Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Mayıs 2018

Öykü

Mustafa Soyuer • Kaza Uykusu

Mustafa Soyuer

Paylaş

51

0


Oturduğun yerde uyuyakalmışsın. Tam uyandıracaktım. Halin içimi öyle bir burktu ki. Vazgeçtim uyandırmaktan. Altmış yılın değil de yüz elli yılın yorgunluğunu dinleniyordun sanki. Öylesine geçmiştin kendinden. Kıyamadım uyandırmaya. Karşına oturup uzun uzun seyrettim seni. Süt beyazı yazmanı taze gelinliğindeki gibi bürünmüşsün yine. Tek bir tel saçın görünmüyor. Beş kardeş, beş ağızdan sorduğumuz o iri memelerin, şimdi sıçan ölüsü gibi bağrına yapışmış. Yüzün, erkek yüzü gibi. Alnında, zamanın kamasıyla oyulmuş derin çentikler. Dudakların solgun solgun. Ama gözlerin... Gözlerin her şeye rağmen, hâlâ ela hâlâ çocuk. On altı yaşında bir çocukmuşsun, beşi bir yerde prangalara, burma bilezikten kelepçelere vurulduğunda. On yedi yaşında anne. Benim annem. Yani benim ablam, benim arkadaşım... Kadın diyorlardı sana, ama sen benden bile küçük bir çocuktun o zamanlar. Al yaşmağının altında sakladığın o çocuksu tebessümünü benden başka kimse görmüyordu. Evcilik oynuyordun hâlâ düşlerinde. Ben, içe içe geçirilmiş çoraplardan yapılma oyuncak bebeğindim senin. Bir oyuncak bebeği emzirir gibi emziriyordun beni. Kimseler bilmese de ben biliyordum, uykularından ip atlarken sıçrıyor, rüyalarında hâlâ beştaş oynuyordun. Biliyordum, bana oyunlar oynatırken benden daha çok sen eğleniyordun. Tiyatro dekorunu andıran o evde, horlanma rolü sana düşmüştü. Üç öğün, üç çeşit. Şarkı söylemek ayıp, ağız dolusu gülmek kabahatti orada. Büyüklerin yanında çocuğunu okşamak en büyük terbiyesizlik. Ama el ayak çekildiğinde ben uyurken öpücüğe boğardın yüzlerimi. Kimse göremezdi benden başka, yanaklarıma yapışmış öpücük izlerini. Büyüdük ikimiz de. Büyüklerin canı cehenneme! Bu ölümü bekler halin içimi burkuyor. Hadi kalk. Alacaklısın sen bu hayattan. Diren anacığım! Kirpiklerinle, gamzelerinle, ela gözlerinle diren. Sense hakkını aramak yerine, uyanıkken yaşayamadığını, uyurken kaza ediyorsun. Ve hiç kazaya bırakmadığın namazın. Sabrı çekiştirip durduğun tespihin kokulu püskülü. Sonra mırıldandığın dualar. Ellerini alabildiğine geniş açışın dua ederken... Bütün bir dünyayı tutuşun o yumuk avuçlarında. Barış, huzur, kardeşlik. Ve duanın içinde, utana sıkıla serçe parmağının ucunda ufacık bir yer de bana ayırışın. Ya kendin için? Sadece bağışlanmak. Biliyor musun, kızıyorum senin bir suçlu gibi ikide bir af dileyip durmana. Oysa hakikatte kimin, kimi affetmesi gerekiyor? Tanrı, ölümde eşitlemiş insanları yalnızca. Ölümü mutlaka tattırıyor herkese. Ama hayatı tattırmada aynı cömertliği göstermiyor. Herkes, onun belirlediği coğrafya da onun çizdiği kaderi yaşamaya mecbur. Coğrafya kadermiş, öyle diyorlar. Mesela benim anam, sen bu ortaçağ karanlığının ortasında değil de oralarda bir yerde doğsaydın... Yani Tanrı böyle isteseydi... Gerdeğe girdiğin yaşlarda, saçları çift örgülü liseli cici bir kız olmaz mıydın? Yeni yeni domurlanan göğüslerine şiirler biriktirdiğin süslü defterini bastırıp şarkılar söyleyerek geçmez miydin sokakları? Tanrısından çok kocasından korkan sen, yani benim annem, orada bir yerlerde doğmuş olsaydın babamla mı evlenirdin? Sırf yemek tuzlu olmuş diye bir yumrukta şişirebilir miydi gözlerini kocan? Etrafında kapkalın bir utanç morunun halkalandığı gözlerle bakmak zorunda kalır mıydın dünyaya? Rimellerle renk verirdin gözlerinin halkasına, rastık çekerdin incecik kaşlarına, allıkla daha bir kızartırdın gül yanaklarını. Pekâlâ, sanatla edebiyatla ilgilenebilirdin. Dünya klasiklerini aslından okur, Dostoyevski’den uzun uzun konuşabilirdin mesela. Bırak baba evine gidişinin yasak olmasını, seyahat özgürlüğünü sonuna kadar kullanıp dünyanın öbür ucuna kadar gidebilirdin. Rahmini söküp alan doktor, adını sorduğunda, adını unutan sen, yani benim annem, ihtişamlı bir İstanbul Türkçesiyle kelimelere hayal çektirebilirdin. Bunların hiçbiri olmasa bile, altmış seneyi bir ceza gibi alnına istiflemez, daha otuz beşinde kadınlıktan istifa etmezdin. Serin bir suya girer gibi, alışa alışa, usulcacık girerdin ihtiyarlığa. Ah annem! Sen oralarda bir yerlerde doğsaydın buradaki yerin boş mu kalacaktı sanki? Üç öğün, üç çeşit horlanan, sabrın en somut hali başka bir benzerin uyukluyor olacaktı şuan bu koltukta. Senin coğrafyan başkasının coğrafyası olacaktı, senin kaderini bir başkası yaşayacaktı. Ne değişecekti ki... Annem. Uyukluyor koltukta. Derin derin soluyor. Uyanıkken yaşayamadığı hayatı, uyurken kaza ediyor sanki. Yüzü, erkek yüzü gibi. Ama gözleri hâlâ ela hâlâ çocuk. Hâli içimi öyle burktu ki. Uyandırmaktan korkarak hafifçe sarstım omzundan: “Anne. Anne. Üşüyeceksin burada, hadi yatağına götüreyim seni.”
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ah Bu Şarkıların Gözü Kör OlsunÖmer Kaya
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Evrim Sayın

7 Mart 2025

Gizli Sihrinin Farkında mısın?

Kahramanımız bir şekilde ölümün uzak kıyısına düştüğüne göre tüm olağanüstülükleri birer birer anlatmaya başlayabilirim.Ölümün soğuk nefesine kapıları ardına kadar açan bir kitap... Aklından ölümden başka hiçbir şey geçmeyen bir kahraman... Bir gençlik kitabının bu sert..

Devamı..

Cesaret

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024