Palyaço
6 Kasım 2019 Öykü

Palyaço


Twitter'da Paylaş
0

“Bana arabası bozulmuş bir palyaçonun hikâyesini anlatabilir misin? Lastiği patlamış olsun. Dizleri üstüne çökmüş, krikoyla arabasının bir tarafını kaldırsın. Ya da motoru bozulmuş olsun. Elleri yağ içinde tamir etmeye çalışsın arabasını. Elini yüzüne yanlışlıkla sürsün. Büyükçe bir yağ lekesi bulaşsın yanağına. Kocaman bir gözyaşı gibi dursun yüzünde.

“Klişeye bağlamışken neden intihar ettirmeyelim bu palyaçoyu? Kendisini Boğaz Köprüsü’nden atsın mesela. Alkolik olsun bu palyaço. Melankolinin dibine vuralım. Her gösteriden sonra sabahlara kadar deli gibi içsin. Boyaları gözyaşlarına karışsın. Tabii ki yalnız olmalı palyaço. Çocukları olmasın ve hep başkalarının çocuklarını eğlendirsin. Bu yüzden tüm çocuklardan nefret etsin.

“Eşcinsel de olabilir. En iyisi travesti olsun. Akşamları da kadın kıyafeti giyip fuhuş yaparak geçimini sağlasın. Ya da bu anlattıklarımızın hepsi birden olsun. Ne dersin? Bir gün önce bir doğum gününe işe giden eşcinsel palyaço, çocuğun yakışıklı babasından para alırken âşık olsun adama. Ertesi gün travesti kılığında işe çıktığında adam müşteri olarak onunla anlaşsın. Sevişmeye başlasınlar. İşleri bittikten sonra, palyaço parayı kabul etmesin. Adam onun çocuğunun doğum günü için anlaştığı palyaço olduğunu anlayınca panikle uzaklaşsın ondan. Bunun üzerine palyaço bir sürü bira alıp arabasına atlasın. Biraların hepsini içip sarhoş olsun. Arabada müziğin sesini son ses açıp tam Boğaz Köprüsü’nden geçerken arabası bozulsun. Tamir etmeye çalışsın ama beceremesin. Yağlı elini yüzüne sürsün ve kocaman yağdan gözyaşıyla köprüden atlamaya niyetlensin. Polis gelsin. Palyaço, âşık olduğu adam gelmeden intihardan vazgeçmeyeceğini söylesin. Polis adamı çağırsın ve adam geldiğinde, palyaço onu sevdiğini söyleyip atlasın Boğaz Köprüsü’nden.

“Saçma sapan oldu. Daha hayatın içinden bir şey olmalı. Alışveriş merkezinde elindeki balonları çocuklara dağıtan bir palyaçonun hikâyesini yazalım. Karısı ölümcül hasta, adam günübirlik işler yapıp karısının ilaçlarını almak zorunda. Yoksa karısı ölecek. Ama ne yaparsa yapsın bir türlü parayı denkleştiremiyor. O günün sonunda gidip, avans istesin. İlk günün sonunda avans istemesine çok kızan personel müdürü derdini dinlemeden onu kovsun. İlaç alamayan palyaçonun karısı o gece ölsün. Bunun üzerine adam ertesi gün alışveriş merkezine gidip müdürü öldürsün.

“Oğlum ne bu yahu? Çok arabesk oldu. Şöyle bir şey yazsak. Palyaçolar gezegeninde geçsin hikâye. Her şey rengârenk olsun. Evler, kayalar, yiyecekler, makyajlar, saçlar hepsi pastel renkler. Orda çocukları eğlendirmek için palyaçolar simsiyah giyinsin. Yüzlerini siyaha boyayıp, siyah peruk taksınlar.”

“Sen iyice uçtun bu aralar. Bence palyaço hikâyesi yazacaksak palyaço kılığına girip sokaklarda dolaşalım ve yaşadıklarımızı yazalım. Her türlü kostüm satan ufak bir dükkân biliyorum. Fazla pahalı da değil. Ne dersin?”

Biraz düşünen Orhan:

“Fena fikir değil. Hatta süper fikir. Uzakta mı bu dükkân?”

“Hayır, çok uzak değil.”

“Vakit kaybetmeyelim o zaman. Çıkalım.”

Bütün gece hikâyeyi tamamlamak için uğraştılar, uyumadılar. Hem uykusuzluktan hem de içtikleri biralardan hafifçe sallanarak dışarı çıkıp arabalarına atlayıp dükkâna gittiler.

Orhan kırmızı bir peruk, kırmızı palyaço ayakkabıları ve sarı ağırlıklı, renkli bir kıyafet seçti. Murat yüzü için beyaz üstüne siyah bir makyaj düşündüğü için siyah fötr şapka, kuyruklu bir smokin ve bir baston satın aldı. Kıyafetlerini giyip dışarı çıktılar.

“Oğlum bir bıyık da taksaydın, Charlie Chaplin olsaydın bari. Siyah giyinen palyaço mu olurmuş?”

“Makyajdan sonra görürsün sen. Hem böyle ikimizin tezat olması daha güzel bir konsept oldu bence. Şurada bir kuaför var. Makyajımızı yaptıralım.”

Şaşkın bakışlar arasında kuaföre girdiler. Makyöz kızların gülmemek için kendilerni zor tutmalarına aldırmadan ne tür makyaj istediklerini anlattılar. Orhan gözlerine kırmızı kırık kalp motifi işletti. Dudaklarına da ağlayan bir ifade verdirtti. Üç yıllık sevgilisinden yeni ayrılmıştı. Kızı kendisi terk etmişti ve pek de üzgün değildi aslında, ama bu görünümün sosyal medya profil fotoğrafı için güzel olacağını düşünmüştü. Murat ise beyaz üzerine siyah bir makyaj yaptırdı. Dudaklarını siyah rujla boyattırmış ve yine her iki yanağına da siyah bir gözyaşı çizdirmişti. Makyaj bitince çıkan sonuçtan memnun olan palyaçolar paralarını ödeyip dışarı çıktılar. İşte o an nereye gideceklerini ve ne yapacaklarını planlamadıklarını fark ettiler.

Saatlerce konuşmadan, sokaklarda bir oradan bir buraya dolaştılar. Kimse onları umursamıyordu. Oradan oraya koşturan insanlar onlara şöyle bir baktıktan sonra yanlarından geçip gidiyordu. Onlarla sadece birkaç çocuk ilgilendi. Onlar da dalga geçtiler sadece. Bir çocuk onlara taş attı. Bir çocuk korkup ağladı. Yakınlardaki bir alışveriş merkezine girmek istediler ama güvenlik onları içeri almadı.

Amaçsızca dolaşmaktan çok yorulmuşlardı. Sessizliği bozan Orhan oldu.

“Hava buz gibi. Şuradaki çorbacıda bir çorba içelim de içimiz ısınsın.”

Kocaman ayakkabılarıyla zorlanarak yürüyerek çorbacıya girdiler ve boş bir masaya oturdular. İmalı sözlerle dalga geçen garsona ters bir bakış atıp çorbalarını sipariş ettiler. Çorba içerken makyajlarının bozulmamasına uğraşıyorlardı. İkinci veya üçüncü kaşığı henüz içmişlerdi ki Orhan'ın burnu çorbanın içine düşüverdi ve çorba üzerine sıçradı. Bunu gören Murat suratındaki makyaja tamamen tezat olacak biçimde kahkahalarla gülmeye başladı.

“Ne gülüyorsun lan?”

Gülmesine engel olamayan Murat güçlükle cevap verdi.

“Pardon. Daha önce burnunu çorbaya düşüren bir palyaço görmemiştim.”

Orhan masanın üstündeki tuzluğu sertçe alarak lekelenen kıyafetinin üzerine döktü. Murat gülmeye devam ettikçe sinirleri bozuluyordu.

“Evet, çok komik! Senin ve berbat fikirlerinin bizi düşürdüğü hale bak. Palyaço kıyafetiyle çorbacıda oturuyoruz.”

Aniden çorbanın içindeki burnu çıkartıp Murat’ın suratına fırlattı. Murat’ın yüzüne çarpan burun bu sefer onun çorbasının içine düştü. Gülme sırası Orhan’a gelmişti. Bir anlık şaşkınlığın ardından Murat da Orhan’la beraber gülmeye başladı. Ayağa kalkan Orhan arkadaşına gidip sarıldı.

“Boş ver hikâyeyi filan. Buraya çok yakın bir meyhane biliyorum. İçelim güzelleşelim.”

Sarmaş dolaş çorbacıdan çıktılar. O gece yüzleri üzgün makyajlı iki palyaçonun kahkahaları, palyaçolar uykusuzluktan ve alkolden sızana dek küçük ama sıcak bir meyhanede yankılandı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR