Hüseyin. On beşinde. Babadan kalma eskici arabasıyla dünyanın üzerine üzerine yürüyor. Heybesine kattıkları tenine işliyor. Ter olup akıyor alnından. Eşyadaki yaşamın izleriyle büyüyor. Kaybediyor çocukluğunu. Saçı ağarıyor. Sakalı uzuyor. Sırtı göğe bakıyor. Çocuklar takılıyor peşine. “Dede, beni de alsana arabana!” diyor içlerinden biri. Çocuğun yeteri kadar eskimediğini düşünüyor, devam ediyor yoluna. Gün sükûta ererken Hüseyin beşerin en yaşlısı oluveriyor. Gözleri sanki kalü belâdan beri açık.
Bugün de eşyadan kurtulmalı. Hayat bu. Karnın boşken bir nefes aldın mı ondan bulandırır içindeki seni. Kusarsın. Yere saçılır özün, terk ettiğin derdin.
Hüseyin, topladığı izleri beş paraya satıyor. Ekmek parası. Yaradılışın ederi bu. Yüzünde yeniden on beş yaş tüyleri beliriyor. Islık çala çala tutuyor mahallesinin yolunu. Arkadaşları parkın orada top oynuyordur şimdi. Biraz izler onları. Bir de Niğde gazozu açtı mı, değmeyin keyfine.