Edward Hopper'ı Anlamak

Edward Hopper'ı Anlamak


Twitter'da Paylaş
0

Deborah Lyons’un dediğine göre, “Hopper’ın eserlerinin detaylardan arınmış basitliği, kendi yaşamlarımızın ayrıntılarını onun eserlerine yansıtmamıza olanak veriyor.”

Edward Hopper’ın çoğu kez yalnızlıkla bağdaştırılan eseri Nighthawks (Gece Kuşları, 1942) tuhaf biçimde etkileyici. 7/24 açık lokantadaki incecik tezgâhın etrafında omuzları çökük şahıslar tek başlarına oturuyor. Yukardan gelen parlak ışık, terk edilmiş kaldırımın üstünde gölge oyunu oynarken lokantanın kıvrımlı camı, vitrindeki desenlerle kesişiyor. Ünlü resim, sonsuz olanakları ve kaçınılmaz başarısızlıkları içinde barındıran şehir hayatının melankolik romantizmini yakalayan bir anlatımı gözler önüne seriyor.

Nighthawks (Gece Kuşları) eseri, birçok yönüyle Hopper’ın sinemadan beslenen röntgenci bakış açısını, ışık ve gölgenin dramatik etkileşimiyle tanınan tarzını ve yol üstü lokantaları, benzin istasyonları, oteller gibi kentsel alanlarda yaşayan başıboş insanları yansıtır. Alain de Button onun için, “Hopper, evlerin ve ofislerin dışında kalan binaları, yani dünyadan soyutlanmış “geçiş” mekanlarını konu alan sanat okulunun babasıdır,” demiştir.

Sanatçının eserleri, ülkenin hızlı değişimlere uğradığı ve geliştiği, kaygı ve kopukluk durumlarının da bir o kadar arttığı Amerika’nın savaş sonrası dönemindeki durumuyla ayrılamaz hâle geldi. Hopper’ın resimleri Alfred Hitchcock, Mark Rothko ve Ed Ruscha gibi önemli isimleri etkiledi. Ancak sanatçı, Aschcan School’un önde gelen isimlerinden Robert Henri tarafından yetiştirilmesine ve ondan etkilenmesine rağmen resimleriyle eşleştirilen düşünceleri, yani resimlerinin Amerikan halkını tasvir ettiği söylentisini reddetti. Hopper bir keresinde, “American Scene ressamlarının Amerika’yı karikatürize ettiğini düşünüyorum. Hep bunu yapmak istemişimdir,” dedi.

Hopper, eserlerinin Amerikan estetiğini yansıtmaktan daha fazlasını yaptığını düşünüyordu. Onlar, ressamın tarifiyle “içsel deneyimin” dışa vurulmuş haliydi. Bu tasvire göre onun yapıtları, hayali yerleri betimlese de iç dünyasını dışa yansıtan, anlaşılması zor bir sanatçının psikolojik portresini çizer. Karısı onun hakkında şöyle der: “Eddie ile konuşmak, kuyuya taş atmak gibidir. Ancak atılan taş dibe vurduğunda ses çıkarmaz.” Hopper’ın birçok eseri, sorunlu ilişkileri yansıtır. Resimlerdeki çiftler, aynı mekânı paylaşsa da başka dünyalara aitmiş gibi dururlar.

intermission

Toplumdan kopan genç, kendi sesini keşfediyor

Hopper’ın çekingen yapısı, New York’taki Hudson Nehri etrafında geçirdiği çocukluğuna dayanıyor. 1882’de Nyack kasabasında, Hollanda kökenli orta sınıf bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Yerel bir dükkânı işleten babası Garrett, edebiyat tutkunuydu. Annesi Elizabeth ise sanat meraklısıydı. Oğullarının yeteneklerini erkenden keşfedip onun sanata olan ilgisini teşvik ettiler. Hopper daha 10 yaşındayken resimlerine imza atmaya başlamıştı.

Utangaç bir genç olan Hopper, kendini okumaya ve resim çizmeye verdi. Hatta bazı resimlerinde kendi fiziğiyle dalga geçti. Ancak Hopper’ın yeteneği, kariyer hedeflerinin yüksek olmasına sebep oldu. Liseden mezun olduğu 1899 yılında Hopper, kendini kep ve cüppe içinde diplomasını tutarken, üzerinde “FAME” yazan uzaklardaki bir dağa yürürken resmetti. Mürekkeple çizilen bu resimde, gelecek kaygısını resmin altına yazdığı “Soğuk dünyada tek başına” kelimeleriyle ifade etti.

Lisenin ardından kısa bir süreliğine illüstrasyon okuluna gitti. Gail Levin, Edward Hopper: An Intimate Biography kitabında Hopper’ın burada geçirdiği dönemin onun için önemli bir deneyim olduğunu ve ona, ticari işlerin hiç de ona göre olmadığını öğrettiğini söylüyor. Daha sonraları New York Sanat Okulu’na geçip sanatı hayata bağlamanın ve sanatta duyguları ifade etmenin önemini vurgulayan Henri’nin öğrencisi oldu. Çok başarılı bir öğrenciydi. Bir reklam firmasında işe başlamadan ve Paris’e seyahat etmeden önce beş yıldan fazla zamanını bu okulda geçirdi.

24 yaşındaki Hopper, yurtdışındaki ilk yolculuğunda Edouard Manet ve Edgar Degas’a ait eserleri inceledi. Özellikle Degas, röntgenci bakış açısıyla ona hitap etti. Amsterdam’da ise Rembrandt’ın The Night Watch (Gece Nöbeti, 1642) tablosunun güçlü ışıklandırma tekniğinden etkilendi. Bu etkiler, Hopper’ın film ve sahne efektlerine olan ilgisiyle birleşip çalışmalarında kendilerini gösterdi. Dramatik aydınlatma tekniğini ustaca kullanarak resimlerindeki bireylerin karmaşık ruhsal durumlarını yansıttı. Örneğin, son eserlerinden biri olan Intermission’da (Perde Arası, 1963) görünürde boş olan sinema salonunda bir kadın tek başına oturuyor. Dalgın, aşağı bakan gözleri, solunda bulunan gölge tarafından yansıtılıyor. Sahnenin perdelerinin ufak bir kısmı çerçevenin sağ tarafında görünüyor. Kadının filmin devamını mı yoksa başka bir olayı mı beklediği, resme bakanın hayal gücüne bırakılmış. Odanın durgunluğu ve sahnenin sessiz gerilimi, olaylar arasındaki zamanı ve bireyin düşünceleriyle baş başa kalışını ifade ediyor. Sanatçı hakkındaki makalesinde Küratör Sheena Wagstaff, eleştirmen John Hollander’ın öne sürdüğü düşünceye dikkat çekiyor. Bu fikre göre, odanın içinde oynayan ışık, insan aklının içindeki düşünceleri sembol eden bir metafor görevi görüyor. Hopper’ın eserleri, hayali konuları sanatçının aklıyla buluşturmasıyla bu metafora benziyor.

hoppersKarısı ile.

Çalkantılı ama başarıya yol açan evliliği

Hopper’ın eserlerinden biri, 1913’te efsanevi Armory Show’da satılmış olsa da sanatçının başka bir resim satması yıllarını aldı. Whitney Studio Kulübü’nün kurucusu Gertrude Vanderbilt Whitney, 1920’de sanatçının ilk kişisel sergisini açmasını sağladı, ancak eserlerinin hiçbiri satılmadı. 1924’te 44 yaşındayken New York Frank K.M. Rehn Galerisi’ne girdi. İkinci kişisel sergisindeki çalışmalarının hepsi satıldı. Bunun üzerine Hopper ticari değeri olan işler yapmaktan vazgeçti. Aynı yıl, sanatçı olan karısı Josephine ile evlendi. Ün salmış fırtınalı ilişkileri boyunca Jo Hopper, sanatçının resimlerinin çoğuna ilham vermekle kalmayıp Hopper’ı teşvik etti ve sanatçının imajını şekillendirmeye yardımcı oldu. Jo, günlüğünde kocasının içedönük yapısından bahsetti. Kocasının eserlerini, sergilerini ve resimlerinin satışlarını günlüğüne not etti.

Hopper’ın Frank K.M. Rehn Galerisi’nde elde ettiği başarı, iyi haberlerin başlangıcıydı. 1930’da House by the Railroad (Demiryolundaki Ev, 1925) adlı eseri, Modern Sanatlar Müzesi’ne giren ilk eseri oldu. Hopper, kariyerinde yükselirken karısının kariyeri önemini yitirmekteydi. Levin’e göre Jo Hopper, yalnızca bir eş ya da model değil, aynı zamanda “kendisinden daha yetenekli olan meslektaşını teşvik eden ve ona meydan okuyan entelektüel bir ressamdı.” Jo, Hopper’ın eserlerinde birçok şekilde karşımıza çıkar. Sık sık değişime uğrayan bir şov kızı, deniz kenarında hüzünlü bir figür ya da bir sinemadır kadın. Hopper’ın kadın figürleri, cinselliğe dair endişeleri ortaya çıkarttı ve birçok feminist okuma tarafından ele alındı. Excursion into Philosophy’de (Felsefeye Yolculuk, 1959) sırtını çıplak kadın bedenine dönmüş oturmakta olan adamın yanında bir felsefe kitabı duruyor. Kamburunu çıkararak oturan bitkin adamın, bedensel zevkleri tatmin edici bulmadığı anlaşılıyor. Diğer eserlerde Hopper’ın kadın figürleri daha sempatik ve karmaşık. Örneğin A Woman in the Sun (Güneşte Kadın, 1961) eserinde Jo, güçlü ancak dünyadan bıkmış bir kadın olarak resmediliyor.

westernmotel

Hopper’ın mirası

Hopper’ın resimleri Amerika ile bağdaştırılsa da eserlerinin gergin enerjisiyle birleşen zengin anlatım, onun eserlerini zamansız kılıyor. Sanat tarihçisi Deborah Lyons’un dediğine göre, “Hopper’ın eserlerinin detaylardan arınmış basitliği, kendi yaşamlarımızın ayrıntılarını onun eserlerine yansıtmamıza olanak veriyor.” Hopper’ın bu denli meşhur olmasının sebebi, insan figürleriyle birleşen çizgi, renk ve ışık yoluyla elde edilen ruh hallerini resmedişindeki ustalığı. Western Motel (1957) sanatçının yeni tekniğini (figüratif ve soyut öğelerin birleşimi) gösteriyor. Bordo elbiseli kadın sade döşenmiş bir motelde oturuyor. Mavi-gri formlara bakan geniş pencere kadının etrafında bir çerçeve oluşturuyor. Yeşil arabanın burnu pencerenin dışında görünüyor ve kadının bavulu çerçevenin ön kısmında dik bir şekilde duruyor. Yolculuğa çıkmış bir kadın… Resim, Hopper’ın tablolarının birçok özelliğini taşıyor: Tek başına bir kadın ve nerde bulunduğu belli olmayan bir motel, yalnızlığın üretken doğasına dikkat çekiyor.

excursionExcursion into Philosophy (Felsefeye Yolculuk, 1959)

woman in sunA Woman in the Sun (Güneşte Kadın, 1961)

house-railroadHouse by the Railroad (Demiryolundaki Ev, 1925)

chop sueyChop Suey, 1929

tables for ladiesTables for Ladies (Hanımlar için Masalar, 1930)

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Artsy)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR