Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Nisan 2025

Söyleşi

Sabri Safiye: "Çocuklara söz söylemeden önce, bir an evvel kendimize ve çevremize bakışımızı değiştirmek zorundayız."

Kâmil Erenli

Paylaş

0

0


Hayal ürünü ve kurgu olsa da böyle bir konu hakkında yazmaya başlamadan önce derinlemesine bilgilenmek gerekiyor kuşkusuz.

Kâmil Erenli: Büyük Uyku, Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan dördüncü çocuk romanınız. Genellikle fantastik diyarlara, büyülü anlara yaptığınız yolculuk, bu romanda bitkilere çevirmiş rotasını. Son romanınız Dağınık Oda eğlenceli bir fantastik maceraydı. Böylesi “büyük” ve önemli bir meseleye geçişiniz nasıl oldu? 

Sabri Safiye: Bitkilerde, özellikle ağaçlarda beni kendine çeken bir şeyler hep var. Hatta beni meşgul eden “büyük” soruların vücut bulmuş halleridir diyebilirim onlar için. Sadece beni mi? Bunca kadim anlatıda sık sık karşımıza çıktıklarına, günümüzde hala sembolik niteliklerini koruyabildiklerine bakılırsa insan ve dünya hakkında düşünmek için önemli bir başlangıç noktası oluşturuyorlar. Ben, çocuklar için yazarken onları da farklı vesilelerle bu temel sorularla tanıştırmaya, kendi cevap arayışlarında onlara eşlik etmeye gayret ediyorum. Aslında Tüylü Bir Uzaylı Macerası Halfeti kitabında, romanın kahramanlarından Rıza’yı bir ağaçla “istek değiş tokuşuna” sokarak, bitkilerin dünyasındaki ilk kurgusal gezintimi yapmıştım. Kısacası Büyük Uyku’nun fikri zihnimde uzun zamandır alttan alta demlenmekteydi. İlk fırsatta da kaleme almış oldum.

KE: Romanda iki önemli soruya değiniyorsunuz: Bitkiler birkaç yüzyıl ortadan kaybolsa ne olur? Bitkilerin güvenini nasıl kazanabiliriz? Bu soruları sormak ve tartışmak sizce neden önemli?

SS: Tuhaf bir çağda yaşıyoruz. Bir yanda taş, kum, kayadan ibaret marsı nasıl yaşanabilir bir yer yapabileceğimizi konuşup planlar yaparken, diğer yanda kendi evimizi yani dünyayı çöle dönüştürmemize ne kadar az kaldığını tartışıp endişeleniyoruz. Burada büyük bir ironi görüyorum. Sanki kafamız epey karışmış gibi. Derin bir nefes alıp etrafımıza dikkatle bakmanın tam zamanıdır. Bu dünyadaki canlılık nasıl bir şeydir? İnsan olarak, biz bu yaşam okyanusunun neresindeyiz? Çevremizdeki her şeyi emrimize amade birer hammadde olarak gördüğümüz sürece, “bindiğimiz dalı kestiğimizi” fark etmemiz mümkün olabilir mi? Bence acilen bu bakışı terk etmemiz ve dünyayla yeniden tanışmamız gerekiyor, bu sefer göz teması kurarak, can kulağıyla dinleyerek. Belki o zaman aramızda yepyeni bir ilişki kurulur, bütün farklılıklarına rağmen birbirini destekleyen, kollayan, yaşamı çoğaltan bir ilişki. Yaşanabilir bir gelecek hayal etmek ancak böyle mümkün olacak, ki bu en çok çocuklar için önemli. Sahiden, bitkiler birkaç yüzyıl ortadan kaybolsa ne olur?

KE: Romanın ana kahramanı Kerem, Nergis sayesinde bitkiler hakkında pek çok şey öğrenmekle kalmıyor aynı zamanda doğayı dinlemeyi de öğreniyor. Roman boyunca Kerem’e bu konuda arkadaşı Nergis’in destek olduğunu/öğretmeni olduğunu biliyoruz. Kitabı yazarken, size de öğretmenlik yapan ya da yol gösteren kaynaklar ya da kişiler oldu mu?

SS: Hayal ürünü ve kurgu olsa da böyle bir konu hakkında yazmaya başlamadan önce derinlemesine bilgilenmek gerekiyor kuşkusuz. Etrafımızda bitkilerle çok özel ilişkiler kurmuş insanlar vardır mutlaka, belki annemiz, belki komşumuz, belki bir arkadaşımız. Onların sezgisel bilgi ve tecrübelerine kulak vermek, bizzat bazı doğa gezileri gerçekleştirmek, gözlemler yapmak çok önemli ama yeterli değil. Masa başında araştırmaya başladığımda karşıma ekolojist Suzanne Simard çıktı. Bu araştırmacı akademisyen, orman ekosistemi hakkında yepyeni bir perspektif sunuyor. Miselyum denilen mantar ağları üzerinden çevredeki zayıf ağaçlara besin gönderen “anne” ağaçları ve ormandaki bitkilerin tehlikelere karşı salgıladıkları kimyasallarla birbirlerini uyararak nasıl dayanıştıklarını ondan öğrendim. Ayrıca “Bitkilerin Bildikleri&Dünyaya Bitkilerin Gözünden Bakmak” (Daniel Chamovitz) adlı kitap bitkileri anlayabilmem için çok yardımcı oldu. Büyük Uyku’nun kurgusunda kilit bir rol oynayan “cıvık mantar” blob daha önce epey ilgimi çekmişti zaten; birkaç yıldır onunla ilgili ilginç haberler önüme düşüyordu; örneğin birden fazla nokta arasındaki en kullanışlı yolları bulma özelliği sayesinde Tokyo metro ağını neredeyse birebir yeniden tasarlayabilmesi gibi. İnternet üzerinde yaptığım uzun gezintiler sırasında, Anadolu florasının, neredeyse on üç kat daha geniş bir alan kaplayan Avrupa kıtasına yakın bir çeşitlilik sunduğunu fark ettim. Orman Genel Müdürlüğü’nün sitesindeki görseller ve bilgiler, ülkemiz ormanlarındaki ağaçlarla beni tekrar tanıştırdı. Bazen de kurgunun bir yerinde “Acaba şu özellikte bir canlı var mıdır?” diyerek araştırdığımda, karşıma beklediğimden de fantastik canlılar çıkıverdi, ışık saçan mantar Peri Ateşi gibi.

KE: Büyük Uykuda bitkilerin, mantarların, ormanların içine bir girip bir çıkıyoruz. Fazlasıyla gerçek ancak bir o kadar da fantastik bir evrene sürükleniyoruz. Bitkilerin ve doğanın bu kadar baş rolde olması fikri nasıl ortaya çıktı?

SS: Dediğim gibi evimiz olan bu dünyayı birçok canlıyla paylaşmamıza rağmen, nedense insan dışındaki tüm canlıları birer envanter kalemi ya da araştırma nesnesi gibi görmeye saplanmış durumdayız. Bilim ve teknolojideki gelişmeler, yaşama dair farkındalığımızı arttırmak yerine, diğer canlılarla aramızdaki yaşamsal bağları, fayda ilişkisi veya kuru bilgi haline sokarak küçümsememize neden oluyor adeta. İnsan biçiminden uzak canlılık, önem sıramızda da en altlara düşüveriyor. Örneğin ağaçlar birer karbondioksit-oksijen çevrim düzeneğine indirgenebiliyor. Zayıf, cılız ve işimize yaramayan otları önemseyen ise neredeyse kalmadı. Oysa biraz düşünürseniz, dünya üzerindeki asli canlılar bitkilerdir. Onlar sayesinde diğer canlılık, insan dahil, ayakta kalabiliyor. Bitkileri önemsemek, canlılığı önemsemekle, yani insanlar olarak birbirimizi önemsemekle eşanlamlı bana göre. Kısacası, bu kitapta başrolü onlara ben vermedim, onlar zaten daima başroldeydiler ve öyle de kalacaklar. Ben sadece çocuklara bunu hatırlatmak istedim.

KE: Günümüz çocukları tıpkı Kerem’in kasabaya taşınmadan önceki hali gibi. İlgisiz ve şekilci. Bitki nedir, canlı nedir, hatta doğa nedir, tüm bunlardan bihaberler. Sanırım bu yapay dünyayı onlara biraz da biz yetişkinler tasarlıyoruz. Bu noktada, çocukların doğanın sesine kulak vermelerini nasıl sağlayabiliriz?

SS: Çok haklısınız. Biz yetişkinlerin gelecek hayallerinde doğa göze hoş gelen bir arka plandan ya da hammadde stoğundan ibaret kaldıkça, çocuklar için yaşanabilir bir dünya devralma imkânı da giderek azalıyor. Çocuklara söz söylemeden önce, bir an evvel kendimize ve çevremize bakışımızı değiştirmek zorundayız. Bunun kes-yapıştır bir yolu var mıdır, emin değilim. Bence her durumda, sezgisel bir keşfe ihtiyacımız var. Aradığımız ipucu aslında kendi içimizde. Çünkü eğer doğadan bahsedeceksek, bu doğa zaten bizi de kapsıyor. Çocuklara da tıpkı Nergis’in yaptığı gibi, etraftaki gürültüyü bastırıp kendi iç seslerine kulak vermeyi öğretmek bence en etkili yöntem olacaktır. Bu sese kulak verirsek, tüm doğaya da kulak vermiş olacağız. O zaman her şey, olması gerektiği gibi, yeniden anlam kazanabilir; sürekli ormanı ziyaret edecek imkânımız olmasa bile, sokağımızdaki ıhlamur ağacı, pencere pervazındaki sardunya, odamızda vızıldayan arı, beton çatlağındaki yosun bize çıkış yolunu gösterebilir. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Galler Mitolojisinin Unutulan Yaratıkl..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Lacroix

20 Kasım 2025

Sürüngen Beyni ve Öteki Nöro-mitler

Asıl problem bu testlerin şirketler tarafından aşırı ciddiye alınması ve çalışanların hayatını derinden etkileyen terfi ya da performans ölçümü gibi kararlarda bu testlere güvenilmesi.Etrafımız kişilik testlerinden bilişsel uyaranlara kadar etrafımız nörobilimsel o..

Devamı..

Polat Özlüoğlu: "Hayatlarını devrime f..

K. Yörükoğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024