Bir çocuğun ya da gencin gözüyle ifade edilen duygular, korku ve endişeler, onların seçtikleri kelimeler ve kullandıkları dil, hayalleri, oyunları ve anlatıları kuşkusuz bambaşka boyutlara taşıyor.
Harry Potter ve Azkaban Tutsağı’nda bilge Albus Dumbledore şöyle der: “Bir çocuğun sesi ne kadar dürüst ve doğru olursa olsun, dinlemeyi unutanlar için anlamsızdır.” Edebî metindeki anlatıcı ses olarak diyalog, karakter ve olay örgüsü ile yakın ilişkidedir. Aynı zamanda hikâyeyi benzersiz biçimde özgün kılar.
Yazar hikâyesine çocuk bakış açısını eklemeye karar vermişse bu kararın belki de anlatıya samimiyeti katma isteği ile ilgili olabileceği neden düşünülmesin? Yazar bir zamanlar çocuk olmanın verdiği deneyimle odağa yerleştirdiği genç karakterin henüz anlayamadığı belki anlamlandıramadığı konuları yetişkin bir okurun algılayabileceğini pekâlâ tahmin edebilir. Çocuğun bakış açısı yetişkininkiyle bazı açılardan benzer özellikler taşımaz mı? Sonuçta hepimizin korkuları, umutları, üzüntüleri, hayalleri, inançları ve arzuları var. İçimizdeki hiç büyümeyen, belki de büyümemeyi seçen çocuk o duyguları deneyimler. Çocuklar yetişkinlerden farklı bir yerde oyun oynayarak var olan varlıklar. Öte yandan yetişkinler de oyun sever.
Son dönemde kurmaca metinlerde çocuk kavramı üzerine düşünüyorum. Çocukluğun nerede başlayıp hangi yaşta tamamlandığını, ergenliği, yetişkin olmayı beceremeyen yetişkini sorguluyorum. O zaman kavramlar arasındaki sınırın bulanıklaştığını seziyorum. Yanıtlarını belki de beraber aramamızı gerektiren birtakım sorular aklıma düşüyor:
- Çocuk metinde birey olarak nasıl dile gelebilir?
- Anlatıcı öyküde çocuk sesi ile nasıl konuşmalı?
- Yetişkin bir sesten farkı ne olmalı?
- Kulağa çocuksu gelen ve çocuk dilini yazar için biricik yapan nedir?
- Birinci ve üçüncü şahıs çocuk anlatıcıların okurda yarattıkları etkiyi nasıl karşılaştırabiliriz?
- Dijital okuryazarlığın, duygusal ve sosyal zekânın baskın olduğu, bilişsel yetkinliklerin teknoloji ile harmanlandığı, toplumsal sorunların farklılaştığı günümüzde yaratıcı yenilikçi dili konuşan bambaşka bir çocuk sesi mümkün mü?
- Kurmacadaki çocuğun içinde büyüdüğü ortam, atmosfer ve ailesinin bilinci, tutumu ve davranışları onun dilini ne ölçüde biçimlendirebilir?
- 2021 yılının çocuğu, bundan yirmi veya otuz yıl önce çocuk olmuş karakterle aynı dili mi kullanır? Değişen nedir?
Bu sorulara kendimce bir sol anahtarı aradım. Çocuk karakterlerin yer aldığı ve çocuk sesinin rastlandığı bazı metinlere tekrar göz attım. Örneğin Tomris Uyar’ın “Çiçek Dirilticiler” öyküsü üçüncü tekil şahıs ile kaleme alınmış, bir dede ile torun arasındaki karşılaşmayı, baba ile küçük kız arasındaki masum minik sırrın açığa çıkışını anlatan ve çocuğun epifanisini dile getiren ne kadar hoş bir öykü. Uyar, anlatıcı çocuğun bakış açısını öyküye dâhil ederek, hasret, kavuşma, aile içi iletişimsizlik temalarını işlerken sınıf farkı konusunu da satır arasına eklemiş. Oğlunun zengin bir tüccar kızı ile evlenmesine hep karşı çıkmış olan dedenin ruh hâlini ve aile içi çatışmayı sadece çocuk dilini kullanarak yapması zor elbette. Öte yandan annesine uzak ama babasına yakın duran altı yaşında bir çocuğun diyaloglarına tanıklık ederiz. Vüs'at O’Bener’in "Havva"sı ise evin küçük kızının beslemeyi dışlaması, istenmeyene, ötekileştirene dolaylı gönderme yapmasıyla ilgili. Burada toplumsal eleştiri, sınıfsal analiz yine semboller üzerinden ve birinci tekille anlatılır. Cemil Kavukçu’nun “Aslangöz” öyküsü bir çocuğun gözünden efsane tadını içeren trajikomik anlatımla ve canlı karakter betimlemeleri ile gelişir. Nezihe Meriç’in “Oya” isimli öyküsü ise minik Oya ile annesinin diyaloğunu sevimli ve naïf bir dille bize taşır. Çocuk sesini farklı katmanlarda ve sembollerle duyabileceğimiz en güzel kitaplardan biri hiç kuşkusuz Onat Kutlar’ın İshak isimli öykü kitabı. Edebî dili içselleştirme yolunda benim için hep öğretici harika bir başucu eseri oldu.
Yazar ancak kendi geçmişini anımsamayı seçip, çocukları harekete geçiren şeyin ne olduğunu gözlemle ve dinlemek suretiyle öğrenerek kurmacada gerçek diyaloglar kurabilir, çocuk sesini en inandırıcı biçimde yansıtabilir.
Yetişkinler için yazılmış bir öyküde çocuğun sesi kime hitap eder? Belki de hazmedilmesi ve algılaması zor bir düşünceyi ya da duyguyu yansıtmaktır amaç. Ya da bilinçaltına yer eden eğitici bir işlevi yerine getirmesi söz konusudur. Yazar kendi söylemek istediğini bir çocuğa söyleterek okurdaki duyarlılığı canlandırmak ve empati duygusunu pekiştirmek istemiş olabilir.
Günümüz genç öykü yazarlarından Paulina Flores, Notos Kitap tarafından yayınlanan “Ne Rezalet” isimli kitabında Millenials dünyasını ve dilini göz önüne serer. Çocukların ve gençlerin bakış açısıyla yazılmış bir dizi hikâyede Flores, yetişkin bir dünyayı anlamlandırmaya çalışan çocuğun dilini yakalar. Olaylara bir çocuğun gözünden bakmamızı, çevresinde baskın olan yetişkin duygularını -utanç, şehvet, hayal kırıklığı, suçluluk vs- görmemize yardım eder. Flores en yalın insan etkileşimlerinin karmaşık işleyişini gözler önüne sermiştir.
Çocuk dilini kullanan önemli öykülerden biri de kuşkusuz Ganalı yazar William Boyd'un “Kertenkeleleri Öldürmek” isimli öyküsü. Olaylar 1980'lerde on iki yaşındaki Gavin’in ailesiyle birlikte yaşadığı Afrika'da bir yerde geçer. Arkadaşlarıyla kertenkele avına çıktığı dönemde annesinin bir ilişkisi olduğunu keşfeder. Sosyal ortamın, çocukluktan ergenliğe geçişin ve duygusal ilgisizliğin çocuklar üzerindeki sonuçlarını dile getiren bir öyküdür bu. Boyd, Gavin'in düşünceleri ve duyguları hakkında üçüncü tekil şahıs anlatıcı kullanır, diyaloglardan yararlanır.
Siren Yayınları’nın çevirisini sunduğu Temizlikçi Kadınlar İçin El kitabını yıllar önce İngilizcesinden okumuştum. "Dr. H.A. Moynihan” öyküsünde Lucia Berlin, bir kızın kendi de diş hekimi olan sarhoş büyükbabasını takma dişlere hazırlayan çılgın çabalarını birinci tekil şahıs bakış açısıyla anlatır. Salinger'ın öykü ve romanlarında çocuklar önemli roller üstlenir. En sevdiklerimden olan "Esme İçin - Aşk ve Sefillikle" öyküsünde yazar yine hikâyenin merkezine çocukları yerleştirir. Yazmaya eğilimli yalnız bir asker ile yetim bir kızın tesadüfen tanışması ve aralarında oluşan bağ dile getirilir. Cehalet, yabancılaşma, savaş, yalnızlık, umut, travma sonrası stres bozukluğu ve iyileşme temaları anlatılır.
Yetişkinler için yazarken bir çocuk anlatıcıyı veya çocuğun bakış açısını kullanmak kolay değil. "Çocuklar, biz yetişkinlerin kaybedebileceği içgüdüsel bilgilere sahip olabilir ve bu içgörüler -henüz boşluklar hâlinde iken- dramatik çatışmaların malzemesi haline gelip bir hikâyeyi harekete geçirebilir" der, Elizabeth Baines. Bir çocuğun ya da gencin gözüyle ifade edilen duygular, korku ve endişeler, onların seçtikleri kelimeler ve kullandıkları dil, hayalleri, oyunları ve anlatıları kuşkusuz bambaşka boyutlara taşıyor.






