. Levitasyonu, yani havaya yükselmeyi öğrenmeye çalıştı, Kelt folklorunu özümsedi, atlarla ruhani dostluklar kurarken iki kez manastır okulundan atıldı ve sosyete takdim edilmek gibi gelenekleri olabildiğince küçümsedi:

“Cemiyete takdim edileceğim dönemde sık sık hayvanat bahçesine giderdim. O kadar sık gidiyordum ki, hayvanları benle aynı yaştaki kızlardan daha iyi tanıyordum. Bulunduğum dünyadan kaçmak için soluğu hayvanat bahçesinde alıyordum her gün. En iyi tanıdığım hayvan genç bir dişi sırtlandı. O da beni tanıyordu. Son derece zekiydi; ona Fransızca öğrettim, karşılığında o da bana kendi dilini. (…) Mayısın birinde annem benim için balo düzenleyecekti. Geceler boyu acı çektim; balolardan hep nefret etmiştim, özellikle de benim onuruma düzenlenenlerden. (…) Aklıma cüretkâr bir fikir geldi, az kalsın gülecektim. ‘Benim yerime gidebilirsin,’ dedim sırtlana.” (Leonora Carrington, Korku Evi – Yedinci At / Bütün Öyküleri, Notos Kitap, Çev. Begüm Kovulmaz, 2020)

Sürrealizmde hayvanlar genellikle gizemi ve başkalaşımı temsil eder. Kişinin gözlerini arka planda kalmış olana, tekinsize, düşünce süreçlerinin evcilleştirilmesinden kurtulmuş olana açarlar. Bu yüzden sürrealizmin ve dolayısıyla Leonora’nın hayvanları – ister yazılmış ister çizilmiş olsunlar – insan aklını hem düşüncenin hem de eylemin merkezine yerleştiren Aydınlanma ile uyumsuzluk içindedirler. Rasyonalitenin egemenliğini ilan ettiği bir çağda yaşayan ama öte yandan değişim karşısında direnç gösteren İngiliz aristokrasisinin gelenekleriyle mücadele etmek zorunda kalan Leonora rasyonel düşünce kadar kilise temelli geleneksel düşüncenin de kabullenemediği fikirleri kimi zaman görkemli bir tavus kuşunun suretine yansıttı kimi zamansa bilge bir boğanın sözlerine. Çok küçük yaşlardan beri okültizme ilgi duyan ve zaten Kelt peri masallarıyla çevrili bir ortamda büyüyen Carrington’ın simyaya olan hayranlığıysa resim eğitimi aldığı dönemlerde başladı. Londra’da sanat öğrencisiyken Max Ernst ile tanışan ve onunla birlikte Paris’e taşınan Carrington kendi yaratıcılığını aldığı eğitime yansıttı ve kısa süre içerisinde sürrealist akımın önemli isimlerinden biri haline geldi. 1942 yılında Meksika’ya taşındığında astroloji, simya, Kabala, mitoloji, büyü ve tarot konularında epey bilgi sahibiydi. Nitekim bu alana ola ilgisi sayesinde de Remedios Varo, Octavio Paz, Alejandro Jodorowsky ve María Félix gibi isimlerle tanıştı.

Aberth ve Arcq’a göre Carrington’ın tarot sembolizminin özünde “dönüşüm ve başkalaşım” fikri yatar. Sürrealizm dolayısıyla hayvan sembolizmine olan yakınlığı, okült ilimlere olan merakıyla birleşmiş ve çalışmalarının çoğuna nüfuz eden bu harmoni kendisini tarot kartlarında da göstermiştir.  Carrington’ın destesinde mavi-beyaz bir Budala portresinden hamile ve dağınık saçlı yeşil bir İmparatoriçeye kadar kobalt ya da lapis gibi dolgun tonlar üzerine resmedilmiş, çoğunluğu androjen figürler bulunur. Yirmi kartın tamamının orijinal boyutlu görsellerini içeren ve sanat tarihçisi Susan Aberth ile Carrington’ın oğlu Gabriel’in katkılarıyla hazırlanan “The Tarot of Leonora Carrington” isimli kitap, sadece görselleri içermekle kalmaz aynı zamanda sanatçının biyografisinden ve resimlerinde kullandığı sembolizmden yola çıkarak farklı bir okuma deneyimi sunar. Örneğin standart destedeki Savaş Arabası kartında, sırtları birbirine dönük bir biçimde oturan iki sfenks figürü yer alır. Carrington ise zemin yerleştirdiği iki dişi yaratığı yüz yüze resmede ve bir kalple birbirine bağlar. Susan Aberth’e göre bu tarz seçimler sanatçının feminist harekete olan katkılarının yanı sıra okültizmde önemli bir konu olan Tanrıça kültüne olan sevgisini ve dişil iş birliğinden doğan gücü temsil eder.

