Dostoyevski’nin cümleleri başkasının yazdıklarının arasından, öteki metinlerin içinden uzanıp kendini hatırlatacak kadar ezici. Ve bu, bir yazarın okurunda bırakacağı en kalıcı, en güçlü iz belki de.
Düşünsem birkaç tane daha bulabilirim, ama benim için en belirgin örnek – belki okurluk serüvenimde bir ilk olduğu için, belki de mevzunun ürkütücü doğasından dolayı – bir idam mahkumunun infazdan önceki son beş dakikası için plan yapışını ve çeşitli anı parçalarını düşünmek üzere bu süreyi kafasında bölümlere ayırışını anlatan sayfalardır. Evet, Budala’dan bahsediyorum, Prens Mişkin’in romanın başlarında anlattığı o çarpıcı hikâyeden. Kitabı ilk okuduğumda bu bölümün o kadar çok etkisi altında kalmıştım ki sonradan, galiba ertesi gün, başka bir kitabı karıştırırken kendimi yine o mahkûmun zihninin içinde bulmuştum. Nereden gelmişse gelmiş, Prens Mişkin’in anlattığı hikâye o an okuduğum metinle arama girivermişti. Elimdeki kitabı bir kenara koyup, ben de pencereden dışarıya, evlerin kırmızı çatılarına, gökteki bulutlara bakmıştım, şaşırarak. Sanki onları ilk kez görüyordum.

Kendi ölüm tarihini aşağı yukarı bilen bir insanın bu durum üzerine neler düşünüyor olabileceği sorusu psikolojiden edebiyata pek çok disiplinin ilgisini çekmiştir. Ben de “Panayırdan Önce” adlı öykümde bu konuyu işlemiştim. Bugün tıptaki gelişmeler hasta yakınlarına bir deadline vermeyi – nerdeyse nokta atışı denecek kadar – olanaklı kılıyor. Doktorlar gerek tecrübeleri, gerek ellerindeki teknik imkanlar sayesinde belirli hale getiriyorlar büyük bilinmezi, en geç şubat ayı diyorlar, mesela. Kuşkusuz Prens Mişkin’in hikâyesindeki adamın “olası eceli” suçluya verilmiş bir ceza olarak bir başka düzlemde işliyor. Gene de bu durum, idama mahkûm olan kişinin çıkacağı son yürüyüşü ve geçeceği son yolu daha önemsiz ve daha az ilginç kılmıyor.
Dostoyevski bizzat yaşamıştır bunu, yani aslında kendi hikâyesini anlatır Prensin ağzından. Ancak anlatımdaki bu kudret ve çarpıcılığa ne demeli? Burada büyük bir kavrayış ve görkemli bir aktarım var. Dostoyevski’nin cümleleri başkasının yazdıklarının arasından, öteki metinlerin içinden uzanıp kendini hatırlatacak kadar ezici. Ve bu, bir yazarın okurunda bırakacağı en kalıcı, en güçlü iz belki de.
Bir kitabı başka bir kitapla aldatmak! Alternatifleri düşünüldüğünde o kadar da kötü bir şey değil aslında.






