Çevirmen, yazar Saliha Nilüfer, çocukları gerçeküstü bir yolculuğa davet ediyor. Yeni bir dünya düzeninin kurulduğu romandaki karakterin yol macerasına eşlik ediyoruz. 2021’de Günışığı Kitaplığı’ndan yayımlanan Gümüşsu Zamanı adlı kitabı ve yazma serüveni hakkında Saliha Nilüfer ile konuştuk.
Meltem Dağcı: 2006'da Bir Endülüs Hikâyesi adlı romanınızın ardından Yokoluş Serüveni (2016) adlı şiir kitabınız ve Ekosemelek Kuklaları İşbaşında (2018) adlı çocuk romanınız çıktı. Gümüşsu Zamanı bu yıl içerisinde Günışığı Kitaplığı etiketiyle yayımlandı. Bu çocuk romanınızın yazım süreci nasıl gelişti, neler yaptınız?
Saliha Nilüfer: Gümüşsu Zamanı üç dört yıl önce çocuğuma doğaçlama anlattığım bir hikâyeden çıktı. Başta konuyu farklı, mizahi yanı ağır basan bir dille ele almayı denedim. Bir iki denemenin ardından Sardun Şehri’nin mekân olarak, Minnu ve Gudi’nin de kahraman olarak kendiliğinden belirmesiyle metin de doğallığında fantastik bir anlatıya evrildi. Minnu’nun umut dolu yolculuğu ve keşfi hikâyeyi tamamen distopik olmaktan beni de ekolojik yıkım karşısında bütünüyle çaresiz hissetmekten kurtardı. Yaklaşık iki yıl, çevirilerden zaman buldukça düzenli olarak üzerinde çalıştım, bu arada bolca biyo-mimikri, masallarda simge dili gibi bana göre metni arka planda besleyen konulara yoğunlaştım. Geçen yıl pandemi başladığında aşağı yukarı son hâlini veriyordum.
MD: Bozkırın ortasındaki Sardun, kum fırtınalarından cam kubbeyle korunan bir şehir, mağaralar ve Hibris gezegeniyle beraber fantastik bir dünyayla karşılaşıyoruz. Yeni bir gelecek hayal eden çocuklar aslında bir nevi bugüne ayna tutuyorlar değil mi kitapta?
SN: Evet, haklısınız. Bugün göz göre göre kaybettiğimiz denizlerimiz, göllerimiz, ormanlarımız teknolojik olarak bizden ileride Sardun çocuklarının geçmişe dönük hayalini kurduğu ve ancak masallardan bildiği şeyler. Son zamanlarda bunu sıkça düşünüyorum, fantastik dediğimiz şey bir adım ötemizde, o kadar da fantastik ve uzak değil sanki.
MD: "Minnu’nun Yolculuğu" ve "Sardun Değişiyor" adlı iki bölümden oluşuyor kitap. "Bozkır", "Saldırgan Avamenalar", "Tunk Bilbanko Çöpmüze", "Eğreltigil’in Evi" ve "Göl Feneri" gibi bölümlerin birçoğunda gerçeküstü atmosfer yaratmaya yardımcı olarak beslendiğiniz kaynaklar nelerdir? Kitap, film, animasyon gibi.
SN: Bir atmosfer yaratırken hemen o an ya da öncesinde beslendiği bir kaynak var mıdır insanın bilmiyorum. Çünkü böyle bir şey aksine farklı, özgün bir şey üretme isteğiyle sizi uzaklaştırabilir de. Roberto Bolaño, romanlarını hayal gücünden çok belleğiyle yazdığını söyler. Bana göre de çok yerinde bir önerme bu. Bugüne dek şu veya bu yolla edindiğiniz bütün birikimin yeri geldiğinde hayal gücünün potasında farklılaşıp metnin seyrine göre dönüşüme uğrayarak işin içine girdiğini söyleyebiliriz. Minnu’nun hikâyesini yazarken bana eşlik eden müzikler ve Sardun Şehri’nin haritasıydı, hayali bir filmin içinde gezercesine kahramanlar ve mekânlar sırası geldikçe Bozkır’ın ve Otlağın içinden çıkıp karşımda belirdiler.
MD: Masallar ve tekerlemeler bize göz kırpıyor kitapta. “Gümüşsu zamanı... tor torak filizlenir.” Çocuklar yol boyunca tekrar edilen tekerlemenin sırrına ulaşmak ister. Sizin de sevdiğiniz/hatırladığınız masal/tekerleme var mıdır?
