Pieta: Gerçek Anne Oğlunun Etini Yer mi?
31 Ağustos 2018 Sinema

Pieta: Gerçek Anne Oğlunun Etini Yer mi?


Twitter'da Paylaş
0

Her sayfası kederle kararan
bir hüzün defterine döner günler
ve her sabah “merhaba hüzün”
“merhaba yalnızlık”
diyerek başlarsın hayata
Ama hayat bağışlamayacaktır seni
Unutma

– Ahmet Telli

2012 yılında 69. Venedik Film Festivali’nde Altın Ayı ödülü alan Güney Koreli yönetmen Kim ki Duk’un Acı (Pieta, 2012) adlı filmi duygusuz bir insanın merhamete giden yoldaki sürpriz olan intikam hikâyesini sessiz sinema diliyle başarılı bir şekilde bize anlatıyor.

Kim ki Duk, Güney Kore sinemasının önemli temsilcileri arasında. O, diyalogdan çok gösteren ve hissettiren bir sinema dilini kullanır. Diyaloglara fazla yüklenmez. Acı adlı filminde kullanılan kamera tekniğiyle bizi bu merhametsizliğe ortak eder. Kendimizi filmin yarattığı iklimde buluruz. Gong-do, borcunu ödemeyen adama, annesinin gözlerinin önünde defalarca tokat atar. Bileğine bağlanan hareket kamerasıyla verdiği tokat sekansında, sanki bize de ona tokat atıyoruz. Genel planlarda kameranın hafif sarsıntı çekimleriyle bizi de bu durumu uzaktan gözlemleyen hissinde tutup, bu suçu bize de yükletir. Bu şiddete kayıtsız kaldığımıza vurgu niteliğindedir. Çoğu sekansta ani yakın plan geçişlerinde karakterin göğüs çekimlerine odaklanılması da bu insanların hangi durumda olduklarını âdeta gözlerinizin içine sokuyor.

Film, toplumun sınıfsal yapısına, gecekondu hayatına, küçük atölyelerin kapitalizme karşı dirençsizliğine, kentsel dönüşüme, kanunların olmayışına, iktidar araçlarının yokluğuna göndermeler yapar. Filmin ilk sekansında yakın planda küçük bir sanayi atölyesinde, yukarıdan tekerlekli sandalyede oturan karakterin kucağına, başında çengel olan bir zincirin indiğini görürüz. Engelli genç, başında çengel olan zinciri boynuna dolar ve daha önce yere koyduğu zincirin hareket etmesini sağlayan kumandasının üstüne tekerlekli sandalyesini iter. Tekerlek o kumandayı çalıştırır. Bunun sonucu intihar etmiş olur.

Kim ki Duk her filminde bir soru sorar ve film boyunca onun cevabını arar. Bu filmde de şu soruya cevap arar: Bir insan neden intihar eder? Film baştan sona bir savcı titizliğiyle bu suçun nedenini sorgular. Birbirinden bağımsız görünen parçaları ince bir sinematografik ustalıkla bir araya getirir. Usta bir gözlem gücüne sahiptir. Asıl başlangıç sekansında sabah güneşinin yükselmesiyle birlikte tek kişilik yatağında uyanmaya çalışan ve bu esnada kendini tatmin eden Gong-do’yu görürüz. Filmlerinde cinselliği, ruhen aciz ve çaresiz, duygu yoksunu insanların problemli oluşlarını anlatmak için kullanır. Cinsellik bir imgedir. Cinsellik bir tür saplantılı ruh halinin yansımasıdır. Gong-do da böyle bir karakteri canlandırır. Gong-do yalnız başına yaşar. Kimsesi ve kaybedecek hiçbir bir şeyi yoktur. Varoluşçu yönetmen Kim ki Duk’un sinema karakteri ile diğer varoluşçu Albert Camus’un Yabancı adlı romanının kahramanı olan Meursault arasında bir paralellik var olduğunu söyleyebiliriz. İkisi de toplumdan yabancılaşmışlardır ve olayları nesnel değerlendirirler. Duygusuzdurlar. İkisinin de anneleriyle ilgili kötü deneyimleri vardır. Bunun sonucu, ikisi de ölümden kurtulmaz. Gong-do intiharla, Mesursault da idam cezasıyla ölümü tadar. Gong-do’nun bu durumu film akışı içinde değişir. Gong-do, bir tefecinin adına alt tabaktaki küçük çapta sanayi atölyesini işletenlere üç ya da dört katına faiziyle verdiği parayı onun adına toplamaya çalışır. Parayı almadığı zaman onları sakat bırakıyor. Amaç sigortanın sakat kalan atölye sahiplerine kaza sonucu verdiği parayı borçları karşılığı almaktır. Zenginin mal güvenliği için, yoksulun bedeni rehin alınır. Bir gün annesi olduğunu söylen bir kadın çıkagelir. Adı Mi-son’dur. Gong-do yıllar sonra çıkıp gelen bu kadına inanmaz ve bu durumu kabullenmez. Mi-son, çocukken korkudan kendisini terk ettiğini iddia eder. Gerçek olan, Mi-son filmin başında intihar eden gencin gerçek annesidir. Şöyle bir yanılgıya düşmemek gerek: 30 yıldır Gong-do'yu terk eden gerçek annesi çıkıp gelmemiştir. Çoğu film analizinde böyle bir sonuca varılmış gibi.

