Suç Şehri
14 Haziran 2019 Edebiyat Roman

Suç Şehri


Twitter'da Paylaş
0

20 yıllık bir aranın ardından David Mamet yeni bir romanıyla karşımızda. 2018 yılında yayımlanan Chicago, bir suç, bir aşk ve bir intikam hikayesi...

1947 doğumlu Amerikalı film yönetmeni, senarist ve Pulitzer ödüllü yazar David Alan Mamet’ın romana geri dönüşünü müjdeleyen Chicago, yazarın bu yönünü yeniden günyüzüne çıkaracak nitelikte. Zira hikâyesinde hem daha önce de başarıyla kullandığı Chicago kentinin suç atmosferini katmış hem de metnini kendisine sinemadaki ayrıcalıklı yerini veren ustalıklı diyaloglarla zenginleştirmiş. 

1920’lerin sonunda Chicago’dayız. İçki yasağının hüküm sürdüğü ama bu sayede İtalyan ve İrlandalı çetelerin kentte cirit attığı, Al Capone’un kendisini neredeyse şehrin kralı ilan ettiği, şehir yönetiminden polis teşkilatına hâkimlerden gazetecilere herkesin bu kirli düzenden payını aldığı yıllar... Ancak biz temiz kalmaya ve gazetecilik mesleğini sürdürmeye çalışan bir grup gazeteci gözünden izleyeceğiz hikâyeyi.

Anlatıcı ve roman kahramanı Mike Hodge; 30’larında, askerliğini Birinci Dünya Savaşı’nda pilot olarak yapmış, cephenin hayaletlerinden kendisini hâlâ kurtaramamış bir adam. Sansasyonel haber yapmak yerine haberin ardındaki gerçekleri ve dramları ortaya çıkarmaya çalışıyor. Ve elinde ortaya çıkarılması gereken pek çok sır barındıran bir olay var: Chez Montmartre isimli kulübün sahibinin uğradığı cinayet... Üstelik kısa bir süre sonra adamın metresi sırra kadem basmış, ortağı da öldürülmüştür. Ne var ki Mike’ın dikkati, bu haberi hak ettiği şekilde ele alamayacak kadar dağılmış vaziyette. Zira İrlandalı bir kıza, “şok edici bakir güzellik” dediği Annie’ye sırılsıklam âşık. Kendisinin Katolik olmaması, Annie’nin ebeveynlerinin İrlanda geleneklerine sıkı sıkıya bağlılığı, özellikle de namus takıntısı, bu ilişkiyi ve belki de Mike’ın hayatını tehdit ediyor. Ama hayatını kaybeden Mike değil Annie olacak, evi basan iki kişi Annie’yi Mike’ın gözü önünde öldürecektir...

david mamet

Bu andan sonra bir yandan mafya arasındaki kanlı hesaplaşmaya diğer yandan Annie’nin neden ve kim tarafından öldürüldüğü sorularına odaklanıyor hikâye. Ve elbette sevgilisinin başına gelenler yüzünden kendisini suçlayan Mike’ın kederine.

Cinayet (Homicide, 1991), Postacı Kapıyı İki Kere Çalar (The Postman Always Rings Twice, 1981), Hüküm (The Verdict, 1982), Dokunulmazlar (Intouchables, 1987), Hoffa (1992) gibi filmleri izleyen seyirciler David Mamet’in suç kurgusuna ve adalet arayışı temasına olan tutkusunun farkına varmışlardır. Chicago’da, Mamet bir kez daha büyüdüğü ve ilk sahne çalışmalarına başladığı Chicago şehrine ve suç kurgusuna geri dönüyor. Zaman, Brian De Palma’nın Mamet’in senaryosundan uyarladığı Dokunulmazlar filminin zamanı. Yani günümüzden nerdeyse bir asır öncesi. Ancak zaman Mamet’in anlatılarında büyük bir fark yaratmaz. Geçmişte ya da şimdide, Mamet’in kahramanları benzer adaletsizliklere karşı mücadele ederler. Nitekim romanda karşılaştığımız pek çok tespit hem geçmişle hem de günümüzle ilgili. Mesela:

“Mafya’nın zayıflığı, meşruiyetin yokluğuydu. Yeterince hırslı olan herkes itaat ve şiddet sayesinde yükselebilirdi ama kültürel olarak, yükselişini denetleyecek hiçbir şey yoktu. Bu yüzden, lider ister Sicilya’da, ister Calabria’da, ister Korsika’da olsun hep ve özellikle güvendiklerinin tehdidi altındaydı. Onlar da onun tehdidi altındaydılar. Bir yanlış anlama, bir söylenti, bir yalan veya kapris her an ölümlerine neden olabilirdi.”

Ya da:

“Gazete bir şakadır. Reklam verenler istiyor diye vardır, bir varlık nedeni de kamuoyunu dolandırmak, onların aptallığını tatmin etmek, sahiplerinin yatırımına biraz kâr ettirmek, sararıp solmuş, işe yaramaz oğullarına, Fort Dearborn ve Everleigh Talim Evi çevrelerine meşru bir meslek kazandırmaktır.”

david mamet

Diyalog Ustası

David Mamet’in anlatılarında aslan payını erkek karakterlere ayırması eleştiri konusudur. Chicago’daki karakterlerin de çoğu erkeklerden oluşuyor. Girişte ‘bir aşk hikâyesi’ demiştim ama Mike’ın aşkının hikâyesi demek daha doğru olabilir. Zira Annie, Mike dolayımıyla var olabiliyor. Başta Mike olmak üzere, romandaki erkekler karakterler kendilerini işlerine adamış ama görüp geçirdikleri nedeniyle sinizme kapılmış, biraz da romantik gazeteci, yazar ve editörler. Ancak haksızlık yapmayalım; Chicago, geçmişte bir yerlerde fahişeyken artık madam olmuş, savaştan sonra kendi genelevini işleten Afro-Amerikan bayan Peekaboo gibi –hikâyeye damgasını vuran– önemli bir kadın karaktere de sahip. Beyaz ırkın şiddeti, Peekaboo’nun korkutucu hayat hikâyesi aracılığıyla sunuluyor. 

Hikâye boyunca roman karakterlerinin travmalı zihinlerinden bir çoğu savaşa ve şiddete dair pek çok geçmiş anlatısı dinliyoruz. Bu anlatılar bir yandan onların hayata bakışındaki karamsarlığı ve hüznü hakkında ipuçları sergilerken öte yandan David Mamet’a çok başarılı –hatta lirik–savaş tasvirleri yapma fırsatı vermiş. 

Romanın en başarılı yanı diyalogları. Zaten Mamet’ın çarpıcı, akut, nefes nefese, sinizm bulaşmış ve sokak ağzını yerli yerinde kullanan diyalog tarzı üslubunun ayırt edici özelliğidir ve ‘Mamet konuşması’ diye adlandırılır. Mamet kendisini de işin içine katarak yazarların gündelik dile hiç uygun düşmeyen ‘güzel’ yazma eğilimini her zaman eleştirmiştir. Kendi diyalog yazma tarzını yaratmasını ise “ailesinin televizyon çağı önceki günlerde, dili ve konuşma yeteneğine” dayandırdığını söyleyecektir. Gerçekten de ‘sohbet etme’ ile ‘konuşma’ arasındaki farkları ortaya koyan, bazıları iki kere okunmayı hak eden derinlikte diyaloglar... Karakterler gerçek hayatta rastlayacağınız türden olmasalar bile işte bu diyaloglarla Chicago’da canlanıyorlar. 

Chicago, suç kurgusuyla da edebiyat yapılacağını kanıtlayan bir roman.

David Mamet, Chicago, Çeviren: Begüm Kovulmaz, Karakarga, 2019, 344  s.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR