Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Temmuz 2020

Öykü

Paltonun Düğmeleri

Cüneyt Ayral

Paylaş

2

0


Evdeki gergin ortam, uzaktaki sevgilisinin yazmakta olduğu mesajlar onu öylesine yormuştu ki, köpeğini alıp gezdirmeye çıkarmaya karar verdi.

Köpek çevresindeki kadınlardan farksız, dişi bir köpekti ve yerinde duramıyor, düzgün yürümüyordu, ne zaman, ne yapacağı belli olmayan bu hayvanla da gezmeyi sevmiyordu aslında, ama evden çıkmak için bir bahanesi olması daha doğrudur diye düşünmüştü.

Evdeki huzursuzluğu, ipe sapa gelmez konularda çıkan tartışmalar artık onu iyice yormuştu.

Geç yaşında, eski sevgilisinin ona bir kız çocuğu daha armağan etmesi onu hem sevindirmişti, hem de yaşamının altüst olmasına neden olmuştu.

Evliydi ve boyunca kızı vardı, ama dur durak bilmeyen kadın merakı yüzünden aynı gemi kaptanları gibi her limanda bir sevgilisi olmasının önünü alamamıştı.

O gün köpeğini gezdirmeye çıktığında, yaşlı bir adam köpeğine söz söyleyince durdu ve adamla konuşmaya başladı.

Adam, “Eğer köpeğiniz varsa, o ev artık onun evidir ve siz onun kuralları ile yaşarsınız,” diyordu, Ne kadar doğru, diye düşündü... Ardından adam “Köpekler daha çok sahiplerine benzerler, bu sinirli bir köpek, ama siz sakin birisi gibi duruyorsunuz,” deyince, köpeğin asıl sahibinin karısı olduğunu adama söylemek istemedi. O köpeği hiç istememiş, küçük evlerde köpek bakılamayacağını söylemiş, ama karısı, kızını kıramamıştı, şimdi de köpeğe bakmak ona kalmıştı, adı da paylaşmaktı.

Köpek nedeniye yolda karşılaştığı adam seksenli yaşlarında olmalıydı, üzerindeki deve tüyü paltonun düğmelerinin asıl düğmeleri olmaması ve havının dökülmüş olması adamın yalnız yaşamakta olduğunun işaretiydi. Azalan saçlarını, yine epey eskimiş bir kasket ile örtmüştü, tel çerçeveli gözlüklerinin de artık görmekte zorlanan gözlerine yetmediği bakışlarından anlaşılıyordu.

Yalnızlık, diye düşündü...

Hangisi daha doğruydu? Evinde, ona yarım limonu buzdolabına doğru koymayı on yıldır öğretemediğini söyleyen bir karısı vardı. Yeni bebeğinin annesi olan sevgilisi de ona, “Öleceksin ve bu çocuk babasız büyüyecek, karının tuzu kuru, onu boşa beni al ki çocuk rahat büyüsün,” diyordu.

Kadınların hepsinin tek derdi, babasından kalan mirasından kimin daha çok pay alacağıydı.

Büyük kızı  yirmili yaşlarına çoktan gelmiş ve iyiden iyiye annesine benzemişti, özellikle karakteri neredeyse tıpatıp annesiydi ve annesi bununla övünüyor, ama bunun tehlikesinin farkına varamıyordu, çünkü onu daha çok sıkıştırırsa boşanacak ve kadın mirasından mahrum kalacaktı, kendisişle aynı karakterde olan kızı da mirası annesiyle kesinlikle paylaşmaz, annesinden kolaylıkla vazgeçebilirdi.

Köpekle ilgilenen ve köpek konusundaki söylevini kesintisiz sürdüren adamı dinlemiyor, ama onun kimliğinde kendi yalnızlığını sorguluyordu.

Kadınlarsız bir hayatı nasıl başarabilirdi? Başarabilir miydi? Yalnızlık, böyle bir perişanlık mıydı? Adamın hali perişan mıydı? Kopan düğmelerinin yerine farklı düğmeler dikmek ve paltosunu öyle iliklemek perişanlığın bir simgesi olabilir miydi?

Durdu!

Adam köpeklerle kedilerin farklarını anlatırken sözünü kesti: “Bayım, siz yalnız mı yaşıyorsunuz?” Adam, “Evet, neden sordunuz?” deyince, “Peki yalnızlık size iyi geliyor mu?” diye sordu.

Köpekler hakkındaki söylevinin işe yaramadığını anlayan adam, konunun değiştiğini fark edip, derhal konuya hâkim olabileceğini göstererek, “Ylnızlık bir seçimdir, bu seçimi siz isteyerek ya da istemeden yapabilirsiniz, örneğin benim birkaç tane çocuğum var, hepsi koca adam oldular, evlendiler, çoluk çocuğa karıştılar. Son evli olduğum kadından boşanalı sanıyorum yirmi yıldan daha çok oldu, önce nasılsa çocuklarım var diye düşünmüştüm ve onların farklı yaşantıları olabileceğini hiç düşünmemiştim, öyle de oldu bayım, çocukların evlerine gittiğimde nitelik olarak yalnız olmuyorum, ama onların yaşantısına uyuyorum, oysa ben son karımdan boşanırken, birisinin yaşantısına uymamak için boşanmıştım, çünkü kendime göre bir yaşantım vardı ve onu yaşamak istiyordum...” deyince, “Size iyi geliyor mu?” diye yinelemişti.

“Yalnızlık insana hem iyi gelir, hem de kötü bayım! Çünkü yalnız kaldığınız zaman yanınızdan köpekle geçen bir adama takılıp sohbet edip etmeme lüksünüz vardır, ama uzun bir zaman olabilir ve yanınızdan köpek gezdiren birisi geçmeyebilir, bu da sizi üzebilir. İyi gelip gelmediğini buna göre değerlendirmeniz lazım. Ben yirmi yıl önce son karımdan kaçtığımda gezmekten usanmadığım dünyayı biraz daha dolaştım, paramı lüks bir paltonun orijinal düğmelerine harcamaktansa yolculuklara harcamayı yeğledim, ama inanın ki gezmekten de yoruldum. Yaşlandığım için rahat kitap okuyamıyorum ve şimdi kitap okuması için genç kızları kiralıyorum, bazılarının sesleri öyle cırtlak ki, hemen parasını verip göndermek zorunda kalıyorum, bu yaşta önce kızların seslerini, okuma yeteneklerini test etmek gibi bir hakkınız olmuyor anlayacağınız... Şimdi yalnızlığın size iyi gelip gelmeyeceğine siz karar vereceksiniz... Bana sorarsanız, beraberliklerden daha iyidir, ama sıkıntısı yok mu? Her şeyin sıkıntısı, olumlu ve olumsuz yanı vardır bayım... Hem sizin sinirli de olsa köpeğiniz var, yalnız değilsiniz ki”

Köpekten arta kalan elini adama uzatıp iyi geceler dileyerek ayrıldığında kafasında dönüp dolaşanlara bir türlü anlam veremiyordu.

Nehrin kenarına doğru yürüdü, hava soğuktu, ama eve gidip yarım limonu nereye ve nasıl koyması gerektiğini ona öğretmek isteyen ve bunu on yıldır öğretemediği için sinirlenen bir kadını dinlemek hiç istemiyordu. Bir bankın üzerine oturdu, köpeği bankın bacağına bağladı ve gözlerini nehire dikerek düşünmeye başladı...

Sabaha karşı bankın üzerinde onu uyandıran polis, “İyi misiniz bayım? Köpeğinizin havlamasını bile duymuyorsunuz...” diye onu tatlı uykusundan uyandırmıştı.

Sabahın ilk ışıklarıyla evine vardığında kimsenin, onun ve köpeğin yokluğundan endişelenmediğini, herkesin tatlı uykusunda olduğunu görünce karar vermesi daha kolay olmuştu.

İlk iş avukatına bir e-posta gönderdi .“Derhal boşanma işlemlerine başlayın lütfen, neye mal olacaksa olsun, ama en kısa zamanda bitsin... Teşekkür ederim” diye yazmıştı, ardından uzaktaki, ona bir kız çocuğu armağan eden kadına bir e-posta yazdı:“Oyun bitti. Banka hesabına yüklü bir para yatırıyorum, onunla idare etmeyi deneyin, ancak ben artık yokum, arasan da bulamazsın, çünkü uzaklara gidiyorum ve dönmeye de niyetim yok, hayat zor, bu çocuğu yapmamanı sana söylemiştim, ama dinlemedin... Hoşça kalın ikiniz de...”

Evden çıkıp bankasına gitti ve tüm parasını çekip bir başka bankada kendisine yeni bir hesap açtı, adres olarak yakın arkadaşının adresini vermişti, ona güvenirdi, bir zarar gelmeyeceğini, karısına veya kızına bir şey söylemeyeceğini biliyordu. Şimdi birkaç gün beklemesi gerekiyordu, hem avukat imzalaması için belgeler hazırlayacak, hem de bankadan yeni kredi kartı ve çek defteri gelecekti...

Aradan neredeyse bir ay kadar bir zaman geçmişti, evde hiç konuşmamış, hiç bir soruya cevap verip tartışmalara neden olmamıştı. Bir iş seyahatine çıkacağını söyleyip bavulunu hazırlamıştı, seyahati uzun sürecekti, haber vereceğini söylemişti, ama asıl haberi avukatının vereceğini o da biliyordu. Uzaktaki sevgilisinin e-posta adresini çoktan engellediği için, onun feryatlarını duymuyordu bile...

*  *  *

Aradan kaç yıl geçmişti? Ne kadar çok hastalık atlatmış, kaç kere  hastahaneye yatmak zorunda kalmıştı. Hepsini geçirmiş, kimseye haber vermeden halledebilmişti. Biraz yorgundu yorgun olmasına, ama bundan yıllarca önce evinden ayrılırken kendisine taktığı yeni adıyla yazmış olduğu romanları da, eski romanları kadar beğenilmiş ve ünlü olmuştu, sırrını saklayan yayıncısından memnundu. İki odalı bir evde oturuyordu, parmaklarındaki artrozdan ötürü yazılarını yazamıyor, roman ve öykülerini teybe okuyup üniversiteli genç kızlara yazdırıyordu...

O gün akşam hava soğuktu, yürüyüş yapmak istedi ve paltosunu giyinirken düğmelerinin farklı farklı olduğunu görüp gülümsedi. “Şimdi sokağa çıkıp köpek gezdiren birisini bulmalıyım,” diye geçirdi içinden.

Yaşamakta olduğu bu yeni şehirde de nehir vardı, sıklıkla yaptığı gibi nehrin kenarına gitti ve yürümeye başladı. Karşıdan gelen kadının elinde büyücek bir köpek vardı ve yüzü kadınınki kadar güzeldi. Kadınla mı konuşması daha doğru olurdu yoksa konuyu köpekten mi açmalıydı?

“Köpeğiniz çok güzel hanımefendi, size de çok yakışıyor!” dediğinde kadın, “Siz önce düzgün düğmeleri olan bir palto giyiniz ve ondan sonra benimle konuşmaya cesaret gösteriniz bayım, akşam akşam sinirimi oynatmayın lütfen...” deyip yanından geçmişti...

Ellerini cebine soktu, tütün kutusunu çıkardı ve yıllardır onu öldüreceği söylenen sigaralarından bir tane daha sarıp dumanını nehire doğru savurdu... “Yalnızlık lükstür, onu yaşamayı bilirsen...” diye geçirdi içinden.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ling Ling Huang, Klasik Müzik ve Kurma..Ling Ling Huang
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elizabeth Harris

10 Şubat 2025

Haber Yazıları ve Editörlük Uğraşları:..

Gazeteciliğin bana öğrettiği derslerden biri de az kelimeyle çok şey anlatmaktı. Kullandığınız bir kelime ya da sahne gereksizse kurtulun gitsin.Muhabirliğe ilk kez The New York Times’ta başladım. Yaklaşık dört yılım..

Devamı..

ârâfî

Tan Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024