pieta acı film sinema

Şahsi fikrim, Kim ki Duk’un filmleri defalarca ve çok sakin bir kafayla izlemeliyiz ve bunu yaparken de dünyayı sessize almalıyız. Bu şekilde onun çok katmanlı dünyasına girip filmi çözümleyebiliriz. Mi-son, intihar eden oğlunun intikamını almak için böyle bir yola başvurur ve dünyanın her yerinde aynı olan fedakâr anne duygusunu kullanarak onu buna inandırır. Evine girer girmez evi temizlemeye başlar. Ona yemek yapar. Gong-do onu sınamak için kendi vücudundan kopardığı bir et parçasını yemesini ister. Mi-son tereddüt etmeden onu çiğnemeye başlar ve yutar. Bu durum bir gece ikisinin arasında geçen telefon konuşmasında ninni söyleyince olay tam bir anne evlat ilişkisine dönüşür. Ama yönetmen satır aralarında intikam duygusunun varlığını bize sezdirir. Gong-do’un, Mi-son ile arasındaki diyalog da bize tam olarak bu duyguyu gösterir. Gorg-do, ”Para dediğin nedir ki?” diye sorar. Mi-son, “Para her şeyin başı ve sonudur,” der ve ekler: “Sevgi, onur, şiddet, öfke, nefret, kıskançlık, intikam ve ölüm,” der. Sonra âdeta altını çizercesine ve o duyguyu vererek, “İntikam,” der. Gorg-do bu mesajı alamaz. Çünkü Mi-son, rolünü kusursuz bir şekilde oynar. Buna anne içgüdülerini de başarıyla ekler. Bunun sonucunda Gong-do’da merhamet duyguları gelişir. Artık tefeciye borcu olan kurbanlarına acımaya başlar. Bu kadını kaybetme korkusu bütün ruhunu ve bedenini esir alır. Çünkü çocukluktan beri ruhunun en derin bölümü anne sevgisinin boşluğunu taşır. Bu boşluk anne olarak kendisini tanıtan Mi-son tarafından doyurmak istenir. Mi-son bir gün kendisinin başkaları tarafından kaçırıldığı numarasını yapar. Gong-do onu bulmak için kurbanlarının küçük sanayi atölyelerine ve gecekondu tarzı evlerine gider. Sonrasında Mi-son’un içeride olduğu atölyenin kapısını da açmak ister ama kilitlidir. Mi-son o esnada içerde intihar eden oğlunun tekerlekli sandalyesinde oturmuştur, ninni söyler. Bu sekans sayesinde Gong-do’nun onu da sakat bıraktığı için intihar ettiğini anlarız. Yıllardır Gong-do’nun yüzünden intihar eden oğlunun cesedini dondurucuda muhafaza eder, ta ki intikamını alıncaya kadar. Kendisini anne olarak Gong-do’ya tanıtan Mi-son'ın temel amacı ailesinden biri ölünce acısının ne kadar zor olduğunu anlamasını, onun da ruhunda bu acıyı hissetmesini ister. Onun için böyle bir yola başvurmuştur.

Filmin sonlarına doğru Mi-son, tefeciyi de filmin başında intihar eden oğlunun küçük atölyesini kapatmak için kullandığı kilidinde bağlı olduğu zincirle öldürür. Sonra da oradan ayrılıp üç katlı inşaata gider. Gong-do’yu oraya çağırır; sanki arkasında onu aşağıya atacak birinin olduğuna Gong-do’yu inandırır. Gong-do annesini aşağıya atmamak için yere çökerek ayağına kapanır, ona yalvaracak şekilde yerde oturur. Mi-son onun daha fazla acı çekmesi ister; amacı onun ruhunu cezalandırmaktır. Sonra kendini aşağı atar. Gong-do, onu gömmek için toprağı kazdığında intihar eden oğlunu görür, üzerinde ördüğü kazak vardır. Üçünün aynı mezarın içinde uzanmış olduğu sekans hayranlık uyandırıyor. Sonrasında Gong-do, intihar eden karakterin zinciriyle filmin başında eşini sakat bıraktığı adamın evine gider. O zincirle kendini pikabın altına bağlayarak intihar eder. Bu durum bir nevi o aileden bir özür dileme olarak da okunabilir.

“Hani insan her şeyi unutarak yaşayabilirdi ama her şeyi hatırlayarak yaşayamazdı. Hani unutmak, insan soyunun en büyük şifasıydı. (Zülfü Livaneli)

İzlemeniz dileğiyle.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR