Babama, “Onu ben götürebilirim,” dedim, “koluna girerim, yavaş yavaş gideriz.”
“Olmaz,” dedi, “sana güvenemem, tek başına git. Neden onu da götürmek istiyorsun? Yoruldu kadın. Hem geç oldu.” Bahane. Gelmek istemiyor, hepsi bu.
“Nereden biliyorsun yorulduğunu, sordun mu?” Cevap vermiyor. Kanepede uzanmış, gözleri kapalı. Az sonra uykuya dalacak. Babaannemi de almadan çıkmak istemiyorum. Bir kerecik destek olur umuduyla anneme bakıyorum. Mutfağın tezgâhını ovalıyor. Birazdan evi çamaşır suyu kokusu sarmaya başlar. Sanki şu an yapılacak en önemli iş buymuş gibi bavulları bile açmadan temizliğe girişti. Bense plaj çantamı daha Ankara’dayken hazırladım. Pazarlığımı da en baştan yaptım. “Varır varmaz bizi sahile götüreceksin, ona göre.” “Tabii kızım,” dedi yola çıkmadan. Büyüklerin sözlerinden cayması ne kolay. Her defasında güvenme diyorum kendi kendime, ikisine de güvenme, sağları solları belli olmuyor işte. Koltuğun ucuna oturdum. İçime giydiğim mayo omuzlarımı acıtıyor.
Telefonu çalınca yattığı yerden kalktı. Sırtı dimdik, sesi yumuşak, “Buyurun efendim,” diyor, “vardık Namık Bey, her şey yolunda. Tabii efendim, ben size haber veririm.” Arayan patronu, yazlığın sahibi. İlk defa iki yıl önce gelmiştik. O zaman biz bozuk çeşmeleri, kırık fayansları onarınca gene verdi anahtarları. Bu sefer babaannemi de peşimizden sürükledik. Daha doğrusu ben sürükledim. Yol dedi, tansiyonum dedi, bu yaşta deniz mi olur dedi. Ama her defasında da, bilmem ki, diye bitirdi, ellerine uzun uzun bakarak, eteğindeki tüyleri toplayarak. Bizimkilere kalsa tekrar teklif etmeye gerek yok, sekseninde kadıncağız, gelmek istememesi normal. Konu açıldığında gözlerindeki heyecanı göremediler. Bense okul dönüşlerinde ona uğruyordum. Nefesim kesilene kadar konuşuyordum. “Denizi dalgasız, rüzgâr hafif, kum sıcak. Belki bacaklarına da iyi gelir. Ne olur geliversen?” “Topaç gibi dönme etrafımda deli kız, otur şöyle,” diyordu ama ağzından hayır çıkmıyordu. Şimdi de biliyorum, evde durmak istemiyor. Aralık dudaklarından, titreyen ellerinden anladım. Yoldayken tepelerden maviliği gördüğünden beri suskun.
Kapı aralandı, odadan küçük adımlarıyla çıktı, salonun ortasında durdu. Hasır çantasının içinde bir şey arıyor. Annem temizliği bıraktı, babam tekrar doğruldu. Üçümüz de onu izliyoruz. Üzerinde şile bezinden beyaz bir elbise, altında sabo terlikler. Bütün dolabını ezbere bilirim. Bunları daha önce görmedim. Belli ki pazara gitmiş, tatil için alışveriş yapmış. Eve gidince de aldıklarını denemiştir. Yeni kıyafet giyince aynanın karşısında bir sağa döner, bir sola. Ağır ağır. Boğazıma bir acı yerleşti, babaannemin arkasından bahçeye çıktım. Sandalyeye oturmuş, yazlıkların arasından görünen denize bakıyor. Ben de karşısına, çimenlere uzandım, limon ağacını seyrediyorum. İki yılda boy atmış. Bunu dikerken fotoğrafım var. Her sabah uyanınca bakarım. Elimde fide, yüzüm toprak içinde. Hemen yanındakinde sudan yeni çıkmışım, havluya sarınıyorum, bir başkasında güneşlenirken uyuyakalmışım, ağzımın suyu akmış. Hepsi odamın duvarlarında asılı. Gene buradayım. Güneş batıyor. Bugünü saymazsak beş gün kaldı geriye. Annemin sesini duyuyorum. “Götür, yoksa akşam başımızın etini yer.” Ben mi, yoksa babaannem mi? Ne fark eder. Duymamızı umursamıyor. İkisi de sağırmışız gibi davranıyor. Babam iniltiyle kalktı, yanımıza geldi, esneyip gerindi. Eğilip kulağına, “Seni yüzmeye götüreyim mi anne,” diye bağırdı. Cevabı beklemeden de içeri girdi. Baktım, gözleriyle evet diyor.
Evden çıkmamız vakit aldı. “Güneşi kaçıracağız, hadi baba,” deyince de beni azarladı. İkisi arkada, ben önde sahile yürüyoruz. Hiçbir şey hayal ettiğim gibi gitmiyor. İçimden boş ver diyorum. Daha yarın var, öbür gün var. Sıcaktan yorulmuş insanları izliyorum, dönüyorlar. Burunları, omuzları kızarmış, yorgunlar. Yaşıtım iki kız geçiyor yanımdan. Tenleri kopkoyu. Kulaktan kulağa konuşuyorlar, ne dediklerini duyamıyorum.
Sokak bitince adımlarımızı kumsala attık. İki yıl aradan sonra denizin sesi, görüntüsü ürkütüyor beni, sonu yokmuş gibi. Tüylerim diken diken. Rengi güneşin turuncusuna dönmüş. Kıyıda yüzen birkaç kişiyi görünce sevindim. Yalnız olmayacağız. Gözucuyla babama baktım, havluları koyacak yer arıyor. Babaannem kolundan çıkmış, tek başına yürüyor, kuma batıp çıkarken sendeliyor. Koştum, elini yakaladım. Bakışları ileride, rüzgârda beyaz saçları uçuşuyor. Kenarda durduk, ilk dalga ayaklarımıza değince ürperdi. Beni bıraktı, eteğini sıyırıp dizlerine kadar girdi suya. Olduğum yerden onu izliyorum. Gelen küçük dalgalardan dengesini kaybedince dönüp bana baktı. Dişsiz, gülümsüyor. Benden cesaret alarak bir adım daha attı. Eliyle su sıçratıyor etrafına. Bu görüntüyü unutmamak için aklıma kazıyorum, hayatında ilk defa denize giriyor.