4 Temmuz 2018 Gezi

Romantizmi Ayaklandıracak Şehir: Brugge


Twitter'da Paylaş
0

Filmi izleyenler bilir! Çan Kulesi önemli bir ayrıntıdır. Avrupa’nın birçok şehrinde meydanlara ve kanallara rastlamak mümkün. Zaten Brugge için de Kuzeyin Venedik’i denir.

Gezip-görme; bunu bir kenara yazar mısınız?
Örneğin dolabın üstüne görünür bir yazıyla.
Ortaçağdan kalma korunmuş bir şehir olduğunu izlemiş olduğum bir filmde görmüş, o an gitmeyi istemiştim. O zamanlar bunun için uygun şartlarım yoktu. Dahası yakın bir zamanda da buna olanak sağlayacak görünür bir çözüme sahip değildim. Fakat istemek, buna karşı koyamıyorum. Neden mi?
Şükrü Erbaş bir şiirinde buna değinir. Kontrolümü kaybetmeme neden olan o sözler:
"İstemenin kuralı yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz..."

Brugge şehir gezi Belçika

Bir ortaçağ şehrini görmeye heveslenmişken şiire neden uzandım ki?
Belki de isteklerimi sağlam bir zemine dayandırmak istiyorum. (Olabilir.)
Bu dağınık anlatım şeklim sizi korkutmasın! Birazdan elde soğuk bira, kiliseler, müzeler, çan kulesi, danteller ve çikolatanın enfes tadı, bunları da anlatacağım.

(Sadece biraz süre istiyorum.) Bir şehre gezmeye gitmeden önce buna iten nedenlerin birkaçına değinmem lazım. Brugge şehrini görme isteğim, yukarda da belirttim bir filmi izlerken oluşmuştu. (In Bruges)
Ya mevsimden ya da kendimden şımarık bir anlatım olacak. Başlamadan önce küçük bir sır vereyim mi? (Ver, demişsinizdir.)
Arada bir kendimi bişey sanıp sınırı ihlal ettiğimde, yürürüm! Uzak-yakın sokaklara düşerim. (Tavsiyedir, mesela büyüklere!)
"Gezmek insanı alçakgönüllü yapar. Dünyada aslında ne kadar da küçük bir yer kapladığımızı görmüş oluruz.” (Gustave Flaubert)
Daha da dağıtmadan mevzuyu filmin detaylarına geçeyim artık.

Brugge Belçika şehir gezi

İki kiralık katil olan Ray ve Ken zor bir işin ardından patronları Harry Waters tarafından Belçika’nın romantik şehri Brugge’a tatile yollanır. Bundan sonrası tam bir kara film. Şehirden nefret eden Ray ve şehrin harika mekânlarını tanıtan Ken’in diyalogları, güldüren, düşündüren atmosferde devam eder. Filmle ilgili yapılan yorumlara da baktım. Çoğu izleyicinin tıpkı benim gibi şehri görmeyi istediğine şahit olmuştum. Şehrin pek bir romantik olan duruşuna sevgiliyle gitmeyi tavsiye eden yorumları da okumuştum. (Ben tek gittim.)

Bilmem ne denli katılırsınız... Gezerken yalnızsam gezdiğim yere yanımda biri varsa ona bakarım.

Çiftlerin kötü bakışlarına daha fazla maruz kalmadan artık şehri anlatmaya başlasam iyi olacak.

Brugge

Bir ortaçağ şehri için denediğim bu gevşek anlatımın da bir nedeni var. Bütün o kilise çanlarının çıkardığı sesler dışında sessizlikle döşeli olan şehri biraz tebessüm ve şapşik ifadelerle kendime yaklaştırmak istiyorum. Taş sokaklarda ilerliyorum. (Brüksel’den trenle geldim.) Lacivert spor ayakkabılarının içinde terlemiş olan ayaklarıma bakıp daha rahat bir ayakkabı giymediğim için kendime kızarak başladığım gezi başka aksaklıklar da barındırıyor. Ama yapacak bir şey yok. Birçok aksaklık gezi içindeki birer heyecan. Bitmek üzere olan euro’cuklarım nedeniyle ikinci defa yenilmemiş olan midye, bu da var. Bütün aksaklıklar içinde beni en çok hüzünlendirmiş olan.

Brugge şehir gezi Belçika

Brugge, Belçika’nın kuzeybatısında bulunan bir liman şehri. Kuzey Denizi’ne kıyısı olan bu şehir aynı zamanda Flaman Bölgesi’nin de başşehri.
Flaman Bölgesi, Belçika’nın üç federal bölgesinden biri. Konuştukları dil, Flamanca.
Şehir küçük olunca ve bende iki terlemiş ayağı umursamayacak kadar çılgın olunca, yürüdüm. Çünkü meydana ulaşmak istiyorum. Meydanda bulunan Çan Kulesi’ne ulaşıp şehri şöyle bir yukardan izlemeliyim. Kanalları, sokakları, kiliseleri, parkları...

Filmi izleyenler bilir! Çan Kulesi önemli bir ayrıntıdır. Avrupa’nın birçok şehrinde meydanlara ve kanallara rastlamak mümkün. Zaten Brugge için de Kuzeyin Venedik’i denir.
Meydanda bulunan Belfrey Kulesi, 366 adet merdiven... (Hiç sorun değil!)
Yukarıdayım! Harika bir manzara, tel örgülerle çevrelenmiş. (Olsun!) Şarjım bittiği için hiç fotoğraf çekemedim. Birkaç aksaklık oldu. (Bu çok can sıkıcı.)
Aşağıdayım!
Dört yüz civarı merdiven, –in çık– acıktırabilir.

Önüme çıkan bazı seçenekler: patates kızartması, tencerede haşlanmış midye, waffle ve sosis.
Bunlar ana öğün. Biraz şaşırdığımı inkâr etmiyorum. Ama gittiğim yerlerdeki yemek kültürüne, kendi alıştığım damak tatları ve sunum şeklinin sınırlarıyla yaklaşmam. Tencerede haşlanmış midye, harika! Daha sonra ara sokaklarda gezerken yediğim patates kızartması ve çikolatalar, onlar da enfesti.
Belçikalılar sabah ve akşam yemeklerini hafif, öğlen yemeklerini ağır bir menüyle geçiriyorlarmış. Telefonun arama motorunda Fransız karidesi ya da öbür adıyla gri karidesi araştırıyordum, tesadüfen bu bilgiye de rastladım.

Belki siz gidince gri karidesi denersiniz.
Sokaklarda yapılan uzun yürüyüşlerden sonra molaları genellikle şehrin birçok yerinde bulunan parklarda verdim. (Terlemiş ayaklarımı dinlendirmeye hep özen gösterdim.)

Bu molalardan birini, Koning Albertpark’ın çimenlerine uzanıp yanı başımda akan serin suyun sesiyle uyumuş olarak tamamladım.

Brugge şehir gezi Belçika

İlk defa bir parkta uyuyorum. Güvenli olduğuna ve rahatsız edilmeyeceğime ne çabuk alıştım.
Steensrraat Caddesi’ne, köprülere ve sandalla gezen birçok turiste el sallayıp yakışıklı bir Çinliden fotoğrafımı çekmesini de istedim. Çinli olduğunu düşünüyorum. Uzakdoğulu insanları ayırt etme konusunda yeterli bilgiye sahip değilim. Çoğu birbirine benziyor. Ama bir şey var ki! Onlar kadar fotoğraf çekmeyi seven bir milletle karşılaşmadım. (Bu bir yargılama içermiyor.) Ama yine de birçok yerde bunu durmadan yapıyor olmaları... bazen ters ters baktım. Dinlenmek için mola verdiğim park, –Koning Albertpark– eskiden bir manastırın bahçesiymiş. Biraz da bundan olsa huzurla uyudum. (Şaka yapıyorum.) Bu bilgiye, parkın ismini nasıl yazacağımı araştırırken ulaştım. Bu yazı uzadıkça uzuyor. Asıl ilginç bulduğum sokağı henüz anlatmadım. Beyaz evlerin sıralandığı sokağı not defterime “erkeksiz kadınlar sokağı” olarak not almışım. Sokağa girince dikkatim çeken dantel perdeli evleri, geziden önce araştırmıştım. Yola çıkmadan birkaç gün önce şehirle ilgili araştırma yapmış, filmi izlerken de notlar almıştım. Şehirde bulunduğum üç gün boyunca notların çok yararı oldu.
Eski dönemlerde Beguine adı verilen Katolik kilisesine bağlı bu evlerde hemşireler yaşıyor. Hollanda ile Belçika topraklarında hâlâ varlıklarını sürdürüyorlar.
Bu hemşireler ya hiç evlenmemiş ya da dul kalmış kadınlardan oluşuyor.
Beyaz evler, yemyeşil çimenler, her sokakta karşıma çıkan sevimli çikolata dükkânları ve gündüzü kadar gece ışıklarıyla da ayrı bir güzellik kazanan Aziz Salvator Katedrali, filmdeki görüntülerinden daha etkileyiciydi.

Şehirde bulunan inanç yerleri, nüfusun üç katına yetecek kadar çok. (Bu abartı değil!)
Tamamen korunmuş birçok Gotik mimari örneği, insana bir animasyon şehirdeymiş izlenimi veriyor. Sırtımda siyah bir çanta, ayağımda lacivert spor ayakkabı, birçok sokağı yürüyerek geçtim.

Beş yüzden fazla bira çeşidine sahip Belçika'da fiyatların makul, insanların biraz soğuk ama Brugge’da her şeyin romantizmi ayaklandıracak kadar güzel olduğunu söylemem gerekiyor.

Şehirden ayrılmadan önce bir dantel dükkânına uğrayıp birkaç küçük hediye aldım. Eğer Brugge’a yolunuz düşürse yanınızda bir sevgiliniz olsun. Bu durumun şehri görmeyi engelleyeceği konusunda yanılıyor olabilirim. Tavsiyeleri dinleyip ama uygulamak konusunda çok da hevesli olmamak gerekir. Bazen! (Yazmak istiyordu.)

 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR