Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Temmuz 2022

Sanat

Sanatçının İdealize Edilen Portresi

Vildan Çetin

Paylaş

1

0


Eseri, sahibinden ayrı tutabilir miyiz? Soru bu mu olmalı? Yoksa, sanatçı topluma örnek olma baskısı altındayken özgür üretim yapabilir mi sorusunu sorduktan sonra, eserin değeri ile sanatçının kişiliği arasındaki bağı mı sorgulamaya geçmeliyiz?

Yaratma edimi karşısında duyulan endişeli coşkudan kaynaklanan başarısızlık korkusu* nedeniyle ruh sağlığı bozulan ve…. Cümleye böyle devam edersek; sanatçının mesleki ayrıcalığı doğal bir sınıf oluşturduğundan bazı cezalardan da muaf tutulmalı diye devam etmemiz gerekir. Sanatçının bazı kesimlerce bilinçli olarak idealize edilen portresi, her türlü eylemini de geniş bir bahane şemsiyesi altında mazur göstermek üzere hazır bekliyor gibi. Etik ve haliyle doğru olan ise yasa karşısında eşitliğe inanarak özen göstermek.

Kadın düşmanlığından ırkçılığa, tecavüzden tacize, çocuk istismarından insan öldürmeye, alkol ve uyuşturucu etkisi altındayken canlılara ve çevreye zarar vermeye, esinlenmeden çalmaya ve dahi başkasının işini sahiplenmeye kadar… pek çok konuda şahane olaylara imza atan sanatçı, davranışları sebebiyle kendisi gibi eserlerini de yok sayma ile cezalandırılmalı mı?

Eserlerini Bilmesen Sevmezsin Bence

Edebi çevrelerden isim vermeden örneklemeler sıralamak istiyorum. Bakalım ismi ve eseri olmadan bu insanlar ne kadar muteber.

Birinci örneğim pek çok yazar ve sanatçıyı komünist, siyah, yahudi, eşcinsel diyerek fişleyen ve bu listeyi (United Kingdom's Foreign Office/IRD) Birleşik Krallık Bilgi Araştırma Departmanına veren biri.* Bu şekilde insanların iş bulmalarına, sanatlarını istedikleri gibi yapmalarına engel oluyor. Üstelik paranoyaklık derecesinde herkesten şüpheleniyor da. Etkili makamlara çeşitli mektuplar yazarak şikâyetlerde bulunuyor.

İkinci ismimiz, on çocuğunun annesini fazla şişman, çirkin ve yorgun olduğu için on sekiz yaşındaki metresi ile aldatıyor. Yetinmiyor, boşanmak yerine basındaki gücünü kullanarak büyük bir karalama kampanyası başlatıyor. Çocuklarının ağzından yayınlattığı mektupta ‘annelerini sevmedikleri’ yazıyor. Düşünün Viktorya döneminin en ünlü yazarlarından biriyle evlisiniz ve hakkınızda bu tip haberler çıkıyor. Sonunda da karısını mahkemeye verip tüm çocukların velayetini alıyor. Eski eşinin çocukları düzenli olarak görmesini de engelliyor. Kadın ortada kalıyor.

Favori kitaplarımdan birinin yazarı bu bey ise koyu bir ırkçı. Meksikalılardan Afrikalılara kadar beyaz olmayan herkes nefretinin hedef tahtasında.

Bu yazarımızdan, anlatanların yalancısıyım, yayıncılık şirketi Alfred A. Knopf'ta çalışan herkes nefret ediyor. Ne zaman ofise uğrasa sekreterlere hizmetçi gibi davranır ve herkese bağırıyormuş. Yayınevi yöneticileri en sonunda ya kendini hakim olmasını ya da dışarı çıkmasını söylediğinde ofisteki herkes masalarına geçip tezahürat yapmış. İlk karısına göre ise o kadar kötü biriymiş ki "Çürük Roald" lakabı ile çağrılırmış. Huysuzluğunun yanı sıra, ırkçı ve Yahudi aleyhtarıymış da.

Şimdiye kadar yazılmış en korkunç kitaplardan birinin yazarı bu beyimiz, on beş yaşında bir kızı uzun süre taciz ettikten sonra tecavüz etmeye çalışmış. Kız elinden zor kurtulmuş.

Sıradaki pek yetenekli yazarımız için New York Times'a verdiği röportajda ‘gerçekten korkunç bir insan, canavardı’ diyen kişi ise kızı. Sizce neden bir insan babası hakkında bu kadar korkunç bir şey söyler? Annesini neredeyse bıçaklayarak öldürmeye çalıştığı için olabilir mi? Nedeni de şu: Beyimizin hanımı, Dostoyevski kadar iyi bir yazar olmadığını iddia ediyor. Bu bey de bir çakı kapıp saldırıya geçiyor. Ve karısını karnından ve sırtından öldüresiye bıçaklıyor.***

Liste çok uzun. Başındaki elmayı vuracağım diye karısını öldüren William S. Burroughs, karısını boğarak öldüren filozof Louis Althusser, isim vermesem de tanıyacağınızdan emin olduğum pedofili: Vladimir Nabokov ve on bir yaşında bir çocuğa aşık olup evlenme teklif eden Lewis Carroll…    

Sorun sadece edebiyatta değil. Sorun sadece cinsel içerikle veya şiddetle de ilgili değil. Sanatçının kişilik dezenformasyonu gibi etik ile ilgili sorunları da evrensel. İki Oscar ödüllü İranlı yönetmen Ashgar Farhadi'yi biliyorsunuzdur. 2021 yılında Cannes'da Grand Prix ödülünü kazanan Kahraman (A Hero) filminin hikâyesinin kendi belgeseli All Winners, All Losers/Tüm Galipler, Tüm Mağluplar'dan çalındığını iddia eden eski sinema öğrencisi Azadeh Masihzadeh’nin mahkemeye gittiğini de duymuşsunuzdur. İran mahkemeleri Farhadi'yi intihalden suçlu buldu. Cezası henüz belli olmadı. Diyorum ya liste her alanda çok uzun.

Gelelim Türk edebiyat çevrelerine. İletişim Yayınları, Emrah Serbes’in tefrika halinde Ot dergisinde yayınlanan öykülerini Çekiç ve Gül adı altında kitap haline getirerek yayınladı. Ot dergisi yayınladığında infial yaratmayan öyküler, kitap haline getirilip basılınca tepki furyası başladı. Serbes, alkollü araç kullanırken kaza yaparak üç cana kıymış, ancak kaza yerinden kaçmıştı. Bu yetmezmiş gibi altı gün saklandığı sırada suçu başka bir arkadaşı üstlenmişti. Üç kişiyi öldüren yazar, Pandemi özel koşulları sayesinde artık dışarıda.

Geçim Derdindeki Sanatçının Kendiyle Çeliştiği Gösteri Alanları

Eser ve sahibi arasına konacak mesafenin muhteviyatı tartışması işte bu noktada başka bir yöne evriliyor. Çünkü etik üstünden konuşuyorsak eğer, yanıtlanması gereken çok önemli bir başka soru daha var: Geçim derdindeki sanatçının kendiyle çeliştiği gösteri alanlarındaki eserleri saygı ve değer hak ediyor mu?

Sanatın başka bir dalında yeniden üretilerek ticari bir ürüne dönüşen eser, getirdiği kazanç ile doğal olarak sahibinin yaşam kalitesini de artırıyor. Emrah Serbes örneğinde olduğu gibi böylece iyi marka bir araca binip ölümcül bir kazadan burnunuz yara almadan kurtulabiliyorsunuz. Bunda sorun yok. Sorunun temeli şu: Serbes, sistemi eleştiren bir yazar. Servetini, dibine kadar sistem eleştirisi yaptığı eserler yoluyla kazanıyor. Bunun için de Ot gibi aykırı olduğunu bildiğimiz dergilerde yazılar yayınlıyor. Ancak sıra kendine geldiğinde işler değişiyor. Mazlumun yanında ve yaptığının farkında olmak yerine, eleştirdiği sistemin açıklarının avcısı ve dahi kullanıcısı oluyor. Alkollü araç kullanarak üç kişinin ölmesine neden olan, yerine başkasını suçlu göstermekte beis görmeyen biri, eserlerinde eleştirdiği düzenin açıklarından yararlanarak çok kısa süreli bir ceza ile kurtulmak için sistemi devreye sokuyorsa, okur yazdıklarında ne gibi bir samimiyet ve lezzet bulacak? Tüm bu olan bitenin ardından hangi cins okur Serbes’in yazdıklarını salt ticari bir ürün değil, edebiyat olarak değerlendirecek. Anladığımız üzere, adı ne denli afili olursa olsun nihayetinde yayınevleri de gerektiğinde etik kuralları kazanç uğruna esnetebilen ticari kurumlar. Esas mesele bunların ayırdında olabilmek. Kitabı satın alıp almamak ise okurun bileceği iş.

1- George Orwell, 2- Charles Dickens, 3- Jack London, 4- Roald Dahl, 5- William Golding, 6- Norman Mailer
 

*Bu cümleyi Hillsider Dergisindeki yazımda kullanmıştım. Meraklısına:

https://tazedismacunu.wordpress.com/2016/10/03/yazarlar-mi-daha-delidir-kahramanlari-mi/

 

**https://www.grunge.com/115638/respected-writers-actually-terrible-people/?utm_campaign=clip


***https://bookstr.com/list/5-authors-who-were-actually-terrible-people/

 

Kapak görseli: Kayla Dunham-Torres

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Game of Thrones'un Yazarı George RR Ma..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ayşe Begüm Çelik

5 Nisan 2025

Celladın Güzel Yüzü

Kendine bir in buldun. Gerçekten mi? Bu in, sana sığabilecek kadar küçük, dar bir yer mi? Sen ona sığabilecek kadar büyük, geniş misin? Hiç düşündün mü buraya nasıl geldiğini? Bir de utanmadan köpek var yanında. İt ve sen indesiniz. Sığıyor gibi davranıyorsun. Hakkındır.Kitaplarda..

Devamı..

Gecenin Deneyimine Direnen Gelecek Ufku

Josef Kılçıksız

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024