“‘Yeni albümünü dinleyip ağlamak için sabırsızlanıyorum,’ diyenlere, ‘Ağlatır mı bilemiyorum. Üzgünüm,’ diyorum.”
Son zamanlarda Mitski’nin adını çok duyuyordum ama onu dinlemekten bir süre kaçındım. Bir gün rastgele bir şarkısını açmamla birlikte bambaşka bir dünyada buldum kendimi: sözlerin dünyasında. Dinlediğim bir şey uzun süredir ilk defa beni heyecanlandırmıştı, biriyle paylaşma ihtiyacı duydum. Kardeşimin odasına koştum. “Ela,” dedim. “Mitski dinliyor musun?” “Yani, dinledim bir iki şarkısını,” dedi kardeşim. “Arkadaşlarım çok seviyor ama ben her zaman dinleyemiyorum. Şarkıları çok üzücü.”
Konuşmamızın son kısmı bana ilginç geldi. Mitski’nin tınısı melankoliye yatkın olabilir ama ben daha çok ifade şekillerinin büyüsüne kapılmıştım. Sonra merak ettim: Şarkılarını yazıp bestelerken dinleyicilerinin üzerinde böyle bir etkisi olacağını, depresif anlarında dinleyip düşüncelere dalacaklarını tahmin etmiş miydi? Müziğini hangi amaçla yaratıyordu? Daha doğrusu bir amacı var mıydı?
Aklımda bu sorularla Google’ı açtım, birkaç makaleye denk geldim. Mitski’yle ilgili yazılanlar genellikle şöyle başlıyor: Japon bir anne ve Amerikalı bir babanın çocuğu olan Mitski Miyawaki hayatı boyunca ebeveynlerinin işi nedeniyle birçok farklı ülkede yaşadı (hatta Ankara’da liseye gitmiş). Evde pek bulunmamasına rağmen şimdi Philadelphia'nın dışında yaşıyor. Pitchfork yazarı Matthew Schnipper’a göre, Mitski’nin “köksüzlüğü” ve beraberinde getirdiği yalnızlık, diğer her şeyin pahasına müziğe odaklanmasını sağlıyor. “Arkadaş bile edinemedim çünkü onlarla bir yıl sonra vedalaşacağımı biliyordum. Diğer herkes benim farklı ve tuhaf olduğumu düşünüyordu,” diyor Mitski. Mitski üniversitedeyken kaydettiği ilk iki albümü sırasıyla 2012 ve 2013 yıllarında kendi çabalarıyla yayınladı. 2014 yılında çıkan “Bury Me at Makeout Creek” albümüyle ünü dünyaya yayıldı.

Sözlerine gelecek olursak, çok az detayla bir ilişkiyi anlatabiliyor: yatağın üstündeki çoraplar, Austin esintisi… Bir de “Townie” şarkısındaki gibi çarpıcı mısralar süslüyor müziğini: “Balkondan bir beden kadar hızlı düşen bir aşk istiyorum. Kalbim yere çarpıyormuş gibi bir öpücük istiyorum.” (New Yorker) “Puberty 2” adlı albümünün ise Wikipedia “özlem, aşk, depresyon, yabancılaşma ve ırksal kimlik”le ilgili olduğunu söylüyor. Ama aslında Mitski’yle ilgili, hatta Mitski şarkılarının “başka biriyle yaşanan ilişkiyle ilgili olduğunu” düşünenlere şu cevabı veriyor: “Büyük bir sırrı ifşa ediyorum ancak şarkılarımın çoğu yalnızca müzikle, müziğin peşinden gitmekle ve onun tarafından sevildiğini hissetmekle ilgili. Şarkılarımda ‘sen’ diye hitap ettiğim şey, müzikle alakalı soyut düşünceler.” Schnipper’la buluşmasında ona söylediği gibi Mitski’nin müzikle çok derin bir ilişkisi var, müzik onun için hayatına aldığı – ya da alamadığı – insanlardan önce geliyor: “Müzik yapmaya devam edebilmek için kendim de dâhil olmak üzere her şeyi ihmal edeceğim. Bu bazen gerçekten canımı yaksa bile, müzisyen olduğum sürece hiçbir şeyin önemi yok.”
Mitski, dinleyicilerin “fazla anlam” çıkarmaya çalıştığı şarkılarının, düşündüklerinden daha basit olduğunu söylüyor. Örneğin hâlâ listelerin başını çeken, “kültürel farklılıkların engel olduğu bir ilişkiyi” anlattığı, Asyalı kadınların çoğunlukla görünmez kılındığı, hatta bazen metalaştırıldığı müzik endüstrisine baş kaldırdığı düşünülen şarkısı “Your Best American Girl” Mitski’ye göre bir aşk şarkısından ibaret. “Şarkıyı yazarken bu tarz düşünceler yoktu aklımda,” diyor Mitski. “Bir mesaj göndermeye çalışmıyordum. Yalnızca âşıktım.”
“İnsanlar bana gelip, ‘Şarkılarını dinleyip ağlıyorum, şarkıların günlük gibi, kulağa çok kişisel geliyor,’ dediğinde rahatsız oluyorum. Evet, kişiseller ama bu [tutum] çok cinsiyetçi. Kimse, ‘Ah, belki de o bir şarkı yazarıdır ve bunu bir sanat eseri olarak yazdı,’ demiyor.”
“Be the Cowboy” incelemeleri de Mitski’nin şarkılarının amacının yanlış anlaşıldığını gösteriyor. Albüm, Mitski’nin “cinsiyet hakkındaki düşünceleri” olarak yorumlandı, Billboard yazarlarından biri “Me and My Husband”ın dinleyicileri Mitski’nin “aşk hayatını düşünmeye davet ettiğini” öne sürdü. Bazıları “Two Slow Dancers”ı Mitski’nin arzularını dillendiren (ortaokulda hoşlandığı kişinin kollarında olmak) bir şarkı olarak tasvir etti. Ama Mitski’ye göre çoğu şarkısı müzik hakkında ve çoğunun anlamı, insanlar şarkılarını Mitski’nin hayatı göz önünde bulundurularak incelemeye devam ettiği sürece yitip gidiyor. Herkes tabii ki onun şarkılarını kendince yorumlamakta serbest ama Mitski’nin şarkılarını onun hayatına göre yorumlamak, bir romanı yalnızca yazarının gerçek hayatta başına gelenlerle yorumlamakla aynı şey; hayal gücünü öldürüyor. Mitski’nin müziği yalnızca melankolik mi? Niçin onu yalnızca ağlamak için dinlemeli? Rüyalarla örülü melodisini duyan kulaklar yok mu? Ya da sözlerinin aynı zamanda ne kadar güçlü olduğunu idrak eden beyinler? Sanırım şimdi aklımda yazıyı yazmaya başladığımdan daha çok soru var…
Kaynak:
https://www.newyorker.com/culture/culture-desk/the-misreading-of-mitski
https://pitchfork.com/features/profile/dont-cry-for-mitski/