SN: Olmaz mı… Birçoğunu unuttuğumu itiraf etmeliyim ama dedemin cüssesine aldırmadan çiftetelli yaparak söylediği bir tekerleme vardı, muhtemelen o da babasından öğrenmişti, ben de çocuğuma öğrettim. Kimse duymadığı, hiçbir yerde bilinmediği ve sözleri eğlenceli olduğu için çocukken söyledik mi epey sükse yapardık. Yıllarca o tekerlemenin aslını astarını, hangi koşullarda söylendiğini merak edip durdum. Aslında büyüklerin anlattığı her şeyi dinlemeye bayılırdım, ne anlatılırsa anlatılsın can kulağıyla dinlerdim, eğriyi doğruyu hayatın içindeki acıklı, son derece matrak saçma yanları ayırt etmeyi o anlatımlarda bire bir duyumsayarak öğrendim sanıyorum - sözlü tarih benim çocukluk anılarımda epey önemli bir yere sahip.
MD: Ekoloji, tarım, gelecek, keşifler ve tarih gibi çağrışımları kitap boyunca görebiliyoruz. Bu temaların etrafında yoğunlaşmanız bilinçli bir tercih miydi?
SN: Yaşadığımız açmazlar üzerine kafa yorarken beş altı sene önce alternatif teknoloji hareketlerini yakınen inceleme fırsatı buldum. Daldan dala derken biyomimikriyle tanıştım. Biyomimikri sorunların çözümünü doğada arayan, “Doğa bu soruna nasıl çözüm bulmuş” sorusunu yöneltmeyi salık veren nispeten yeni bir disiplin. Özümde çok genç yaşlardan beri “doğaya dönmeliyiz çok uzaklaştık” çağrısı hep vardı, bunun bir bilim dalında karşılığının olduğunu öğrenmekse beni çok sevindirdi. Sorunların çözümüne hangi çerçeveden bakılması gerektiğini kafamda somutlayabildim. Dolayısıyla sözünü ettiğiniz çağrışımlar bu süre boyunca okuduklarımın, arayışlarımın bir neticesi olsa gerek.
MD: Kitabınızın hem masalsı ve hem de büyülü bir yönü var. Doğanın tahrip edilmediği ve çocuklara yaşanacak güzel bir gelecek bırakabileceğimiz başka bir dünya mümkün müdür?
SN: Çok teşekkür ederim bu yorumunuz için. Genel olarak herkeste çok fazla umutsuzluk var, bireyler olarak sürdürülebilir dünya için küçük katkılarımız devasa endüstriyel tahribatların yanında pek az etkide bulunuyormuş gibi geliyor. Bence hem bireyler olarak hayatlarımızı kökten değiştirmeli, tüketim odaklı hayatımızı gözden geçirmeli hem de yönetimlerden büyük endüstriyel tahribatların önüne geçen adımları ısrarla talep etmeliyiz. Belki hâlâ çok geç değil ama bazı türlerin neslinin tükenmesi, okyanusların plastiğe boğulması, canlı türlerinin sayısının azalması, vb. gibi konularda geç kaldığımız nokta da çok fazla. Yani hemen bugün başlayarak bir şeyleri değiştirirsek, evet, neden olmasın diyelim ve umut edelim.
MD: Çocukluk ve gençlik döneminde Saliha Nilüfer’in kitaplığında hangi yazarlar yer alıyordu?
SN: Okumaya ilk çizgi romanlarla başladım, ilkokulda Aziz Nesin’in bütün kitaplarını okudum. Ortaokulda kendi aldığım ilk kitap Stephen King’di ve tiyatrolar sayesinde Bertolt Brecht, Dario Fo, Çehov, Haldun Taner’i tanıdım. Harçlığım neye yeterse alıp okuduğum lise yıllarından anımsadıklarım Dostoyevski, Milan Kundera, Oğuz Atay, Silvia Plath, Erdal Öz, Nazım Hikmet. Hayatımı yazıyla devam ettirme kararı aldıktan sonra ilk metinler, ilk filozoflar, destanlar, şiirle yatıp kalkarken T.S Eliot, Enis Batur, Rilke, Oktay Rıfat, George Perec, Edip Cansever, Lale Müldür, Turgut Uyar, Sait Maden... Sonrasıysa daha bilinçli tercihlerle Dünya ve Türk edebiyatı… Bizleri bugüne sağ salim taşıyan o muazzam birikimin önünde saygıyla eğiliyorum.
MD: Son olarak, yeni kitap çalışmanız var mıdır?
SN: Biri 2016’da diğer ikisi geçen yıl başladığım üç çocuk kitabım var. On yıldır masada tamamlanmayı bekleyen, 2. Dünya Savaşı’nda Romanları konu alan bir romanım, yine uzun yıllar önce yazdığım, dramaturg bir arkadaşla son hâlini vermeyi umduğum bir de tiyatro oyunu.


.jpg)