100%

Fulgur Press tarafından 2021 yılında yayımlanan kitapta Gabriel Weisz Carrington, kartların tasarlanması esnasında bizzat tanık olduğu süreci hikâye anlatır gibi aktarırken yazarlar Aberth ve Arcq  da çeşitli yorumlarıyla Carrington’ın dünya algısına dair önemli açıklamalar yaparlar: 

Leonora derinlikli seyahatler peşinde koşan durmak nedir bilmez bir gezgindi. Amacı paramparça olmuş bir dünyayı onarmak ve bunu yaparken karşılaştığı imgeleri gün yüzüne çıkarmaktı. Sezgi yoluyla keşfettiği dolambaçlı yollarda karşısına “I Ching veya Değişimler Kitabı” çıktı. Kendi değişim örüntüsüne ulaşmak için kendi oyduğu ahşap heksagramlarla çalıştı. Aynı zamanda kehanet, büyü ve meditasyon gibi farklı yollara da başvurdu, zira bunların tümü onun kendi seyrüsefer aygıtlarına eklemlenmiş, onu sürekli zihnin yabani doğasına fırlatan karmaşık bir mental vasıtanın bileşenleri haline gelmişlerdi. Yine de içlerinden tarotu seçti – ve merkezinde Bohemyalıların ya da çingenelerin olduğu bütün o egzotik efsaneleri. 

Annemin, durmaksızın her şeyi sorgulayan bir zihni vardı. Odasındaki raflardan İsviçreli okültist Oswald Wirth’ün Le tarot des imagiers du Moyen Age kitabını çekip aldı, “Kartomansinin en mühim aygıtı bu,” dedikten sonra sanki bir rüyadaymışçasına tarot kartlarını yan yana dizdi: “Büyücü, Aziz, Azize, İmparatoriçe, Aşıklar…”

“Biliyor musun, kendi tarot destemi tasarlayabilirim.”

“Müthiş bir fikir.”

Ardından başka bir kitabı işaret etti. “Savaş Arabası, baksana Edward Waite ne demiş; bu soylu figür esareti esir alır – o, zihin ya da bilim fark etmez, inisiyasyonun belli seviyelerinde bütün düzlemleri fetheder. Savaş Arabası, iki sfenks tarafından çekilir.” O an heyecanını hissedebiliyordum, içinde bulunduğu ruh hali kesinlikle bir sonraki projesini yönlendirecekti.

Ertesi sabah sanat malzemeleri sanat yakınlardaki bir dükkâna gittik ve kâfi miktarda mukavva aldık. Birkaç gün sonra stüdyosuna girdiğimde çalışma masasında açık bırakılmış bir tarot kitabı gördüm. Bu, Papus tarafından yazılmış Bohemlerin Tarotu’ydu. Sekizinci kartı, Adalet kartını görebiliyordum. Yalnızca adaletin simgesi değil, aynı zamanda “dengeydi, insan eserleriyle o eserlerin Doğa tarafından yıkımı arasında kurulan denge.”

Stüdyoya girdiğimde Leonora’ya bu kartı sordum; zira o her zaman insanların Doğaya saygı duymadığını düşünürdü. “Bu yoruma katılıyorum,” dedim, “ama sence de içsel doğanın inkârına işaret etmiyor mu?”

“Pekâla, birini diğerinden ayıramazsın, zihnin ve doğa birbiriyle iç içedir.” Sonraki aylarda her birini dikkatlice kesip boyutlandırdığı ve ardından Kurşun Beyazı ile kapladığı yirmi iki kart hazırladı. “Pürüzsüz bir yüzey istiyorum,” diye açıkladı çalışırken, “bu beyaz boyayı sürüp kâğıdı kurumaya bırakacağım. Böylece bütün gözenekler eşitlenmiş ve çizim için hepsi hazır olmuş olacak.”

Oswald Wirth, Arthur Edward Waite, Papus… Tarot üzerine öyle çok araştırma yaptı ki, bu isimler içlerinden sadece birkaçı. Ama yine de kartlara kendi yaratıcılığını yansıttı. Mesela destedeki on ikinci kart; Waite’in destesinde Asılmış Adam figürünün başının etrafında bir ışık halesi bulunur. Leonora’nın çizimindeyse altın bir miğfer. Büyük Arkana serisinin bu kartı, Papus’un da belirttiği gibi, “esneyen, uzayan, yükselen, tıpkı bir kol gibi açılan ve genişleme gösteren bir devinimi simgeler.”

Zamanlaması gerçekten mükemmeldi. Şimdi onun kendi yorumuyla yeni baştan tasarladığı bu kartlara bakıp hayran olabiliriz. Büyük Arkana olarak bilinen yirmi iki kartlık ilk serinin hazırlıklarını yaptığı sırada Leonora, kartlara ilişkin bulabildiği en eski referansın 1332 yılına ait olduğunu söylemişti. Daha sonra Bill Butler’ın Tarot Sözlüğü’ne baktığımda da aynı bilgi karşıma çıktı – deste, XI. Alfonse tarafından yasaklanmış. Farklı yorumculara ait pek çok tarot kitabını kapsayan bilinçli araştırması, bilinçüstüyle birleşerek yaratıcı kişiliğini serbest bıraktı. Leonora tarot kartlarını, bir zamanlar Breton’un “konvülsif güzellik” olarak adlandırdığı şeyle irtibata geçmek ve her bir figürün temsil ettiği örtülü anlamları keşfedebilmek için bir araç olarak kullandı. Çünkü Leonora için bütün bunların anlamı tarot kartlarının sembolik tezahürlerinden yola çıkarak onları kolektif bilinçdışındaki sürrealist nesnelerle eşleştirmek ve içlerinden kendine en yakın olanı seçip çıkarmaktı. Büyük Arkana’nın geleneksel anlatısını hem kolektif bilinçdışıyla hem de kendi bilinçaltıyla harmanlayarak yeniden yarattığı figürlerle yirmi iki kartın her birinde etkileyici birer anlatı oluşturdu. Zira tarot, özünde kehanet amaçlı bir gelenek değildir. Kartlara başvurmak demek aslında rasyonalitenin ulaşamadığı alanlara ulaşmaktır ve bu bilinçaltı deneyim bir bakıma kişiye beden dışı bir deneyim sunar: rasyonel olandan, bedensel olandan özgürleşmek ve bilinçdışı alanlara seyahat etmek.

YORUMLAR

Figen Uğur Dölek

İskambil falı ile tarotların simgesel yorumlarına ilişkin uçsuz bucaksız kaynakçaya gelince: Gerçi bu kaynakçayı yeterince gözden geçirdim, ancak çalışmamın üzerinde çok büyük bir etkisi olduğunu sanmıyorum. Her şeyden çok, tarotlara dikkatle, onların ne olduğunu bilmeyen birisinin gözüyle bakmaya, bu kâğıtların ima ettiği ve çağrıştırdığı şeyleri çıkarmaya ve onları imgesel bir ikonolojiye göre yorumlamaya çalıştım. Kesişen Yazgılar Şatosu – Italo Calvino, Ekim 1973

10 Ekim 2023

Öne Çıkanlar

Yıkanma Sanatı: Banyo Yapan Figürlerin..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gizem Arman

9 Aralık 2025

Özgürleştirici Bir Deneyim Olarak Kita..

Bazen hem okuru hem yazarı tarafından bırakılan en anlamlı miras, bazen bir kırılma anında tutunacak dal, bazen daha başlığıyla bile teselli eden bir dosttur kitap.“Kitap okudukça sıkıntım dağılıyor, ciğerlerim oksijenle doluyordu ..

Devamı..

Carver Bowlby ile Tanışmış mıydı?

Nurhan Şahinkaya

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024